Duyuru

Daraltma
Henüz duyuru yok.

İzlediğiniz Sinema Filmleri Hakkındaki Yorumlarınız

Daraltma
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Temizle
yeni gönderiler

  • İlk olarak Oğuz ZEYTİN tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
    Şu yazıyı okudun mu abi: https://www.haberturk.com/yazarlar/m...2242474-muslum

    Galiba Bergen'in de hayatı çekiliyormuş.




    ***
    @Taner Uykuçeken Abi geçenlerde Deliler'i tavsiye etmişti. Fırsat bulabilirsem onu seyretmek istiyorum.

    Osman Kaya'nın yönetmenliğini üstlendiği Deliler, II. Mehmet'in Eflak Voyvodası Vlad Tepeş'in zulümlerine bir son vermek için gönderdiği Deliler Birliği'nin hikâyesini anlatıyor.


    Şu yazılara denk gelince daha da meraklandım: http://www.orhuntv.com/yazarlar/ahme...u/deliler/654/



    ***

    Reklam panolarında Kafası Karışıklar ile Şampiyon diye iki filmi gördüm. İlki hakkında fikrim yok ama gazetede yazdığına göre kadrosu sağlammış, gişe yaparmış. İkincisi ise bir yarış atı hikayesi. Afişi görünce hem sevindim hem üzüldüm. Sevindim çünkü uzun süre Alex adında bir at binmiştim, filmin bir at hikayesi olması hoşuma gitti. Üzüldüm, Alex'i özlediğimi hissettim.
    Evet Oğuz, okudum. Murat Bardakçı'nın, Müslüm aslında türkücüdür sözü hem doğru hem yanlış...

    Türkü ile başlamıştır doğru ama meşhur olmadığı zamanlarda, lokalde türkü söylüyordu.
    Müslüm Gürses'i arabeskle tanıştıran adam da yapımcısı Burhan Bayar'dır zaten...

    Asıl çıkışı da o zaman yapmıştır...

    Müslüm babaya burun kıvırıan tayfalar şimdi kendisinin hayranı oldu tabi...

    Bu da güzel, hoşuma gidiyor...

    Ama yukarıda eleştirdiğim noktalar konusunda ısrarcıyım ve de doğrudur...

    Yine de, hakkında film yapılması çok önemlidir ve bu emeğe çok büyük saygı duyuyorum ama Türk sineması net kötüdür...

    Oyuncusu da yönetmeni de kötü...

    Malesef...
    Arafilboylu

    Ve mikrofonlarımız Avni Aker'de...

    Yorum


    • 1970'lerde başlayıp 12 Eylül ve Trt'nin arabesk sansürü ile ara veren Müslüm Gürses'in tüm topluma yayılan çıkışı, benim çocukluk ve ergenlik dönemime rastlar. Sevilen 1-2 şarkısı (benim açımdan "Hasret Rüzgarları" ve "Şu dağlarda kar olsaydım" türküsüne sesiyle kattığı yorum) dışında Müslüm genelde hakir görülürdü. En çok sevenleri genelde balici-tinerci tayfası, ülkü ocağı gençliği (sonra hemen hepsi Ahmet Kaya'cı oldu ) ve büyükşehir varoşlarının işsiz veya az maaşlı gençlerinden oluşuyordu. Entelinden en garibanına kadar toplumda en çok sevilen ve saygı gören arabesk sanatçısı ise Orhan Gencebay'dı. İlk çıkış yaptığı 1968'den beri piyasada çok önemli yeri vardı. O dönemlerde de iktidar, mafya, iş adamları vs. güç odaklarıyla arası çok iyiydi ama o zamanlar internet diye birşey olmadığından hep "muhalif" gibi zannedilirdi. Bir de en muazzam şarkısı olarak gördüğüm "bir teselli ver"deki müzik kalitesi, o harika girişler, fon müziklerinin tamamı Suriyeli Sabah Fahri'nin şarkılarından çalıntıdır. (O zaman bilmiyorduk tabi) Ferdi Tayfur ise Orhan'dan sonra "plase" gibi kalırdı. Yine 70'lerde "Ben de özledim" ile çıkış yapıp sonra bir ara kayboldu, 1993'deki kasedi "emmioğlu" ile büyük çıkış yaparak tüm özel televizyonları eline aldı. Orhan'a göre biraz "basit" kaçardı ama "sabahçı kahvesi" şarkısını çok severdim. O arabesk ki nice türkücüyü (başta İbahim Tatlıses) , hatta efsane "sanat güneşi" bellediğimiz Zeki Müren'i bile içine alıp yutacak kadar büyük bir furyaydı. Ancak şarkıları dikkatle incelersek o bol kemanlı ve başlarında "şef" olan büyük orkestralar, araya giren başta kanun ve ney olmak üzere şark müziği aletleri, giriş ezgileri ve temel kalıpları ile 1960-1970'lerin efsane Arap yıldızları Feyruz, Sabah Fahri ve Ümmü Gülsüm gibi seslerin şarkılarından -tamamen veya kısmen- çalıntıdır.

