''Bu gidişi aklım almadı...''
Bu veda niye?
Nedendir zamansız ayrılıklar? Şimdi hangi kelimeleri kavuşturup cümle kurabiliriz? Hangi haykırışlar ifade edebilir böyle bir acıyı?
Biliyorum, evet, Allah'ın hikmetine sual olunmaz, ama eminim ki sen cennette en güzel yerlerden birindesin.
Kaç kalp kalmıştı ki senin kadar temiz? Kaç insan vardı senin kadar tertemiz?
Toprak sana dokunamaz, hangi toprağın böyle bir hakkı var?
Trabzon'un yalnızlığı kadar bir ömür, hayır hayır bu olmamalı. Çeyrek asır diyince ne kadar da uzun geliyor.
Oysa sadece 26 yıl... Bebek, çocuk ve genç... Tohum, çenek ve fidan kadar...
Çiçekleri açmaya nasip olmayan, büyümeyen bir ağaç...
...
Neden yazıldı bu mısralar? Neden gitmeyi seçtin?
''Elveda sevgili Trabzon'um,
Ayrılsak da, akarsular gibi tekrar buluşacağız
...''*
Trabzon seni unutmayacak. Artık solunan Trabzon'a sen de karışacaksın. Artık her yağmur damlası senin de özlemini alıp düşecek bu topraklara...
Gitmemeliydin...
Neden yazdın bu mısraları? Neden gitmeyi seçtin?
''Sen bir kemancının nağmelerinden daha hoşsun
İşte bu yüzden özleyeceğim seni
Ancak artık ayrılmalıyım
Şimdi göçmen kuşlar söylüyorlar şarkıları
Tutunduğum dalım kırılmasaydı kalmak isterdim
Şimdi denizler ötesine,dağlar ardına gitmeliyim.''*
Kopmuş keman tellerinde hangi nağmeler daha hoş olabilir söyle Allah aşkına? Hangi göçmen kuşlar aynı şarkıları söyleyebilir?
Ne vardı denizler ötesinde? Çok mu güzeldi ufuklar?
''Vadiler,tepeler ve yumuşak yağmur
Yemyeşil ağaçların uğultusu ve derenin sesi
Cesur kıyılarına Karadeniz'in vuruşu ...
Kalbim her zaman senin !
Nemli gözlerimle şimdi ayrılmalıyım
Denizler ötesine ... Şimdi gitmeliyim ...''*
Vadilerde kara sular artık, hüznüne hüzün katan yağmurlar artık, sonbahara yürüyen ağaçların uğultusu, ve kurumaya yüz tutmuş derenin sesi.
Hayır! Asla cesur olmayan kıyılara vuruyor Karadeniz! Hep öfkeli, hep asi! Hep ağlıyor! Hiç durulmuyor! Biraz hain! Biraz zalim!
Çok mu istedin gitmeyi, çok mu istedin?
Bir gün daha kalamaz mıydın? Bir sezon daha, bir maç? Bir kupa? Bir şampiyonluk? Bir saat...
Hayır, bir hasret, bir acı daha kalamaz mıydın? Biraz daha katlanamaz mıydın acıya? Neden bu kadar güçsüzsün, Allah'ım!
Neden keşkeler bıraktın?
Hakkım var mı ki sormaya? Nasıl istersen öyle olsun...
Orada kavuşacak, orada yaşayacağın çok daha samimi kişiler var değil mi?
Bu yüzden gittin, hadi itiraf et. Aslında o keman senin ellerinde, Kazım da gitar çalacak.
''Aşk varsa, şarkı da vardır'' diyecek sana ve beraber Bordo Mavi cümleler dökülecek dilinizden...
Ne gerek vardı bizden gizlemeye? Biz de dinlesek olmaz mıydı?
Anladım...
Duyuyorum...
Duyabiliyoruz değil mi? Hadi kapatın gözlerinizi. Bakın ne çalıyor? Şarkılar söylüyor çocuklar... Yeniden yan yana onlar...
...
İnanıyorsun hâlâ değil mi? Oraya gidince daha çok inandın değil mi? Merak etme...
''Bordolarımız,Mavilerimiz ...
Daha önce olduğu gibi yine danslar edeceğiz
Dimdik oynayacağız
Tertemiz destanlarımız konuşulacak''*
dedin ve gittin. Mecburuz artık... Her zamankinden daha çok. And olsun.
Ama söz vermeye utanıyorum, korkuyorum bu dünyada söz vermekten. Kupayı sana getirememekten...
...
Affet...
Affet...
Affet...
Hakkını helal et.
Bu mektup sana benden, bizden, Trabzon'dan, bu mektup sana Trabzonspor'dan, bu mektup sana Trabzonsporludan, Karadenizin dalgalarından, bu mektup sana evrendeki en güzel galaksiden, en güzel bulutsunun en parlak yıldızından...
Okuyacağını biliyorum bu mektubu. Okuyunca gülümse olur mu?..
Kendine iyi bak demiyorum, görüşmek üzere diyorum artık; senin kadar temiz kalıp cennete yanına gelebilirsek eğer...
Arş-ı alanın en güzel kapılarından biri sana açılıyor şimdi. Hadi gir içeri, kavuş en sevgiliye...
Bir kelimeye ne kadar sığıyorsa, o kadar hoşça kal...
Bu son gidişin olsun...
''Trabzon'um ... Trabzon'um !
Tekrar buluşacağız... Ne olursa olsun !
Şimdi yola girme zamanı ...''*
*http://forum.bordomavi.net/showpost....13&postcount=1
Bu veda niye?
