Duyuru

Daraltma
Henüz duyuru yok.

Büyük Türk Mustafa Kemal Atatürk!

Daraltma
Bu sabit bir konudur.
X
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Temizle
yeni gönderiler

  • #31
    Hayatindakİ Bazi Sonlar
    HAYATINDAKİ BAZI SONLAR


    • Anlamlı son sözü, "Saat kaç" olmuştu.

    • Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp'e, son söz olarak "Vealeykümüsselam " dedi.

    • Koma içinde manası anlaşılamayan ve devamlı olarak tekrarladığı söz "aman dil...aman dil..."di.

    • Son aldığı gıda, 8 Kasım 1938 Salı günü, saat 18.35'de dört kaşık elma suyu oldu.

    • Son yemek istediği sebze, enginardı.

    • Son verilen ilaç, ölüm halinden kırk dakika önce, saat 8.25'de, 1/8 aubaine'di.

    • Hekimler ölüm raporunu imzalarken, son olarak elini öpen ve gözlerini kapayan Prof. Dr. Mim Kemal Öke idi.
    İmzam yok parmak bassam olurmu ?

    Yorum


    • #32
      birleşmittle ilgili bir şey daha vardır dünyada bir lider ilkkez anıyolardı yani Atatürktü isveç buna karşı çıkmış sonra güzel bir anıyla bu hatasını anlamış ve her yıl anılıyordu tam ne olarak anılıyordu unuttum

      Yorum


      • #33
        Bazıları Atatürk'ü bizim takımın tafartarıydı diye anar, bizler; Atamız, kanımız, canımız olduğu için anarız...

        Yorum


        • #34
          o bazıları atamızı anmasınlar atamın kemekleri sızlıyor hem bizim takımı tutuyordu diyor hemde cumhuriyet adını veriyolar kendilerine bıraksınlar bu boş şeyleri

          Yorum


          • #35
            Atatürk'ün Tabutunun Açılışı
            Kefen sıyrıldı ve...

            Özel solüsyonla ıslatılmış pamuk kitlesi kaldırılınca
            Ata'nın yüzü ortaya çıktı. Derisi kahverengi bir hal almış, ama hatları
            bozulmamıştı.Sanki uyuyordu...

            8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00'da Prof. Dr. Kamile
            Şevki Mutlu'nun ev telefonu çaldı. Prof. Mutlu, Ankara Tıp Fakültesi
            Histoloji ve Ambriyoloji Kürsüsü Başkanı'ydı.Patalogdu. Arayan
            ise Ankara Valisi Kemal Aygün'dü...
            Aygün, "Hocam" dedi, "10 Kasım günü Atamızın naaşını
            Anıtkabir'e taşıyacağız. Bunun için bir komite kurduk. Naaşı
            geleneklere uygun olarak toprağa defnedeceğiz. Ancak bozulmadan
            korunduğunu belgelemek için muayene etmenizi rica
            ediyoruz."Prof. Mutlu önce reddetti. Mutlu, o sırada 40 derece ateşle yatıyordu.
            Hastalığını gerekçe göstererek bu görevi bir başka meslektaşının yapmasını
            rica etti.Ancak Vali Aygün ısrarcıydı: "Ben sizi sarar sarmalar
            götürürüm, bu tarihi bir görev" dedi. Mutlu kabul etti ve 9 Kasım sabahı
            Etnografya Müzesi'ne gitti. Başbakan Adnan Menderes oradaydı.
            Meclis Başkanı Refik Koraltan ve eski başkan Abdülhalik Renda
            da...Mutlu, görevden affını istemekle ne büyük hata ettiğini o zaman anladı.