      O zamanlar popçular ve İstanbul'un varlıklı kesimi Rumelihisarı Konserleri'nde Sezen Aksu, Kayahan ve Ajda gibi yerli, İnönü Stadı'nda Michael Jackson, Madonna ve Metallica gibi yabancı yıldızların konserlerinde coşarken, toplumun garibanları sadece ufak bir giriş parası verdikleri Gülhane Parkı'nda arabeskin "baba"larını beklerdi. En kalabalık, en coşkulu ve en vahşi olanlar ise tabi ki "Müslüm Baba" konserleriydi. Biz gidemezdik ama mahallemizin ağır abilerini o konserlerden dönerken görürdük. O abilerin yaz sıcağında bile gizlemeye çalıştıkları, bizlerle maç yaparken gördüğümüz façaları da yıllarca kollarından eksik olmazdı. (O zamanlar dövme yaptırmak çok büyük günahtı, ayrıca yapan hep cünüp kalırdı, ucuzlayınca bu "içtihad" değişti tabi

      1990'ların ikinci yarısı, alt tabakalarda dindarlaşma ile Refah Partisi'nin tüm garibanları etkisine alan rüzgarı ve 28 Şubat darbesi, türkülere dönüş, Haluk Levent isimli genç bir "rock"çının "vefasız bir kalbe saplandı diye/çıkarıp gönlümü atasım geliyor" gibi nice arabeskçiyi kendine hayran bırakan çıkışı, cep telefonları, sonra internet derken arabesk müzik önce "fantazi" denen bir saçma ve ne idüğü belirsiz bir müzik türüyle yumuşadı, sonra da bitti. İşte bu ahvalde sinemamızın "dahi" derecesinde zekaya sahip yönetmeni Ezel Akay; esasında perde-kumaş toptancılarının olduğu İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'nın 6.bloğu olan ve Türkiye'nin müzik sektörünün kalbinin attığı Unkapanı'na veda selamı çakan "Neredesin Firuze" filmini çekti. O filmde Müslüm Gürses'e, memleketin en bohem entelleri ile üniversite gençliği dışında pek tanınmayan Bülent Ortaçgil'in "Sensiz Olmaz" şarkısını söyletince değişik bir rüzgar esmeye başladı. Sonra aynı "Müslüm Baba", gençliğimizde gitmeyi hayal bile edeceğimiz Bablyon Bar'da Teoman'ın "paramparça" şarkısını söyleyince kendisi hakkındaki düşünce ezberleri, eski kalıplar, ön kabuller yıkıldı, kelli ferli müzik eleştirmenleri ve üst gelir gruplarınca "keşfedildi". Aman efendim ondan sonra gelsin Leonard Cohen benzetmeleri, gitsin "Themple of The King" yorumları. "Gerçek" ve ezberindeki Müslüm Baba hayranları ise daha o zaman kılmışlardı cenaze namazını. Acıklı yaşamının yanında gençliğinde geçirdiği trafik kazası nedeniyle beyin sapında ağır bir zedelenme olduğu için zekasına da güvenmeyenlerden "babayı yanlış yönlendiriyorlar" feryadları yükseldi ama çok cılız kaldı.

