Duyuru

Daraltma
Henüz duyuru yok.

En Son Okuduğunuz Kitaplar Hakkında Yorumlar!..

Daraltma
Bu sabit bir konudur.
X
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Temizle
yeni gönderiler

  • "Empati" yi okudum en son son 60 sayfaya kadar inanılmaz sıkıcı ama sonrası gayet güzeldi.Ama yine de çok tavsiye edebileceğim bir kitap değil Adam Fawer'in Olasılıksız'ı kat kat güzeldi.

    Şu anda da "Tesla Anlaşılamamış Dahi" yi okuyorum.Yazarı Margaret Cheney, Tesla hakkında çok şey bildiğimi zannederdim ama bilmediğim birçok şey çıktı bu kitapta bu yüzden tavsiye ederim.

    Yorum


    • İlk olarak DKaraduman tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
      "Empati" yi okudum en son son 60 sayfaya kadar inanılmaz sıkıcı ama sonrası gayet güzeldi.Ama yine de çok tavsiye edebileceğim bir kitap değil Adam Fawer'in Olasılıksız'ı kat kat güzeldi.

      Şu anda da "Tesla Anlaşılamamış Dahi" yi okuyorum.Yazarı Margaret Cheney, Tesla hakkında çok şey bildiğimi zannederdim ama bilmediğim birçok şey çıktı bu kitapta bu yüzden tavsiye ederim.
      Empati...

      Bende başladım bu kitaba bi süre önce...
      Olasılıksız adlı kitabı okuduktan sonra kesinlikle empati'yide okumalıyım diye düşünmüştüm. Ama çok sıkıcı geldi kitap okuyamadım.

      Zamanında birde tolstoy'un diriliş adlı kitabını böyle yarıda bırakmıştım.. Hey gidi yıllar...
      Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu ?
      **Latocan**


      Yorum


      • Soner Yalcın
        SİZ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ.

        Yorum


        • empati olasılıksızdan daha güzel geldi bana da

          şu an "kesişim noktası" isimli bir kitap okuyorum. gayet ilginç yazarı hatırlayamadım ama doğan kitabevinden çıkma
          Hadi eyvallah..

          Yorum


          • Benim tarzım farklı, ağlatacak kadar duygusal-yiğitlik nedir öğretecek kadar sürükleyici bir kitap okudum. Daha önce beni aylarca Mecnun eden Koca Yusuf kitabından sonra, bunda da büyük keyif aldığım Halil Delicenin KARA AHMET kitabı. Şimdi adına SPOR dedikleri herşeyin, YALAN üzerine ve gösteri amaçlı olduğunun ıspatı. Hep iyi olan değil, kalabalık olanın kazandığı saçma bir gösteri. Çok az kitap tavsiye ediyorum, ama tavsiye ettiğim kitabı okuyan arkadaşlar, muhakkak özelden başka tavsiye istiyor: )

            Kara Ahmet / Güreşle Kızılelma'yı Aradı

            Halil Delice
            BABIALİ KÜLTÜR YAYINCILIĞI

            Kara Ahmet, savaşın, yiğitliğin, aşkın ve ideallerin romanı... Tuna boylarında başlayan ve Petersburg’tan Budapeşte’ye, Viyana’dan Berlin’e uzanan, Paris’te cihan şampiyonluğu ile taçlandırılan bir efsanenin, Kızılelma peşinde geçen esrarlı hayat yolculuğu...
            Kara Ahmet, asıl güreşin aşka ve muhabbete kavuşma yolunda mücadele ile yapıldığını anlatan bir destanın romanıdır.
            "Türk’ün cesaretine ve rakibi kim olursa olsun hiç ara vermeden hamleleri birbiri arkasına sıralayan atılganlığına hayran kalmamak elde değil!"
            -Velo

            "Yeniden ‘Türk gibi kuvvetli’ diyebileceğiz artık... Bu nasıl hayata bakış tarzıydı ki, kendisine yumruk atan rakibini, hayda diyerek savaşa, yiğitliğe, mertliğe teşvik ediyor, yumruğa yumrukla karşılık vermiyor; gül uzatıyordu."
            -Gil Blas

