Duyuru

Daraltma
Henüz duyuru yok.

En Son Okuduğunuz Kitaplar Hakkında Yorumlar!..

Daraltma
Bu sabit bir konudur.
X
X
 
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Temizle
yeni gönderiler

  • Tolstoy-Diriliş

    Bir kişinin içine düştüğü vicdan muhasebesini muhteşem şekilde anlatan bir eser.İnsanın bir anda ya da zincirleme olarak insanların hayatlarını nasıl mahvettiği bundan üzüntü duyduğu pişmanlıklarının üzerine giderek hatalarını düzeltmeye çalıştığı bir kişilik sizi karşılayacak.Üç kadının hayatına girip birisine tecavüz etmenin kadının ömrünü berbat etmenin ne demek olduğunu göreceksiniz.Başkahraman yaptığı hataların farkına varır ve bundan sonra işlediği suçları yaptığı hataları telafi etmeye başlar.Hayatını sadece bir şeye adar iyilik yapmak sürgüne giden kafilenin yanında suçu olmamasına rağmen o da sibirya ya gider oradakilerin dertlerine çare bulmaya çalışır.Tolstoy bu kitapta mahkemeleri ve cezaevlerini oldukça eleştirir cezaevlerinin insanları ahlak açısından ıslah etmeye yerleri olarak değil insanları daha beter ahlaksız yaptığını anlatır.Mahkemede çalışan hakim savcı katip jüri üyelerine verilen paraların bu suç işlemeye yatkın insanlara verilerek onların bu şekilde düzeltilebileceğini mahkemelere ihtiyaç olmadığını söyler.Suçsuz insanların da mahkemece tutuklandığını ve haksız yere sürgüne gittiklerini anlatır.
    TRABZONSPOR
    iyi ki varsın Eren Bülbül...
    İyi ki varsın Arslan Kulaksız...

    Yorum


    • Fotoğraf ders verir nitelikte. Paylaşmak istedim..

      2010 - 2011 Şampiyonu Trabzonspor'dur
      Gerçek budur. ☆

      Yorum


      • "Türkmen Beyi: DEVLET BAHÇELİ (Washington'a Gitmeden İktidar Olacağız!)" (Oğuzhan CENGİZ, Bilgeoğuz Yayınları, Haziran 2014, 620 Sayfa)




        TÜBİTAK Yayınları'nın bilim dünyasında iz bırakmış dahileri anlatan kitapları dışında biyografik çalışmalarla aram pek yoktur. İnsanları, fikirleriyle ve yaptıklarıyla tanımaya çalışırım. Hele hayatta olan kişilerin biyografilerini okumaya gerek duymamıştım.

        Yazar da zaten Bahçeli'nin hayatına kısaca yer vermiş. Okuduğu okullar ve sevdiği şarkılar dışında fikrileri, yazıları, basın açıklamaları, açık hava toplantılarındaki ve kurultaylardaki konuşmaları kaplıyor tüm cildi.

        Kendisini yakından takip ettiğim için yeni öğrendiğim veya şaşırdığım nokta çok az oldu. Mesela 28 Şubat 1986 tarihli TERCÜMAN Gazetesi'ndeki "Sağda Birleşme: Niçin ve Nasıl?" başlıklı makalesini ilk kez okudum (Ve aklıma Prof. Dr. Muharrem ERGİN Bey'in benzer makalesi geldi).

        Bahçeli'nin milliyetçilik kavramına bakış açısı "vatandaşlık" esasına yakındır (Belki de aktif siyasetin ve görev aldığı yıllardaki bölücü tehdide karşı gerçekçi bakış açısı öyle gerektirdiği için olabilir. Hitap ettiği kitle ondan daha fazlasını hep bekledi). Kitaptaki bu bölümü dikkatli okumanızı tavsiye ederim. Çünkü okuduktan sonra, kendisini kandan beslenmekle, kafatasçılıkla suçlayanların haksızlığına şahit olacaksınız.

        Bunu demişken, aklıma geldi. Yavuz Bülent BAKİLER Hocam, sürekli vurgulardı. "Ülkemizdeki insanların en büyük eksikliği okumadan, dinlemeden fikir sahibi olup kin toplamasıdır. Özellikle alevi-sünni kavramlarına bakıştaki fahiş hatalar ve insanların birbirini kırmasının temeli okumadığımız için bilgi eksikliğinderdir" der. Sonuna kadar katılıyorum hocama.

        Onu tanımayanlar ve tanımak isteyenler için bence en ideal kaynak. Çünkü yorum yok, direkt birinci ağızdan fikirlerini okuyacaksınız. Akademik mücadelesini, hayırseverliğini, devlet adamlığını, nezaketini, milli duruşunu, Avrupa ve Doğu Türkistan seyahatleri... Yıllarca birlikte mücadele ettiği dava arkadaşlarının kendisine karşı tutumunu...