            Gerçekten tarihi bir tanıklıktı bu...
            Ata'nın gül ağacından tabutu, 4 Kasım günü, geçici
            kabrinden çıkarılıp müzenin holündeki mermer katafalka konulmuştu. Bir
            hafta boyunca sırayla öğrenciler, subaylar ve generaller katafalk
            başında nöbet tutmuştu. Nihayet tabutun açılma günü gelip de komite
            üyeleri tamam olunca Prof. Kamile Mutlu "Başlayın" talimatını verdi.
            Bunun üzerine tabutun vidaları söküldü. Tahta tabutun içinde madeni
            bir sanduka bulunuyordu. Bu sandukada gaz birikmiş olma ihtimali
            düşünülerek önce bir burgu ile delik açıldı. Gaz ya da koku
            çıkmadı.Sanduka
            talaş doluydu.
            Sandukanın içi, muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı
            doluydu. Bu talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplandı. Talaşın arasında,
            ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu. Bu,cesedi muhafaza
            için kullanılan solüsyondan bir numuneydi. Üzerinde terkibi
            yazılıydı.Ata'nın naaşı beyaz kefene sarılmış, sonra kahverengi
            bir muşambayla kaplanmıştı.Sargıları açmaya başladılar. Herkes
            nefesini tutmuştu. Çünkü, "Naaş çürüyüp bozulmuş, çıkan gazlar tabutu
            patlatmış,nöbetçi er, kokudan bayılmış" diye bir sürü söylenti
            geziniyordu. Ve 15 yıl sonra ilk kez Ata'nın yüzünü göreceklerdi.Kefenin sargıları aralanınca Prof. Kamile Şevki Mutlu, orada bulunanların
            yardımıyla katafalka çıktı ve Atatürk'ün yüzüne baktı. Ata'nın derisi
            kahverengi bir hal almış, ama yüz hatları bozulmamıştı. Menderes sapsarı
            olmuştu Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle
            anlatacaktı:
            "Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırılınca Ata'nın heykel gibi duran yüzü
            ile karşılaştım. Uzun sarı saçlarından ince bir tutam, sol göz
            kapağının üzerine düşmüştü. Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'ndaki yatağında
            uyuyor gibiydi."
            Prof. Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktılar.En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de yanındakilerin yardımıyla katafalka çıktı,ürkek bir şekilde aşağı, tabuta doğru baktı. O an ne olduğunu Prof. Kamile Mutlu'dan aktaralım:
            "Menderes çok heyecanlandı.Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı. En sona Abdülhalik Renda kalmıştı. O da Ata'yla karşı karşıya gelir gelmez tabutun yanına yığılıverdi. Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser,orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı
            gösterdi ve şöyle dedi:"Bu kâğıdı,Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım
            gönderdi.Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstüne konmasını istiyor."Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. "Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.Komiser kâğıdı katlayıp cebine koydu ve uzaklaştı. Bütün işlemler bittikten sonra salonda bulunanlar naaşın iki yanından geçip hep bir ağızdan besmele çektiler ve cesedi yeni tabuta yerleştirdiler. Bu tabut da 15 yıl içinde yattığı büyük gül ağacı tabutun içine konuldu. Üzeri
            bayrakla örtüldükten sonra kapağı kapatıldı. Ve 10 Kasım sabahı, Ata'nın naaşı 15 yıl önce onu Dolmabahçe'den Ankara'ya taşıyan top arabasına yerleştirilip son durağı olacak Anıtkabir'e taşındı. Artık ebediyen orada kalacaktı...
            Atatürk'ün tabutu, Menderes'in huzurunda açılmıştı Ata'nın 15 yıl Etnografya Müzesi'nde bekletilen naaşı,12 askerin omuzları üzerinde oradan alınmış ve 136 asteğmenin çektiği bir top arabası ve matem marşı eşliğinde Anıtkabir'e taşınmıştı.Radyodan naklen yayımlanan o görkemli tören, en az 15 yıl önceki kadar hüzünlüdür. Ancak o törenden hemen önce yaşananlar, tarihçilerin pek ilgisini çekmemiştir. Bilindiği gibi, Anıtkabir yapılana dek, Atatürk'ün
            naaşının korunabilmesi için "tahnit" denilen bir işlem yapılmıştı. Gülhane Patolojik Anatomi profesörü Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve üzerine formüllerin yapıştırıldığı iki küçük ilaç şişesi, Ata'nın koltuk altlarına yerleştirilmişti. Bu işlem sayesinde Ata'nın naaşı da -diyelim bugün Lenin'in mozolesinde olduğu gibi öldüğü günkü haliyle korunabilirdi. Ancak İslam dini, ölünün defnini
            şart koştuğundan,geçici tahnitin bozulması şarttı. Nakilden önce, bu işlem için bir komite kuruldu. O komite,törenden bir gün önce, Başbakan Adnan Menderes'in huzurunda Atatürk'ün tabutunun açılmasını kararlaştırdı.Tabut açılınca tahnit bozulacak ve ceset çürümeye başlayacaktı.Bir başka deyişle
            Atatürk'ün (mumyalanmış gibi) korunmuş naaşını son görenler, o törene
            katılanlar olacaktı. Atatürk'le ilgili belgesel çalışmaları sırasında o törene
            katılanların bir kısmıyla konuşmuştuk.Bu yazıda yer alan bilgilerin bir kısmı o tanıklıklara, önemli bir bölümü ise değerli Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof.Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına dayanıyor. Ata'nın yarım asır önceki son yolculuğu, sanırım bu ayrıntılarla
            daha da ilginç bir boyut kazanıyor.