Nedendir zamansız ayrılıklar? Şimdi hangi kelimeleri kavuşturup cümle kurabiliriz? Hangi haykırışlar ifade edebilir böyle bir acıyı?
Biliyorum, evet, Allah'ın hikmetine sual olunmaz, ama eminim ki sen cennette en güzel yerlerden birindesin.
Kaç kalp kalmıştı ki senin kadar temiz? Kaç insan vardı senin kadar tertemiz?
Toprak sana dokunamaz, hangi toprağın böyle bir hakkı var?
Trabzon'un yalnızlığı kadar bir ömür, hayır hayır bu olmamalı. Çeyrek asır diyince ne kadar da uzun geliyor.
Oysa sadece 26 yıl... Bebek, çocuk ve genç... Tohum, çenek ve fidan kadar...
Çiçekleri açmaya nasip olmayan, büyümeyen bir ağaç...
...
Neden yazıldı bu mısralar? Neden gitmeyi seçtin?
''Elveda sevgili Trabzon'um,
Ayrılsak da, akarsular gibi tekrar buluşacağız
...''*
Trabzon seni unutmayacak. Artık solunan Trabzon'a sen de karışacaksın. Artık her yağmur damlası senin de özlemini alıp düşecek bu topraklara...
Gitmemeliydin...
Neden yazdın bu mısraları? Neden gitmeyi seçtin?
''Sen bir kemancının nağmelerinden daha hoşsun
İşte bu yüzden özleyeceğim seni
Ancak artık ayrılmalıyım
Şimdi göçmen kuşlar söylüyorlar şarkıları
Tutunduğum dalım kırılmasaydı kalmak isterdim
Şimdi denizler ötesine,dağlar ardına gitmeliyim.''*
Kopmuş keman tellerinde hangi nağmeler daha hoş olabilir söyle Allah aşkına? Hangi göçmen kuşlar aynı şarkıları söyleyebilir?
Ne vardı denizler ötesinde? Çok mu güzeldi ufuklar?
''Vadiler,tepeler ve yumuşak yağmur
Yemyeşil ağaçların uğultusu ve derenin sesi
Cesur kıyılarına Karadeniz'in vuruşu ...
Kalbim her zaman senin !
Nemli gözlerimle şimdi ayrılmalıyım
Denizler ötesine ... Şimdi gitmeliyim ...''*
Vadilerde kara sular artık, hüznüne hüzün katan yağmurlar artık, sonbahara yürüyen ağaçların uğultusu, ve kurumaya yüz tutmuş derenin sesi.
Hayır! Asla cesur olmayan kıyılara vuruyor Karadeniz! Hep öfkeli, hep asi! Hep ağlıyor! Hiç durulmuyor! Biraz hain! Biraz zalim!
Çok mu istedin gitmeyi, çok mu istedin?
Bir gün daha kalamaz mıydın? Bir sezon daha, bir maç? Bir kupa? Bir şampiyonluk? Bir saat...
Hayır, bir hasret, bir acı daha kalamaz mıydın? Biraz daha katlanamaz mıydın acıya? Neden bu kadar güçsüzsün, Allah'ım!
Neden keşkeler bıraktın?
Hakkım var mı ki sormaya? Nasıl istersen öyle olsun...
Orada kavuşacak, orada yaşayacağın çok daha samimi kişiler var değil mi?
Bu yüzden gittin, hadi itiraf et. Aslında o keman senin ellerinde, Kazım da gitar çalacak.
''Aşk varsa, şarkı da vardır'' diyecek sana ve beraber Bordo Mavi cümleler dökülecek dilinizden...
Ne gerek vardı bizden gizlemeye? Biz de dinlesek olmaz mıydı?
Anladım...
Duyuyorum...
Duyabiliyoruz değil mi? Hadi kapatın gözlerinizi. Bakın ne çalıyor? Şarkılar söylüyor çocuklar... Yeniden yan yana onlar...
...
İnanıyorsun hâlâ değil mi? Oraya gidince daha çok inandın değil mi? Merak etme...
''Bordolarımız,Mavilerimiz ...
Daha önce olduğu gibi yine danslar edeceğiz
Dimdik oynayacağız
Tertemiz destanlarımız konuşulacak''*
dedin ve gittin. Mecburuz artık... Her zamankinden daha çok. And olsun.
Ama söz vermeye utanıyorum, korkuyorum bu dünyada söz vermekten. Kupayı sana getirememekten...
...
Affet...
Affet...
Affet...
Hakkını helal et.
Bu mektup sana benden, bizden, Trabzon'dan, bu mektup sana Trabzonspor'dan, bu mektup sana Trabzonsporludan, Karadenizin dalgalarından, bu mektup sana evrendeki en güzel galaksiden, en güzel bulutsunun en parlak yıldızından...
Okuyacağını biliyorum bu mektubu. Okuyunca gülümse olur mu?..
Kendine iyi bak demiyorum, görüşmek üzere diyorum artık; senin kadar temiz kalıp cennete yanına gelebilirsek eğer...
Arş-ı alanın en güzel kapılarından biri sana açılıyor şimdi. Hadi gir içeri, kavuş en sevgiliye...
Bir kelimeye ne kadar sığıyorsa, o kadar hoşça kal...
Bu son gidişin olsun...
''Trabzon'um ... Trabzon'um !
Tekrar buluşacağız... Ne olursa olsun !
Şimdi yola girme zamanı ...''*
*http://forum.bordomavi.net/showpost....13&postcount=1


Yorum