        Kitaptaki eksiklerin başında "izin verilmeyen Kerkük'te bayram namazı" hadisesi geliyor bence. Böyle bir çalışmada kesinlikle bu konuya değinilmeliydi.

        Bu arada yazardan kısaca bahsedeyim. Oğuzhan Cengiz (yanlış bilmiyorsam) Bilgeoğuz Yayınları'nın sahibi. Yayınevini Cağaloğlu'nda fırsat buldukça ziyaret ederim. Özellikle dergilere ulaşmak için önemli bir kaynak burası.

        Daha önce 18 yaşında şehit edilen kardeşi Erhan Cengiz'i yazmıştı: "Bir yıldız Kaydı". "Sancı"yı okurken, "Bedel"i okurken hissettiklerimi yeniden yaşamıştım.

        ***

        Bayrama kadar okumayı planladığım iki kitap:

        1) http://www.idefix.com/kitap/kizil-el...WC6E2EJ652EFZI

        2) http://www.dr.com.tr/Kitap/Hancerdek...=0000000599819
        En son Oğuz ZEYTİN tarafından düzenlendi; 09.07.2014, 09:27.
        Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

        Yorum


        • Arkadaşlar, şu haberi okumanızı tavsiye ederim:



          Bakkal dükkânından yedi roman çıkardı

          Yıllarca Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nin karşısında bakkal dükkanı işletti, bir yandan da kendini kitaplara adadı. 2005 yılında TYB Roman Ödülü alan Metin Savaş, o küçük mekanda yedi roman yazdı. Şimdi ise bir İstanbul üçlemesi üzerinde çalışıyor.

          O, taşranın toprağında yeşeren bir roman bahçesi. İkinci bir Sabahattin Ali. Birçokları tarafından Kürk Mantolu Madonna'daki Raif Efendi'ye benzetiliyor. Edebiyat ortamlarının uzağında kalması da içe kapanık kişiliğinden kaynaklanıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camii'nin karşısında bir yandan bakkal işletti bir yandan da kitaplar okudu. Yerel bir gazete fotoğrafını basana kadar kimse yazar olduğunu bilmiyordu. Şimdilerde, vaktinin çoğunu Balıkesir Türk Ocağı'nda akademisyenler, öğrenciler ve ocağın müdavimleri arasında önceki hayatına nazaran daha sosyal bir ortamda geçiriyor. "Zemheri Kuyusu" adlı romanı 2005'te Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü almıştı. En son yedinci romanı "Milli Mücadele'nin Hazinesi"ni yayımlayan Metin Savaş, şu sıralar İstanbul üçlemesi için çalışıyor. Birinci kitap hazır, yayıncısına teslim edilmek üzere hazır; ikinci roman üzerinde düşünmeye başlamış.

          Metin Savaş, romanlarında Türk mitolojileri ve geleneklerinden çokça yararlanıyor. Modern dünyaya karakterler aktardığı gibi, modern hayatın insana yaşattığı durumlardan da besleniyor. Örneğin "Erlik" romanı, eski Türk anlatılarında iyilik ve kötülüğü simgeleyen Körmesler ve Arkarlar üzerinden Balıkesir'e yerleşen kadın bir hikâyeci ile tek başına yaşayan bir adamın hikâyesine odaklanıyor. "Kargalar Derneği"nde, büyükşehirde bir yerel gazetecinin modern hayatı ile eski Türklerin Amazon kadınlarını andıran Çömçe Gelin karakteri şaşırtıcı bir doğallıkla kesişebiliyor. Savaş, romanlarında fiziğin dışına çıkmaktan çekinmiyor. Bilinç akışı, romanlarının çoğunda önemli bir yer işgal etse de birçok teknik arasında dolaşıyor.

          ASLINDA TÜCCAR OLACAKTI AMA...

          Aslında Savaş, yazar olabileceğini pek düşünmüyordu. Küçük yaşlarda kitaba ilgisi vardı. Dayılarının evinde bulunan Tercüman ve MEB temel eser serilerini hatmederek başladığı okuma macerasına, babasının cebinden para aşırıp Beyazıt Sahaflar Çarşısı'ndan kitaplar alarak devam etti. Tüccar olan babası, yıllar sonra bu küçük hırsızlığın farkında olduğunu fakat kitap aldığı için bir şey söylemediğini itiraf etmişti. İlk yazarlık deneyimi, yeğenlerine okumak için yazdığı masallar. Şimdi o yeğenler büyümüş ve onlardan bazılarının çocuklarıyla, romanlarını tartışıyor. Daha sonra kısa hikâyeler yazmaya başlayan Savaş, birkaç dergide hikâyelerinin yayınlanmasıyla cesaretlenip ilk romanı "Efendi Dayı'nın Kozalakları"nı yazdı. "Yeşil Çeşme"de olduğu gibi büyük dayısının anlattıklarından ilham alan bu romanı Tuzla Belediyesi'nin roman yarışmasında birinci olunca romancılığa devam etmeye karar verdi.