            "Fransızlar, Ahmet’in pehlivanlığı hakkında tam bir fikir edinemediler. Çünkü, güreş çok kısa sürdü. Güler yüzü ve sempatik tavırlarıyla, Türk güreşçilerine has rahat yürüyüşüyle Ahmet, sanki Paris’te turistik gezideydi, rakibiyle eğlendi. İstediği gibi sağa sola çevirdi. Hareketlerinde gayet nazikti, asla haşin değildi. Bu suretle halkın sempatisini toplamayı başardı."
            -Journel des Sports
            Trabzonspor büyütülmüş İstanbul klüpleri gibi yönetilmemeli, ne pahasına olursa olsun Şampiyonluk hedeflememeli. Maden gibi altyapısına gözbebeği gibi bakıp her yıl geliştirmeli…Sonra; diğer herşey ayağının altına serilecektir!

            Yorum


            • Bir çerez kitabı daha bitti.

              Jean-Christophe Grange - Şeytan Yemini

              Sert bir kitap.
              Ama heyecan verici, merak uyandırıcı, yakalıyor insanı. İçindeki Hristiyan dini ögeleri - ki aslında kitap zaten bunun üzerine kurulmuş- sizi biraz sıkabilir. Ama Hristiyan dünyasının kafa yapısını ucundan da olsa tanıyabilmenizi, tanıdıklaşmanızı sağlıyor.
              Dün gece oturdum, bitecek bu kitap dedim kendi kendime. ( Kitap 515 sayfa ) Ama şansa bak ki en ürkütücü bölümlerinde çat diye elektrik gitti kaldım ortada. )) Hafif bir ürküntü yaratmadı değil yani, hemen yattım aşağı.
              İlginçti.

              Neyse efendim, belirttiğim gibi, çıtır çerez tadında kitap okumak isterseniz tavsiye olunur.

              Yorum




              • bende en son safiye sultan serisini okudum 3 cilt ama gerçekten çok güzel yani herkese tavsiye ederim.....
                OSCAR CARDOZO

                Yorum


                • Simon Sebag Montefiore - Genc Stalin



                  Genc Stalin (Biografi), Simon Sebag Montefiore´nin Stalin'in yakin cevresinin günlükleri ve anilarindan yararlanarak yazdigi yeni kitabi. Tarihi kitaplara merak duyan arkadaslarin cok hoslarina gidecegini düsünüyorum. Yakinda mutlaka türkceside cikar.

                  Bu kadar kötülük yapmis bir insanin, gencliginde yasadiklari ve duygusal yanlari zaman zaman epey sasirtdi beni. Iyi kötü o kadar cok ilgi cekici bilgiler varki Stalinin kisiligi hakkinda, hangisini yazsam bilemiyorum, benim en cok hosuma gideni ve bence onu o yapan cok inandigi bir gaye ugruna neyi varsa yoksa herseyini vermesi ve sonuna kadar o gaye icin savasmasi.

                  Kitap Rusya tarihi hakkindada cok enteresan bilgiler iceriyor, örnegin simdiki Gürcistan Devlet Baskani Mihail Saakaşvili´nin "kara leke" lakabli büyük dedesi Stalinin okudugu bir dini okulda ögretmeni oldugunu ve Stalinle karsi tavirlari yüzünden cok ugrasmak zorunda kaldigini veya Rusya Basbakani Putin´in dedesinin zamaninda hem Rasputin´in , hemde Lenin´in ve Stalin´in asci´si oldugunu.

                  Bir Roman tarzinda yazilmis neredeyse, cok güzel okunuyor, okuru kendine bagliyor. Okunmaya deger bir kitap.
                  En son Kader KORELİ tarafından düzenlendi; 05.02.2009, 20:15.

                  Yorum


                  • Ispanyol Edebiyati - Pio Baroja

                    Ispanya´da yasadigimdan sizlerle ispanyol edebiyatindan birseyler paylasmak istedim. Altda ekledigim "Mari Belcha" adli
                    öykü Pio Baroja´dan. Kendisi Bask Ülkesindeki San Sebastian sehrinde dogdu. En önemli ispanyol yazarlarindandir.
                    Romanlari arasindan en meshuru "El árbol de la ciencia" yani "Bilim Agaci"dir. Bu kitabin Varlik Yayinlarindan türkce baskisida vardir.