      İşte bu toplumsal gelir tabakaları arasındaki Müslüm Baba figürünü bu şekilde yansıtmayan, sadece yaşadığı ve şarkılarına yansıttığı acılar ile Timuçin Esen'in güzel oyunculuğu dışında doğru dürüst bir toplum eleştirisi yapmayan, elle tutulur bir "hikayesi" olmayan "Müslüm" filmini pek beğenmedim. İzleyenlere sadece "adam bu acı şarkıları boşuna söylememiş, kendi de çok acı çekmiş" dedirtebildi. Ha izlemek kesinlikle zaman kaybı değildir tabi.

      Bir de İran'da İslamiyet'in kabulü ve yayılışı sonrası inançlarını yaşamak için Hindistan'a kaçan Zerdüşt kökenli bir aileden gelen, Müslüman tüccarların eski köle pazarı merkezi Zanzibar adasında doğup sonra İngiltere'ye yerleşen Faruk Bulsara'nın "Freddy Mercury"ye dönüş hikayesinin anlatıldığı "Bohemian Rhapsody" filmine de geçen Cuma akşamı gittim. Filme ismini veren şarkının doğuş şekli ile final sahnesi olan "Live Aid" Wembley Stadı konser performansı, şarkıcının gözünden konser çekimleri harika. Yine Mercury'yi canlandıran aktör Rami Malik muazzam oynamış, bi Oscar kapar herhalde. Queen ve Mercury hakkında geniş bilgi sahibi değildim, bilmediğim bazı şeyleri de öğrenmiş oldum ama bu filmi "Müslüm" kadar bile beğenmedim. Dünya güzeli bir kızı hiç şarkı söylemeden, herhangi bir yetenek sergilemeden, o tipiyle ve sadece "paltonu çok sevdim" diyerek nasıl tavlayabiliyor ? Quenn grubu tanınmadığı zamanlarda işleri hiç mi aksi gitmiyor, hiç mi sorun olmuyor? Hemen nasıl keşfedilip dünya pazarına girebiliyor? Hele babasının onu kabullenmesi tam Hulusi Kentmen-Kadir İnanır'ın baba-oğul ilişkisi gibi, meşhur olup para kazanınca baba oğluyla gurur duyacak... Hatta bizimkinde Hulusi Baba torun sevmeden pek kabullenememişti

      Haftaya da ergenlik ve gençlik dönemi efsanelerimden Bold Pilot'un "Şampiyon" filmine gideceğim. Muhtemelen onu da beğenmem ama yukarıdaki iki filmden daha çok saracak bence
      BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?

      Yorum


      • @oflubektas

        Keyifle yazdiklarinizi okuyorum. Güzel özetlemissiniz o dönemleri.

        Biraz konu disi olacak ama Türk Müzigini öldürdügü icin arabeske asla isinamadim. Tabii bizler de herkes gibi televizyon ve radyodan nasibimizi aldik ve arabesk ile büyüdük ama keske o müzik popüler olmasaydi. Hala pop ve Türk sanat müziginde o "viyik viyyyyiik" öten keman seslerini duymak mümkün. O anli sanli imparator müzigini bu hale getiren piyasa sarkicilari ile sarki yazarlarina ne söylesek az.
        En son cerasus tarafından düzenlendi; 11.12.2018, 16:37.

        Yorum


        • Outlaw King'i uzun zamandır bekletiyordum dün gece aradan çıkarma fırsatım oldu. Kısa süre içinde çok şey anlatmaya çalışmasa baya iyi bir film olabilirdi ancak bu hali vasatı aşamıyor. William Wallace sonrası İskoçların özgürlük mücadelesini anlatıyor film. William Wallace reisin kafasını Londra köprüsünde görünce ufaktan Braveheart havasına giriyor insan.
          DRaZeN PeTRoViÇ....(3)
          ANDRea MeNeGHiN....(11)

          Yorum


          • Alpha'yı izledim. Biraz son dönem moda söyleminin ekmeğini yemeye çalışan bir "dönem" filmi olmuş...

            Her şeye rağmen atmosferi daha başarılı aktarsaymış iyi film denilebilirmiş ama bu haliyle vasatı aşamadığını düşünüyorum.
            Forum Kurallarına aykırı gördüğünüz mesajları ve üyeleri kullanıcı panelinde bulunan (ikaz tuşu) tıklayarak raporlamanızı rica ediyoruz..
            Ayağa KALK!