          Sürekli okudu. Özellikle sosyoloji ve psikoloji, romanlarında izleri görüleceği üzere, okuma iştahının yoğunlaştığı alanlardı. “Okusaydım sosyoloji bitirmek, akademisyen olmak isterdim.” diyor. En çok beğendiği romanının, Türk insanının hayatını mercek altına alan "Melengicin Gölgesinde" olduğunu söylüyor. Çocukluğu Fatih Çarşamba'da geçen yazar, Vefa Lisesi'ni birinci sınıfı geçemeyince terk etti. Tüccar olan babası, hayatı öğrensin diye onu bir İtalya seferinde yanında götürdü. Venedik'te bir pansiyona bir yıllığına, pansiyon sahibi kadının gözetimine bırakıp Türkiye'ye döndü. "Zemheri Kuyusu"nda geçen Venedik dekoru, bugünlerden izler taşıyor. Savaş, “Belki şimdi bile gitsem, Venedik'in sokaklarını tanırım. Biraz içine kapanık olduğumdan çok kimseyle konuşmadan şehri dolaşırdım. İtalyancayı çok iyi öğrenemedim, sonra unuttum.” diyor. Ancak, bir yıl olarak planlanan Venedik macerasına üç ay dayanabilir Metin Savaş. Babasının işleri bozulunca, ailesiyle birlikte Balıkesir'e dönüp yaklaşık 30 yılının geçeceği Zağnos Paşa Camii'nin karşısındaki dükkânda bakkal işletmeye başlar. 2012 yılında emekli olduğu bakkalın yerinde artık bir kıraathane var. Onun arka tarafında yer alan, bir kısmı yıkılmış yapı ve bahçe ise "Zemheri Kuyusu"ndaki konağın ilhamını veren mekânlar.

          Metin Savaş, şimdi 50 yaşında. Hiç evlenmedi. Annesi ve babasıyla Balıkesir'de mütevazı bir hayat yaşıyor. Seyahat etmeyi sevmediği için Balıkesir'den dışarı pek çıkmıyor. Romanlarıyla ve aslında biraz da romanlarda yaşıyor.
          Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

          Yorum


          • Arkadaşlar, şu haberi okumanızı tavsiye ederim:



            Bakkal dükkânından yedi roman çıkardı

            Yıllarca Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nin karşısında bakkal dükkanı işletti, bir yandan da kendini kitaplara adadı. 2005 yılında TYB Roman Ödülü alan Metin Savaş, o küçük mekanda yedi roman yazdı. Şimdi ise bir İstanbul üçlemesi üzerinde çalışıyor.

            O, taşranın toprağında yeşeren bir roman bahçesi. İkinci bir Sabahattin Ali. Birçokları tarafından Kürk Mantolu Madonna'daki Raif Efendi'ye benzetiliyor. Edebiyat ortamlarının uzağında kalması da içe kapanık kişiliğinden kaynaklanıyor. Yıllarca Zağnos Paşa Camii'nin karşısında bir yandan bakkal işletti bir yandan da kitaplar okudu. Yerel bir gazete fotoğrafını basana kadar kimse yazar olduğunu bilmiyordu. Şimdilerde, vaktinin çoğunu Balıkesir Türk Ocağı'nda akademisyenler, öğrenciler ve ocağın müdavimleri arasında önceki hayatına nazaran daha sosyal bir ortamda geçiriyor. "Zemheri Kuyusu" adlı romanı 2005'te Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü almıştı. En son yedinci romanı "Milli Mücadele'nin Hazinesi"ni yayımlayan Metin Savaş, şu sıralar İstanbul üçlemesi için çalışıyor. Birinci kitap hazır, yayıncısına teslim edilmek üzere hazır; ikinci roman üzerinde düşünmeye başlamış.

            Metin Savaş, romanlarında Türk mitolojileri ve geleneklerinden çokça yararlanıyor. Modern dünyaya karakterler aktardığı gibi, modern hayatın insana yaşattığı durumlardan da besleniyor. Örneğin "Erlik" romanı, eski Türk anlatılarında iyilik ve kötülüğü simgeleyen Körmesler ve Arkarlar üzerinden Balıkesir'e yerleşen kadın bir hikâyeci ile tek başına yaşayan bir adamın hikâyesine odaklanıyor. "Kargalar Derneği"nde, büyükşehirde bir yerel gazetecinin modern hayatı ile eski Türklerin Amazon kadınlarını andıran Çömçe Gelin karakteri şaşırtıcı bir doğallıkla kesişebiliyor. Savaş, romanlarında fiziğin dışına çıkmaktan çekinmiyor. Bilinç akışı, romanlarının çoğunda önemli bir yer işgal etse de birçok teknik arasında dolaşıyor.