                    Umarim bu öyküsü hosunuza gider.

                    Pio Baroja - Mari Belcha

                    Kucağında küçük erkek kardeşinle, siyah bir kır evinin kapısında tek başına kaldığında, uzak tepelere ve solgun
                    gökyüzüne bakarken ne düşünüyorsun, Mari Belcha?
                    Mari Belcha diyorlar sana, ya da esmer María, sırf Epifanya Yortusu’nda doğduğun için, başka bir sebepten değil.
                    Mari Belcha diyorlar sana, ve sen beyaz tenlisin, teknede beyazlatılmış kuzu postları gibi, ve yaz mevsiminin altın renkli
                    başakları gibi sarışınsın.
                    Atıma binip evinin önünden geçtiğim zaman, beni görür görmez saklanıyorsun, benden, doğduğun o soğuk günün sabahı,
                    seni kollarına alan ilk kişi olan ihtiyar doktordan gizleniyorsun.
                    O sabahın hatırası nasıl canlı, bir bilsen. Mutfakta, kor ateşin yanında bekliyorduk. Dalıp gitmiş büyükannen, gözünde
                    yaşlarla, giyeceklerini ısıtıyor ve ateşe bakıyordu; amcaların Aristondolar, havadan ve hasat mevsiminden söz ediyordu;
                    bense, sık aralıklarla, tavanından saçaklar ve mısır koçanları sarkan küçük bir yatak odasındaki anneni görmeye
                    gidiyordum. Annen inler ve müşfik baban José Ramón da onun başında beklerken, pencereden uzaktaki karlı tepeye ve
                    gökten sürüler halinde geçen ardıç kuşlarına bakıyordum.
                    Sonunda, hepimizi beklettikten sonra, avaz avaz ağlayarak dünyaya geldin. İnsanoğlu neden dünyaya gelirken ağlar? Boş
                    yere mi, geldiği yer ona sunulan yaşamdan daha tatlı olduğu için mi?
                    Dedim ya, sapsarı bir bebektin, ve geleceğinden haberdar olan krallar, başını sardığımız küçük berenin içine bir madeni
                    bozukluk koydu. Kimbilir, annenle ilgilenmiş olduğum için bana verilen aynı bozukluktu belki de…
                    Oysa şimdi, ihtiyar atımla geçerken saklanıyorsun. Heyhat! Ben de ağaçların arasında gizlenerek izliyorum seni. Neden,
                    biliyor musun? Söylesem gülersin. Hele ki ben, büyükbaban olacak yaşta bir hekim taslağı, evet, bu gerçek, söylesem
                    gülersin.
                    Öyle güzel görünüyorsun ki gözüme. Yüzünün güneşte esmerleştiğini, göğüslerinin tahta gibi olduğunu söylüyorlar, bu doğru
                    olabilir; ama, buna karşılık, gözlerinde dingin güz yıldızlarının esenliği, dudaklarında ise sarı buğday tarlalarında açan
                    gelinciklerin rengi var.
                    Dahası, iyi yürekli ve canayakınsın; birkaç gün önce, hani şu tatil olan salı günü, anımsar mısın, annenle baban kasabaya
                    inmişti de sen de kucağında göz kulak olduğun küçük erkek kardeşinle dolaşıyordun.
                    Yumurcak huysuzlanmaya başlamıştı, sen de oyalansın diye inekleri gösteriyordun ona; koca cüsseleriyle oradan oraya
                    koşuşturan, otlarken neşeyle soluk alıp veren, bir yandan da uzun kuyruklarıyla bacaklarını döven Gorriya ve Beltza’yı.
                    “Gorriya’ya bak…” diyordun lanetli yumurcağa, “şu boynuzlu koca budalaya bak, sorsana tatlıcığım, o koca ve bön
                    gözlerini neden kapadığını; söyle ona kuyruğunu oynatmasın.”
                    Gorriya sana yaklaşıyor ve bir yandan geviş getirirken hüzünlü gözleriyle sana bakıyordu ve kırışık alnını okşayasın diye
                    sana başını uzatıyordu.
                    Sonra, öbür ineğe yaklaşıp, parmağınla onu göstererek, “Bu da Beltza, hım, ne kadar da kara, ne kadar da nemrut, onu hiç
                    sevmiyoruz, ama Gorriya’yı seviyoruz,” diyordun.
                    Ve yumurcak seninle beraber yineliyordu: “Gorriya’yı seviyoruz.”
                    Sonra, yine huysuzlandı ve ağlamaya başladı.
                    Ve nedenini bilmeden ben de ağlamaya başladım. Biz ihtiyarların gittikçe çocuklaştığı doğru.
                    Ve kardeşini susturmak için ikide bir havlayan köpekten medet umdun, kasılarak önlerinde yürüyen horozun ardında yerde
                    yiyecek arayan tavuklardan, oradan oraya koşuşturan aptal domuzlardan.
                    Çocuk sustuğunda, düşüncelere daldın. Hiçbirini fark etmeden uzaktaki mavimsi tepelere bakıyordu gözlerin, solgun
                    gökyüzünden geçen beyaz bulutlara, tepeyi örten kuru yapraklara, ağaçların çıplak dallarına; ne ki, hiçbirini görmüyordun.
                    Aslında bir şey görüyordun, ama ruhunun derinliklerindeydi o şey, aşkların ve düşlerin filiz verdiği o gizemli diyarda…
                    Bugün, geçerken, daha da kaygılı gördüm seni.
                    Bir ağaç kütüğüne oturmuş, her şeyden elini eteğini çekmiş bir halde, öfkeyle, bir nane yaprağını çiğniyordun.
                    Söyle bana, Mari Belcha, uzak tepelere ve solgun gökyüzüne bakarken ne düşünüyorsun?