            Atatürk'ü son görenler anlatıyor:

            'Yüzünde iki günlük sakal vardı'
            Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. O yüzden 50 yıl önceki o töreni ve tabutun içindeki Atatürk'ü son kez görme fırsatı buldular. İzlenimlerini şöyle anlattılar:
            • OSMAN ERSOY: "Sağlığında görmemiştim Atatürk'ü... Korkunç
            heyecanlıydım. Biz çalışanlar, asistanlar, memurlar sıra ile katafalka çıktık. Oldukça sararmış ve küçülmüş bir çehre... 1 - 2 günlük sakalı vardı. Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu." ' Gözleri aralıktı'

            • HALİDE İNTEPE: "Tabut kapanmadan en son gittim baktım. Başı yana
            doğru eğikti. Yüzü hiç bozulmamıştı. Azıcık sakalları çıkmıştı.
            Hani insan hasret giderek ölürse, gözleri aralık kalırmış ya, öyle aralıktı
            gözleri... Ama bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi."
            İmzam yok parmak bassam olurmu ?

            Yorum


            • #36

              Nefeslerin tutulduğu an...
              Tarih: 10 Kasım 1953. Mermer lahit sökülmüş, betonlar kırılmış, tabutu kaldıracak zincirli makaralar lahit salonunun tavanına yerleştirilmişti. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi, tabutun çevresindeler...
              İmzam yok parmak bassam olurmu ?

              Yorum


              • #37

                Kız kardeşinin gözyaşları
                Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Atadan, başını tabuta dayıyor ve dakikalarca öyle kalıyordu. Belki çok uzaklarda, Selanik'te kalan günleri yâd ediyor; belki de ağabeyinin ruhuna dualar gönderiyordu.
                İmzam yok parmak bassam olurmu ?

                Yorum


                • #38


                  Dinler, Anıtkabir yolunda...
                  Türkiye'deki bütün dini cemaatlerin temsilcileri cenaze arabasını takip ediyorlar. Ermeni, Yahudi, Katolik ve Rum temsilcilerle beraber zamanın Diyanet İşleri Başkanı kortejle yürüyor.
                  İmzam yok parmak bassam olurmu ?

                  Yorum


                  • #39

                    Atatürk'ün tabutu birazdan salona çıkartılmış olacak.
                    Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin en üst düzeyi tabutun çevresindeler...
                    İmzam yok parmak bassam olurmu ?

                    Yorum


                    • #40
                      Fikret Kızılok - Bir Devrimcinin Güncesi

                      Yorum


                      • #41
                        Celal Bayar'ın anlatımıyla...
                        İsmet Bozdağ'ın kaleminden...


                        Köylü Milletin Efendisidir

                        Size Atatürk'ün "Köylü Milletin Efendisidir." sözünü Büyük Millet Meclisi'ndeki nutkuna ne suretle aldığını hikaye edeyim.

                        Çünkü bu söz üzerine yerli yersiz çok durulmuş, övülmüş, tenkit edilmiş, çeşitli yorumlara uğramıştır. Aslında, Büyük Atatürk'ün en büyük emellerinden biri bu sözde yatar. Hemen hemen yarı yüzyılın arkasında kalan bu olayı anlatarak hem ruhunu taziz, hem hatırasını tazelemiş oluruz.

                        Milli Mücadele günleriydi. O yılların Ankarasını anlatmak kolay değildir. Elektiriksiz, yolsuz, medeni vasıtalardan yoksun bir şehir!.. Caddelerinde devekatarları dolaşır, kahvelerinde gazlambası, pek pek, lüks lambası yanardı.

                        Şimdi her biri muazzım blok halinde yükselen "Bakanlıklar", birer orta halli odadan ibaretti. İşte böyle bir odada ben de "Umuru İktisadiye Vekaleti" Vekili olarak çalışıyordum.

                        Çalışma sabahla başlar, aralıksız geceyarısına, hatta daha sonralarına kadar sürerdi. İşten, imkansızlıklardan, yorulurduk, bezerdik. O zaman bizim için tek hayat penceresi Çankaya idi. Kendimizi Atatürk'ün yanında bulurduk.

                        Kötü haberlerin birbiriyle yarıştığı günlerdi bu günler. Her gün yeni bir söylenti çıkar, her gün yeni bir haber kulaktan kulağa, ağızdan ağıza gezerdi.

                        "Yunan ordusu taarruz edecekmiş."
                        "Asiler filan yerde isyan çıkarmışlar."
                        "Saray taraftarı çeteler Ankara yakınlarına kadar sokulmuş."

                        Bunlarla başa çıkacak gereken güçte olmadığımızı bilirdik. Her şeyin başı, paraya ihtiyacımız vardı ve hazine tamtakırdı. Ama bir tek dayanağımız var; Mustafa Kemal Paşa...

                        "O çaresini bulur, o işin içinden çıkar" diyorduk. Böyle olunca da gücümüzü yenilemek, nefesimizi tazelemek için Atatürk'ün yanına koşuyorduk.