            ASLINDA TÜCCAR OLACAKTI AMA...

            Aslında Savaş, yazar olabileceğini pek düşünmüyordu. Küçük yaşlarda kitaba ilgisi vardı. Dayılarının evinde bulunan Tercüman ve MEB temel eser serilerini hatmederek başladığı okuma macerasına, babasının cebinden para aşırıp Beyazıt Sahaflar Çarşısı'ndan kitaplar alarak devam etti. Tüccar olan babası, yıllar sonra bu küçük hırsızlığın farkında olduğunu fakat kitap aldığı için bir şey söylemediğini itiraf etmişti. İlk yazarlık deneyimi, yeğenlerine okumak için yazdığı masallar. Şimdi o yeğenler büyümüş ve onlardan bazılarının çocuklarıyla, romanlarını tartışıyor. Daha sonra kısa hikâyeler yazmaya başlayan Savaş, birkaç dergide hikâyelerinin yayınlanmasıyla cesaretlenip ilk romanı "Efendi Dayı'nın Kozalakları"nı yazdı. "Yeşil Çeşme"de olduğu gibi büyük dayısının anlattıklarından ilham alan bu romanı Tuzla Belediyesi'nin roman yarışmasında birinci olunca romancılığa devam etmeye karar verdi.

            Sürekli okudu. Özellikle sosyoloji ve psikoloji, romanlarında izleri görüleceği üzere, okuma iştahının yoğunlaştığı alanlardı. “Okusaydım sosyoloji bitirmek, akademisyen olmak isterdim.” diyor. En çok beğendiği romanının, Türk insanının hayatını mercek altına alan "Melengicin Gölgesinde" olduğunu söylüyor. Çocukluğu Fatih Çarşamba'da geçen yazar, Vefa Lisesi'ni birinci sınıfı geçemeyince terk etti. Tüccar olan babası, hayatı öğrensin diye onu bir İtalya seferinde yanında götürdü. Venedik'te bir pansiyona bir yıllığına, pansiyon sahibi kadının gözetimine bırakıp Türkiye'ye döndü. "Zemheri Kuyusu"nda geçen Venedik dekoru, bugünlerden izler taşıyor. Savaş, “Belki şimdi bile gitsem, Venedik'in sokaklarını tanırım. Biraz içine kapanık olduğumdan çok kimseyle konuşmadan şehri dolaşırdım. İtalyancayı çok iyi öğrenemedim, sonra unuttum.” diyor. Ancak, bir yıl olarak planlanan Venedik macerasına üç ay dayanabilir Metin Savaş. Babasının işleri bozulunca, ailesiyle birlikte Balıkesir'e dönüp yaklaşık 30 yılının geçeceği Zağnos Paşa Camii'nin karşısındaki dükkânda bakkal işletmeye başlar. 2012 yılında emekli olduğu bakkalın yerinde artık bir kıraathane var. Onun arka tarafında yer alan, bir kısmı yıkılmış yapı ve bahçe ise "Zemheri Kuyusu"ndaki konağın ilhamını veren mekânlar.

            Metin Savaş, şimdi 50 yaşında. Hiç evlenmedi. Annesi ve babasıyla Balıkesir'de mütevazı bir hayat yaşıyor. Seyahat etmeyi sevmediği için Balıkesir'den dışarı pek çıkmıyor. Romanlarıyla ve aslında biraz da romanlarda yaşıyor.
            Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

            Yorum


            • Anadille Eğitim - Milliyetçilik ve AB Hukuku (İrfan SÖNMEZ / Bilgeoğuz Yayınları)



              Yazarıyla geçmişe dayalı uyuşmazlığım olsa da konuyu çok önemsiyorum. Bu alandaki çalışmalar dikkatimi çekiyor. Yarın başlayacağım.

              Kendi yorumum öncesinde kitap hakkındaki bir yazıyı paylaşmak istiyorum:

              Servet AVCI

              Halkı sürekli aldattılar... ‘Ana dilde eğitim’ sanki Avrupa ülkelerinin taraf olduğu anlaşmaların ve Avrupa Birliği hukukunun tartışılmaz bir hükmü gibi sundular... Ama ihlâl gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yapılan başvuruların hepsinin reddedildiğini hiç söylemediler...