                    Çeviren: Ali Karabayram
                    Editorial Dost

                    Yorum


                    • İlk olarak 6TunahaN1 tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle


                      bende en son safiye sultan serisini okudum 3 cilt ama gerçekten çok güzel yani herkese tavsiye ederim.....
                      Safiye Sultan kitabının üzerinde 'Leyla' resminin olması da ilginç

                      Geçenlerde Pera Müzesi'nde bakmaya doyamadığım, Sir Frank Dicksee'nin eseri 'Leyla' adlı tablo bu...
                      İnsanın baktıkça bakasının geldiği, müthiş bir güzellik.
                      Dupduru bir güzellik...

                      'Leyla'
                      (1892)

                      Yorum


                      • İlk olarak Gamze tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                        Sümeyyecim Türk klasiklerinden okuyor olmana çok sevindim.
                        Ben de bir klasik hastası sayılabilirim. Dahası Tarık Buğra'yı çok severim. Çok samimi bulduğum bir yazardır, mekanı cennet olsun.
                        En son kendisinin Yalnızlar romanını okudum, bir hayli yorucu geldi. Sıkılmadım da değil hani. Ama o insan psikolojisinin en derinine inip, en ufak hareketleri anlamlandırarak okuyucuya sunması yok mu, sanki roman karakterlerinin yüzlerini görüyor hissettiklerini hissediyorsunuz o an. Tuhaf bir adam.

                        Ben Tarık Buğra'yı hikayeleriyle tanıdım. Yine Ötüken yayınevinden çıkan Yarın Diye Bir Şey Yoktur isimli hikaye kitabından...
                        İçinde bir Havuçlu Pilav Meselesi hikayesi vardır ki beni benden almıştır.

                        Kısacası, severiz Tarık Buğra'yı.
                        fikirlerin için saol gamze abla...en yakın zamanda o kitapı da okuyacağım inşallah
                        Mustafa abimiz huzur içinde yatıyordur. Bu işi yapanlar bu insanlara çanak tutanlar bu işi aklayanlar bu işte sessiz kalanlar acaba onların yatacak yeri var mıdır?
                        Trabzonspor 'eski' kaptanı

                        Yorum


                        • 'Koku' Patrick Süskind

                          Kitabı okumaya başladığınız an kader mi, insanların seçimleri mi hayatı yönlendirir diye düşünmeye başlıyor insan... Ve bir insanın yaradılışı itabariyle nasıl insanlığa ayak uyduramadığını gerçekten çok güzel yansıtmış yazar. Acımak ve yargılamak arası baya insanı çelişkide bırakıyor. Finali gerçekten etkileyici olan bir kitap önce okunup sonra filminin izlenmesi gereken bir hikaye...