                        Milli Mücadele günlerinde Atatürk'ün ne zaman uyuduğunu, ne zaman uyandığını hala bilemem. Çünkü, ne zaman arasak, onu ayakta bulurduk. Geceyarısından iki üç saat sonra, sabaha karşı Çankaya'nın çalışma odasında ışık sönmezdi. Biz de ışığa koşan yorgun pervaneler gibi oraya koşardık.

                        Atatürk, günlük olayları, ihtiyaçları, tehlikeleri, hiç bir şey saklamadan, değerini küçültmeden konuşur, durumu tahlil eder, dayandığımız millet kuvvetinin nelere muktadir olduğunu örnekler vererek ruhlarımızı tazelerdi. Birden, bezginliklerimizi, kuşkularımızı silkinir, yeni bir iman ve yaratıcı güçle Çankaya'dan şehre inerken, güneşin doğuşunu seyrederdik.

                        İçimizi, Mustafa Kemal Paşa'nın güneşi ısıtır, dışımızı doğan güneş aydınlatırdı.
                        En son Kaya tarafından düzenlendi; 08.09.2007, 00:26.
                        “Her kim kendini kıymetli bilirse, onun tevazudan nasibi yoktur.”
                        Malik bin Dinar

                        Yorum


                        • #42
                          Çok büyük adammış.Dünyaya onun gibi insan gelmez.

                          Yorum


                          • #43
                            Yeri belki bu baslik degil. Ama en uygun burasi olur dedim ondan buraya ekliyorum hosgörünüze siginarak. Bir arkadasin MSN Space'inde rastladim.

                            Babamın dostlarındandı. Dimdik yürüdü. Hani Allah'tan başka kimsenin önünde eğilmemiş tipler vardır ya,
                            öyle biriydi. Ben çok küçüktüm, evimize misafir gelirdi. "Oğul" diye seslenirdi hep. Bağdaş kurmaz, diz çöker öyle
                            otururdu. Gaz lambası ışığında daha bir heybetli görünürdü gözüme. Hep bitip tükenmek bilmeyen harp hatıraları anlatırdı.
                            Çanakkale, Gazze, Kafkas cephelerini dolaşmış; Sakarya, Dumlupınar'da savaşmış. Ancak İzmir'in kurtuluşundan sonra
                            köyüne dönebilmişti. Anlattıklarında hep acı, kan, cefa vardı. Kolay mı kazanılmıştı bu vatan? Ölüm neydi ki?
                            Şerbet içmek kadar kolaydı. "Biz kendi cenaze namazımızı kendimiz kıldık Çanakkale'de !" derdi sık sık.
                            Olur muydu??

                            Kirte muharebeleri sırasında bölükler arka siperlerde hücum sıralarını beklemektedirler. Ön siperlerdekiler ileri fırlamış
                            boğuşuyorlar. Yüzbaşı hucum için emir bekliyor. Bütün asker süngü takmış siperden fırlamak için hazır. Sinirler gergin ! ...
                            Bütün dudaklar kıpır kıpır dualar okuyor, kelime-i şehadet getiriyor. Süre uzuyor. Yüzbaşı erlere sesleniyor...
                            "Yavrularım... Aslanlarım... Biraz sonra Cenab-ı Rabb'ül Alem'in huzuruna varacağız. Abdestsiz gitmeyelim... Haydi !
                            Tüfeklerimizin kabzalarına ellerimizi sürüp, hep beraber teyemmüm edelim..."
                            Teyemmüm edilir... Bekleme devam etmektedir. Biraz sonra Yüzbaşı;
                            " Çocuklarım... Sanıyorum biraz daha bekleyeceğiz... Önümüzde biraz daha zaman var. İleride arkadaşlarımız şehit oluyor.
                            Hem onlar için, hem de vakit varken, kendi cenaze namazımızı kendimiz kılalım..."
                            " Kabe Karşımızda... "

                            Arkadan Of'lu Ali çavuş bağırır. " ER KİŞİ NİYETİNE... "



                            O gün yapılan hücumda, kendi cenaze namazını kılan pek az kişi sağ kalabilmişti.
                            Onlar Allah'a verdiği sözü tuttular....
                            Trabzonspor HES yapma, kendi kalene gol atma!
                            Karadeniz'e Özgürlük!

                            Yorum


                            • #44
                              yalçın...başta fazla söze gerek yok demişsin..gerçekten öyle ama ATAyı anlatmakla bitmez..işin hem zor hem de zevkli..kolay gelsin..bu arada
                              L İ M A N

                              Yorum


                              • #45
                                Atam İzindeyiz...

                                Sevgili BMN üyeleri... Yaptığım bir videoyu sizlerle paylaşmak istedim... ( http://www.youtube.com/watch?v=9Je_3A_T77k ) Herkese iyi seyirler...
                                En iyi yastık temiz bir vicdandır...

                                Yorum

                                En Aktif Kullanıcılar

                                Daraltma

                                En aktif kullanıcı yok.
                                Yükleniyor...
                                X