              Bask’ı, Katalonya’yı, Quebec’i örnek verdiler sürekli... ‘İnsan hakları’ diye atılan adımların özellikle ‘ana dil’ adımlarının fizikî bölünmeyi nasıl hızlandırdığına hiç vurgu yapmadılar... ‘Çözüm’den bahsettiler ama o ‘çözüm’ün ‘ulus inşa’eden en büyük özellik olduğundan hiç bahsetmediler... Sınırların artık dağlarla veya nehirlerle değil, daha çok dillerle çizildiği dünyada, dil kavgasının, ayrışmada dinden de, tarih bağından da fonksiyonel olduğunu gizleye gizleye bugünkü aşamaya geldiler...

              Yazar İrfan Sönmez, konuyla ilgili son derece kuşatıcı bir eser meydana getirdi: Ana Dilde Eğitim, Milliyetçilik ve AB Hukuku... Bilgeoğuz Yayınları’nda çıkan kitapla Sönmez, gerçek anlamda büyük bir hizmetin altına imza atmış... Sürekli serap görmeye zorlanılan bir halka, uluslararası metinler, anlaşmalar, kararlar, içtihatlardan hareket ederek “Hayır, bu yol çıkmaz sokak” demiş...

              Dil ve uluslaşma, dil ve milliyetçilik, bu ilişkinin tarihi seyri, azınlık ve kendi kaderini tayin hakkı, dili esas alan azınlık milliyetçiliklerinin vardığı ürkütücü evre, Avrupa Birliği’nin azınlıklara bakışı, birliğe dâhil ülkelerdeki dil politikaları gibi alanlarda çok geniş bir kaynak taraması yapılmış, kılavuz niteliğinde bir eser meydana gelmiş... Şunun altını mutlaka çizmemiz gerekiyor: Kitabın objektifliğine gölge düşürebilecek ideolojik ön yargıdan uzak durularak, somut metinler, olaylar ve sonuçlar üzerinden konu bütün yönleriyle harmanlanmış...

              Gerçek, bize anlatılan veya dayatılan gibi asla değil... Başta BM kararları olmak üzere uluslararası hiçbir metin, bir devletin kendisinin altını oyacak düzenlemelerine mecburi kılmıyor... Azınlık haklarını veya çocuk haklarını yorumlarken bile, Birleşmiş Milletler’in 1993’teki Ulusal veya Etnik, Dinsel veya Dilsel Azınlıklara Mensup Olan Kişilerin Haklarına Dair Bildiri’sinde olduğu gibi egemenliğe ve ülke bütünlüğüne aykırı düşecek şekilde yorumlanamayacağı şerhi düşülüyor... Oysa kamuoyuna sunulana göre, tıpkı Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı gibi ‘altına imza koymadığımız’ bir belgeyi bir ‘mecburî istikamet’ tabelası gibi okumamız isteniyor...

              Yazar, belgelerle şu gerçeğin altını çok net biçimde çiziyor: Ana dilde eğitim talepleri, sadece insanî amaçlarla açıklanamaz... Dilin eğitim alanına sokularak, standartlaştırılması, uluslaşma, özerklik ve devletleşme projesidir... Bu talebin siyasî özelliğini görmezlikten gelmek kesinlikle yanlıştır...

              İrfan Sönmez, dünyadaki bütün örnekler ve olaylar ışığında, azınlıklar veya kendisini azınlık hissedenler için, dilin, ulus inşa sürecinde merkezden farklılığı ortaya koyabilmek adına nasıl bir silaha dönüştürüldüğünü belgeliyor... Kendi ifadesiyle, “Görünürde bir dil ve kültürü korumak gibi masum gerekçelere dayanan dilsel taleplerin asıl amacı, kendi ulusal nüfuslarını belirlemek, son kertede siyasî iktidarı ele geçirmektir...”

              “Eğer bir milliyetçilik hareketi başka bir devlet içinde, örneğin özerk bir bölge olarak kalmaya razı ise, ya bunu bağımsızlık savaşımında geçici bir evre olarak kabul etmiştir ya da bir milliyetçilik hareketi değildir...” Bu iddianın sahibi Baskın Oran’a atıfta bulunan İrfan Sönmez, mesele üzerindeki ‘milliyetçi karakter’in, meseleyi sadece ‘insan hakları’ temelinde ele almanın zorluğuna ve bilim adamı diye takdim edilenlerin nasıl olumsuz katkılar yaptığına da parmak basıyor...

              Sudan’dan Britanya’ya, Endonezya’dan İspanya’ya, Kanada’dan Fransa’ya kadar bilinen bütün problemli alanların masaya yatırıldığı ve konuya ilişkin uluslararası metinlerin ve neredeyse her dediği mutlak doğru kabul edilen Avrupa kökenli birlik ve mahkemelerin incelendiği bu çalışma, tek yönlü bilgi akışına maruz bırakılan insanımız ve araştırmacılarımız için çok önemli bir kaynak niteliğinde...