            Yorum


            • Ekşi sözlükte övgüleri okuyup “kış uykusunu” izledim. İzledikten sonra tekrar ekşi sözlüğe baktım. Sanırım benim sıkıntım sanattan anlamamam.

              Yorum


              • İlk olarak cerasus tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                @oflubektas

                Keyifle yazdiklarinizi okuyorum. Güzel özetlemissiniz o dönemleri.

                Biraz konu disi olacak ama Türk Müzigini öldürdügü icin arabeske asla isinamadim. Tabii bizler de herkes gibi televizyon ve radyodan nasibimizi aldik ve arabesk ile büyüdük ama keske o müzik popüler olmasaydi. Hala pop ve Türk sanat müziginde o "viyik viyyyyiik" öten keman seslerini duymak mümkün. O anli sanli imparator müzigini bu hale getiren piyasa sarkicilari ile sarki yazarlarina ne söylesek az.
                Çok derin analizlere girmeden "öyle olması gerekiyordu ki öyle oldu" diyelim hocam.

                Klasik Türk Müziğimiz demişken, mesela merhum KANİ KARACA'nın filmi yapılsa ne güzel olurdu. Küçükken televizyonda gördüğümde siyah gözlüklerinden dolayı korkardım, sonradan anlamaya başladık tabi. Acıklı hayat hikayesi desen fazlasıyla var: Bebekliğinde kendisine göz çapaklanması için kocakarı ilacı yapmışlar, ilacın içine katılan tuzruhu yüzünden kör olmuş. Sonra iki karısı olan babası vefat etmiş. Öz be öz annesi ağır fakirlik ve yeni biriyle evlenmek için çocuğunu diri diri toprağa gömerken, üvey annesi (babasının diğer karısı) kendisini son anda kurtarmış. Sonra halası sahip çıkıp nüfusuna almış, Adana'dan İstanbul'a geçmişler. Hafızlık eğitimi, eşsiz kıraatinin keşfi sonrası Mevlevihane, Üsküdar Musiki cemiyeti derken memleketin en meşhur sanatçılarından biri olmuş. Annesinin vefatını duyunca cenazeye katılmamış ama Adana Müftüsü'nü aramış, ricası üzerine tüm Adana camilerinden kendi sesiyle banttan selasını okumuş. Makam bilgisi ve geçiş yeteneği olarak eşsiz olduğu söylenir. Hacca gittiğinde methini duyan Suud Kralı Fahd yanına çağırmış, Kuran Tilaveti ve ilahisini dinleyince diğer Kabe imamlarını huzurundan kovmuş. Şimdi çok tutulan ve yediyüz bilmem kaçıncısı yapıldığı iddia edilen Şeb-i Arus törenlerini canlandıran da kendisidir. Yalnız sinemada onu canlandıracak adamın o sese ulaşması mümkün değil, mecbur playback yapacak..

                Güzel TSM yorumlarından biri (virüs programı vb. sebeple açılmıyorsa adres çubuğundaki "komut dosyalarını yükle" kısmını tıklayın) :

                Bu da linki : https://www.youtube.com/watch?v=EJHMF_LRW3M

                En son oflubektas tarafından düzenlendi; 14.12.2018, 13:08.
                BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?

                Yorum


                • İlk olarak oflubektas tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                  Klasik Türk Müziğimiz demişken, mesela merhum KANİ KARACA'nın filmi yapılsa ne güzel olurdu.
                  Keske yapilsa ama bizimkilerin hakkiyla böyle bir biyografiyi yapmalarina imkan vermiyorum. Zaten dediginiz gibi o sese ulasilmasi mümkün degil cünkü klasik müzigimizin tavrini sergileyebilen son kisiydi kendisi.

                  Makam bilgisi ve geçiş yeteneği olarak eşsiz olduğu söylenir.
                  Eserleri ezbere biliyordu (sadece sözlerini degil, notasini, malum durumun etkilerinden) ve hocasi üzerinden mesk ederek onca eseri bugüne getirmis. Bizim müzigimiz hoca-ögrenci mesk sistemi ile ilerlediginden (yani müzigin notalara alinmasi daha cok sonradan), her sey ezber üzerinden gidiyor idi. Ve Münir Nureddin Selcuk ile kendisi bu kültürün son parcalari idi. Hocalarindan mesk ettiklerini bizlere getirdiler. Mesela mesk sisteminin bir örnegini verelim. Ayni eser, iki farkli tavir.