                          Yorum


                          • İlk olarak FSBakırtaş61 tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                            'Koku' Patrick Süskind

                            Kitabı okumaya başladığınız an kader mi, insanların seçimleri mi hayatı yönlendirir diye düşünmeye başlıyor insan... Ve bir insanın yaradılışı itabariyle nasıl insanlığa ayak uyduramadığını gerçekten çok güzel yansıtmış yazar. Acımak ve yargılamak arası baya insanı çelişkide bırakıyor. Finali gerçekten etkileyici olan bir kitap önce okunup sonra filminin izlenmesi gereken bir hikaye...
                            bence kitabın yanında film hiç güzel değildi.....

                            ayrıca eserlerin filme çekilmesinede karşıyım hayal gücümüzü elimizden alıyor bizi kitapla ilgili kalıplara sokuyor....
                            Ne mutlu Türk olana değil , Ne mutlu Türk'üm diyene !

                            "Cahilin karşısında kitap gibi sessiz ol." Mevlana

                            Yorum


                            • Buraya daha çok uğrar oldum son günlerde.
                              Malum , tatil havası.
                              Yapacak bir şey yok, anca okuyoruz.

                              Oya Baydar'ın Kedi Mektupları adlı kitabını bitirdim bugün.

                              Kedilerden oldum olası - Allah'ım sen affet - nefret ederim.
                              Aksi gibi de her yerde karşıma çıkarlar, olur olmadık zamanlarda burnumun dibinde biterler.
                              Ve pek sinir bozucu bir halde tüm arkadaşlarım da kediseverdir!
                              Yanımda kedilere dokundurmam onları, dokunursanız bana uzak olun bir zahmet havasına girerim hemen. Trip pek huyum değildir ama iş kedilere gelince her şey değişiyor.
                              Muhtemelen bu kedi karşıtlığı annemden geçti bana.

                              Neyse efendim, arkadaşım bu kitabı biraz da kedilere olan antipatim ( yumuşak ifade edelim ) geçsin diye verdi, illa oku dedi.
                              Bende de daha önce ifade ettiğim gibi kitap bitirme takıntısı olduğundan - birkaç istisna dışında (bkz. Selim İleri, Balzac ) başladım kitaba ve ikinci gününde öyle böyle bitirdim.

                              Ha diyeceksiniz ki sevmedin mi?
                              Kitabı sevdim.
                              Kediler üzerinden, 68 kuşağının sürgün hayatına, pişmanlıklarına, keşkelerine, zaman zaman da iyi ki lerine ışık tutmuş yazar. Bu kuşağın bir temsilcisi olarak... Tabi bu arada kedilerin dünyasından insanların dünyasına yönelik ilginç anektodlarda bulunmuş.
                              Kedilere dair birtakım şeyler öğrendim.
                              Ha hoşuma gitti mi?
                              Yok efendim yok.
                              Yine de sevemedim onları...

                              Biraz daha hoşgörülü yaklaşabilirim artık kedilere belki ama sevecek kadar uzun boylu değil.
                              Bana uzak olsunlar.
                              Başka bir şey istemiyorum kendilerinden.

                              Kedi dünyasına benden bir ikaz olsun bu da!
                              'Bırakın ulen kızı!'

                              Özetle;

                              Okunabilecek kitap. Sıkmayan, akıcı bir üsluba sahip, içi dolu bir kitap.
                              Ayrıca da 1993 Yunus Nadi Roman ödülünün de sahibi.
                              Dip not olsun.

                              Görüşmek üzre.

                              Yorum





                              • Tatilde okuduğum kitaplar bunlar.Hepsinde çok zevk aldım.Sürükleyiciler.Sıkıldığım yerler oldu ama çok azdı.
                                En son Atakan tarafından düzenlendi; 08.02.2009, 00:50.
                                Més Que Un Club

                                Yorum

                                En Aktif Kullanıcılar

                                Daraltma

                                En aktif kullanıcı yok.
                                Yükleniyor...
                                X
                                WhatsApp Resmi İletişim