              Bir devlet ve millet, elbirliğiyle oluşturulmuş yalanlar eşliğinde karanlığa doğru ‘fazla hissettirmeden’ çekiliyor... İrfan Sönmez, bu kitabıyla yalanları ve emelleri sıralayarak, millî birlik dâvâsına, siyasetçilerin de mutlaka yararlanması gereken, çok değerli ve bilimsel nitelikli omuz koymuş...
              Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

              Yorum


              • Oğuz Atay'ın tutunamayanlar adlı kitabını okuyan var mı ?
                Trabzonspor, Ona Hayat Verenlerin Hayatıdır.

                Yorum


                • ''Ben Aişe...
                  Muhammed'in (s) Aişe'siyim...''

                  aişe


                  Roman
                  Sibel Eraslan
                  Bir bordon var bir de mavin
                  Sevgin ömrünü yedi senelerin...

                  Yorum


                  • İlk olarak Emirhan Makul tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                    Oğuz Atay'ın tutunamayanlar adlı kitabını okuyan var mı ?
                    Efsanedir. Hakkında fazla konuşmaya gerek yok.
                    DRaZeN PeTRoViÇ....(3)
                    ANDRea MeNeGHiN....(11)

                    Yorum


                    • İlk olarak Manu61 tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                      Efsanedir. Hakkında fazla konuşmaya gerek yok.
                      Hakkında fazla konuşmayalım tamam fakat nasıl okunuyor bu kitap bir kılavuzu var mı Ya bir şey söyle ama hikayeyi anlatmadan bir tiyo ver öyle ilerleyeyim kör topal kitap okumak acayip sinir bozucu çok karışık anlatılıyor 150 sayfa oldu Turgut var Selim var baş aktörler fakat neler oluyor neler bitiyor çok karışık.
                      Trabzonspor, Ona Hayat Verenlerin Hayatıdır.

                      Yorum


                      • İlk olarak Emirhan Makul tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                        Hakkında fazla konuşmayalım tamam fakat nasıl okunuyor bu kitap bir kılavuzu var mı Ya bir şey söyle ama hikayeyi anlatmadan bir tiyo ver öyle ilerleyeyim kör topal kitap okumak acayip sinir bozucu çok karışık anlatılıyor 150 sayfa oldu Turgut var Selim var baş aktörler fakat neler oluyor neler bitiyor çok karışık.
                        Bu kitabı 4-5 kere okumaya başladım her defasında yarıda bıraktım. Böyle kitap olur mu filan diyerek fırlatıyordum Seni şu anda çok iyi anlıyorum Sonu gelmeyen paragraflar aklıma geldi şu anda Okuması zor bir roman hatta roman içinde roman kabul. Kitap bittikten sonra ya çok seveceksin ya da vakit kaybı olarak değerlendireceksin bu biraz okuyan kişi ile alakalı. Hayatın kendisi kadar karmaşık , çoğu zaman hayatın kendisi kadar anlaşılmaz. Bu kitap için söylenebilecek en güzel şey bu bence.
                        DRaZeN PeTRoViÇ....(3)
                        ANDRea MeNeGHiN....(11)

                        Yorum


                        • İlk olarak Emirhan Makul tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                          Hakkında fazla konuşmayalım tamam fakat nasıl okunuyor bu kitap bir kılavuzu var mı Ya bir şey söyle ama hikayeyi anlatmadan bir tiyo ver öyle ilerleyeyim kör topal kitap okumak acayip sinir bozucu çok karışık anlatılıyor 150 sayfa oldu Turgut var Selim var baş aktörler fakat neler oluyor neler bitiyor çok karışık.
                          postmodern bir kitap olduğu için bu düşündüklerin çok normal
                          TRABZONSPOR
                          iyi ki varsın Eren Bülbül...
                          İyi ki varsın Arslan Kulaksız...

                          Yorum


                          • Bu yıl dünya iktisatçılarının ilgisini çeken bir çalışma yayınlandı. Henüz Türkçe'ye çevrilmedi diye biliyorum (Fransızca ve İngilizce baskıları var).

                            "21. Yüzyılda Kapital" - Prof. Dr. Thomas PIKETTY

                            br/What are the grand dynamics that drive the accumulation and distribution of capital? Questions about the long-term evolution of inequality, the concentration of wealth, and the prospects for economic growth lie at the heart of political economy. But satisfactory answers have been hard to find for lack of adequate data and clear guiding theories. In Capital in the Twenty-First Century, Thomas Piketty analyzes a unique collection of data from twenty countries, ranging as far back as the eighteenth century, to uncover key economic and social patterns. His findings will transform debate and set the agenda for the next generation of thought about wealth and inequality. Piketty shows that modern economic growth and the diffusion of knowledge have allowed us to avoid inequalities on the apocalyptic scale predicted by Karl Marx. But we have not modified the deep structures of capital and inequality as much as we thought in the optimistic decades following World War II. The main driver of inequality-the tendency of returns on capital to exceed the rate of economic growth-today threatens to generate extreme inequalities that stir discontent and undermine democratic values. But economic trends are not acts of God. Political action has curbed dangerous inequalities in the past, Piketty says, and may do so again. A work of extraordinary ambition, originality, and rigor, Capital in the Twenty-First Century reorients our understanding of economic history and confronts us with sobering lessons for today.br/br/br/br/bSayfa Sayısı: /b640br/br/bBaskı Yılı: /b2014br/br/br/bDili: /bİngilizcebr/bYayınevi: /bHarvard University Press