                  Zülfündedir benim bâht-ı siyâhım
                  Sende kaldı gece gündüz nigâhım
                  İncitirmiş seni meğer ki âhım
                  Seni sevdim odur benim günâhım

                  Aşkını gönlümde saklarım nihân
                  Gizlice gizlice ağlarım hemân
                  El gibi cefâdan eylemem fegân
                  Seni sevdim odur benim günâhım
                  Dede Efendinin 20 yasinda besteledigi meshur sarkisini Rauf Yekta Bey'in tavrindan Kani Hoca'dan (Sadettin Heper'den mesk ettigi) dinleyelim.


                  Bir de Bekir Sidki Sezgin'den dinleyelim (Hüseyin Fahreddin Efendi'nin defterinden).


                  (Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=pmpIKzhTeRQ)


                  Güzel TSM yorumlarından biri (virüs programı vb. sebeple açılmıyorsa adres çubuğundaki "komut dosyalarını yükle" kısmını tıklayın) :
                  Forumda gözükmedi, hangi eser acaba? .


                  Bu arada sinema basligi ile alakasiz bu mesajlari paylastigim icin kusuruma bakmayiniz. Arabeskten buraya geldik. Cyzio Hoca'nin "Sali Konserleri" basligi aklima geldi, biraz nostalji oldu .
                  En son cerasus tarafından düzenlendi; 12.12.2018, 20:36.

                  Yorum


                  • Canlar var mı Gizem-Gerilim türü önereceginiz filimler yeni bekliyorum....
                    S.V.A.K.O
                    FATİH TEKKE

                    Yorum


                    • İlk olarak Enes Başkaya60 tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                      Canlar var mı Gizem-Gerilim türü önereceginiz filimler yeni bekliyorum....
                      Crimson Tide.
                      BordoMavi.Net - Erzurum - Ankara - Çanakkale - Trabzon

                      Yorum


                      • İlk olarak Faruk BERBER tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                        Crimson Tide.
                        Teşekkürler hocam...
                        S.V.A.K.O
                        FATİH TEKKE

                        Yorum


                        • Denzel'in her filmi izlenir, kötü filmine rastlamadım henüz...
                          Arafilboylu

                          Ve mikrofonlarımız Avni Aker'de...

                          Yorum


                          • Börü'ye giden var mı?
                            Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

                            Yorum


                            • The Founder

                              John Lee Hancock'un yönetmenliğini üstlendiği, Michael Keaton'ın başrolünde olduğu The Founder, ünlü fast food zincirinin kurucusu Ray Kroc'un hikâyesini anlatıyor.


                              McDonald's'ın gerçek hikayesi... Filmin ilk bölümü standartlaşma, iş geliştirme, hareket etüdü gibi önemli konularda ders aracı olarak gösterilebilir.
                              Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

                              Yorum


                              • İlk olarak Oğuz ZEYTİN tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                                The Founder

                                John Lee Hancock'un yönetmenliğini üstlendiği, Michael Keaton'ın başrolünde olduğu The Founder, ünlü fast food zincirinin kurucusu Ray Kroc'un hikâyesini anlatıyor.


                                McDonald's'ın gerçek hikayesi... Filmin ilk bölümü standartlaşma, iş geliştirme, hareket etüdü gibi önemli konularda ders aracı olarak gösterilebilir.
                                Çok beğendim ben...

                                Hiç popülizme kaçmadan, gösterişsiz bir film yapmış adamlar...

                                Yorumunda bahsettiğin noktalara çok iyi dokundular filmde...

                                Endüstri Mühendisliği okuyan öğrencilerin ve mezunların, girişimci adaylarının ve girişimcilerin izlemesi gereken bir film...
                                En son İlker Yazıcıoğlu tarafından düzenlendi; 07.01.2019, 10:28.
                                Arafilboylu

                                Ve mikrofonlarımız Avni Aker'de...

                                Yorum

                                En Aktif Kullanıcılar

                                Daraltma

                                En aktif kullanıcı yok.
                                Yükleniyor...
                                X
                                WhatsApp Resmi İletişim