                            Günümüzde kapitalizme getirilmiş en sağlam eleştiri olduğu yönünde yorumlar var. Servet-nüfus-paylaşım ilişkisi üzerinde ciddi tespitleri var.

                            Tamamını okuyamadım. Bitirince daha detaylı yazarım. Ancak teorik ekonomi çalışan arkadaşlara tavsiye ederim. Sadece bu dönemde değil belli ki gelecek zamanlarda da tartışılacak bir eser bu.
                            En son Oğuz ZEYTİN tarafından düzenlendi; 01.08.2014, 14:24.
                            Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

                            Yorum


                            • İlk olarak Oğuz ZEYTİN tarafından gönderildi Gönderiyi görüntüle
                              Anadille Eğitim - Milliyetçilik ve AB Hukuku (İrfan SÖNMEZ / Bilgeoğuz Yayınları)



                              Yazarıyla geçmişe dayalı uyuşmazlığım olsa da konuyu çok önemsiyorum. Bu alandaki çalışmalar dikkatimi çekiyor. Yarın başlayacağım.

                              Kendi yorumum öncesinde kitap hakkındaki bir yazıyı paylaşmak istiyorum:

                              Servet AVCI

                              Halkı sürekli aldattılar... ‘Ana dilde eğitim’ sanki Avrupa ülkelerinin taraf olduğu anlaşmaların ve Avrupa Birliği hukukunun tartışılmaz bir hükmü gibi sundular... Ama ihlâl gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yapılan başvuruların hepsinin reddedildiğini hiç söylemediler...

                              Bask’ı, Katalonya’yı, Quebec’i örnek verdiler sürekli... ‘İnsan hakları’ diye atılan adımların özellikle ‘ana dil’ adımlarının fizikî bölünmeyi nasıl hızlandırdığına hiç vurgu yapmadılar... ‘Çözüm’den bahsettiler ama o ‘çözüm’ün ‘ulus inşa’eden en büyük özellik olduğundan hiç bahsetmediler... Sınırların artık dağlarla veya nehirlerle değil, daha çok dillerle çizildiği dünyada, dil kavgasının, ayrışmada dinden de, tarih bağından da fonksiyonel olduğunu gizleye gizleye bugünkü aşamaya geldiler...

                              Yazar İrfan Sönmez, konuyla ilgili son derece kuşatıcı bir eser meydana getirdi: Ana Dilde Eğitim, Milliyetçilik ve AB Hukuku... Bilgeoğuz Yayınları’nda çıkan kitapla Sönmez, gerçek anlamda büyük bir hizmetin altına imza atmış... Sürekli serap görmeye zorlanılan bir halka, uluslararası metinler, anlaşmalar, kararlar, içtihatlardan hareket ederek “Hayır, bu yol çıkmaz sokak” demiş...

                              Dil ve uluslaşma, dil ve milliyetçilik, bu ilişkinin tarihi seyri, azınlık ve kendi kaderini tayin hakkı, dili esas alan azınlık milliyetçiliklerinin vardığı ürkütücü evre, Avrupa Birliği’nin azınlıklara bakışı, birliğe dâhil ülkelerdeki dil politikaları gibi alanlarda çok geniş bir kaynak taraması yapılmış, kılavuz niteliğinde bir eser meydana gelmiş... Şunun altını mutlaka çizmemiz gerekiyor: Kitabın objektifliğine gölge düşürebilecek ideolojik ön yargıdan uzak durularak, somut metinler, olaylar ve sonuçlar üzerinden konu bütün yönleriyle harmanlanmış...

                              Gerçek, bize anlatılan veya dayatılan gibi asla değil... Başta BM kararları olmak üzere uluslararası hiçbir metin, bir devletin kendisinin altını oyacak düzenlemelerine mecburi kılmıyor... Azınlık haklarını veya çocuk haklarını yorumlarken bile, Birleşmiş Milletler’in 1993’teki Ulusal veya Etnik, Dinsel veya Dilsel Azınlıklara Mensup Olan Kişilerin Haklarına Dair Bildiri’sinde olduğu gibi egemenliğe ve ülke bütünlüğüne aykırı düşecek şekilde yorumlanamayacağı şerhi düşülüyor... Oysa kamuoyuna sunulana göre, tıpkı Avrupa Bölgesel ve Azınlık Dilleri Şartı gibi ‘altına imza koymadığımız’ bir belgeyi bir ‘mecburî istikamet’ tabelası gibi okumamız isteniyor...

                              Yazar, belgelerle şu gerçeğin altını çok net biçimde çiziyor: Ana dilde eğitim talepleri, sadece insanî amaçlarla açıklanamaz... Dilin eğitim alanına sokularak, standartlaştırılması, uluslaşma, özerklik ve devletleşme projesidir... Bu talebin siyasî özelliğini görmezlikten gelmek kesinlikle yanlıştır...

                              İrfan Sönmez, dünyadaki bütün örnekler ve olaylar ışığında, azınlıklar veya kendisini azınlık hissedenler için, dilin, ulus inşa sürecinde merkezden farklılığı ortaya koyabilmek adına nasıl bir silaha dönüştürüldüğünü belgeliyor... Kendi ifadesiyle, “Görünürde bir dil ve kültürü korumak gibi masum gerekçelere dayanan dilsel taleplerin asıl amacı, kendi ulusal nüfuslarını belirlemek, son kertede siyasî iktidarı ele geçirmektir...”

                              “Eğer bir milliyetçilik hareketi başka bir devlet içinde, örneğin özerk bir bölge olarak kalmaya razı ise, ya bunu bağımsızlık savaşımında geçici bir evre olarak kabul etmiştir ya da bir milliyetçilik hareketi değildir...” Bu iddianın sahibi Baskın Oran’a atıfta bulunan İrfan Sönmez, mesele üzerindeki ‘milliyetçi karakter’in, meseleyi sadece ‘insan hakları’ temelinde ele almanın zorluğuna ve bilim adamı diye takdim edilenlerin nasıl olumsuz katkılar yaptığına da parmak basıyor...

                              Sudan’dan Britanya’ya, Endonezya’dan İspanya’ya, Kanada’dan Fransa’ya kadar bilinen bütün problemli alanların masaya yatırıldığı ve konuya ilişkin uluslararası metinlerin ve neredeyse her dediği mutlak doğru kabul edilen Avrupa kökenli birlik ve mahkemelerin incelendiği bu çalışma, tek yönlü bilgi akışına maruz bırakılan insanımız ve araştırmacılarımız için çok önemli bir kaynak niteliğinde...

                              Bir devlet ve millet, elbirliğiyle oluşturulmuş yalanlar eşliğinde karanlığa doğru ‘fazla hissettirmeden’ çekiliyor... İrfan Sönmez, bu kitabıyla yalanları ve emelleri sıralayarak, millî birlik dâvâsına, siyasetçilerin de mutlaka yararlanması gereken, çok değerli ve bilimsel nitelikli omuz koymuş...
                              Kitabı okudum. Katalan, Bask ve Quebec örneklerini incelemelisiniz.

                              AB ülkelerinin "Azınlık" algısı, resmi dil dışındaki dillerle öğretimdeki yasaklayıcı uygulamaları ve dil birliğine verdikleri önemi yine bu kitapta okuyabilirsiniz.

                              Mesela Fransız Polinezyası'ndaki Sabrina Birk-Levy Davası'nın detaylarını öğrendim.

                              Faşist Franco'nun aslında liberal politikalarıyla Katalan ve Basklar'ın ayrılıkçı söylemlerinden vazgeçeceği düşünülmüş fakat zamanla tersi olmuş.


                              Belçika'nın siyasi durumunu biliyordum fakat dilin bu denli etkili olduğundan haberdar değildim.

                              Slovakya'da dil polisleri olduğunu duymuş muydunuz? Resmi dairelerde Slovakça'dan başka dillerde konuşanlara 5000 Euro ceza veriliyormuş.

                              Eğitim ile ilgili birçok detay var.

                              Kısacası, Türkiye'de önce eğitim dili ardından resmi dil olması istenen mahalli dillerin çok masum olmadığı kanısına bir kez daha varıyoruz. Özgürlük, demokrasi ve insan hakkı kılıfıyla süslenen bu zehir, nedense bize örnek gösterilen AB ülkelerinin uygulamasında öyle değil.
                              En son Oğuz ZEYTİN tarafından düzenlendi; 12.08.2014, 12:09.
                              Akıl, öfkeyi ve onunla kolayca birleşen bilgisizliği yener. Aklı kullanmak biraz zahmet, çaba gerektirir.

                              Yorum


                              • Cin Ali Serisi

                                Yorum

                                En Aktif Kullanıcılar

                                Daraltma

                                En aktif kullanıcı yok.
                                Yükleniyor...
                                X
                                WhatsApp Resmi İletişim