BMN'nin ilk üyelerindenim, burada fazla yazmıyorum. Ancak bunları sizinle paylaşma gereği hissettim.
İşimizi gücümüzü bırakıp, hiçbir çıkarımız olmadan, sırf Trabzonspor'un aydınlık günleri için görevimizi yapmak üzere karayolu ile onca yolu tepip geldik memleketimize. Son yıllarda herkesin antipatisini kazanan, kavgacı, mafyatik, tutarsız, siyasetin kuklası bir imaj altında yerle bir olan Trabzonspor'umuzu kurtarmak için oradaydık. Hepsini bir kenara bırakın çocuklarımıza karşı olan bir sorumluluktu bu.
Kasıtlı bir şekilde 900 kişilik salona sığdırılmış en az iki katı insanla beraber, yazıcıdan çıkarılan giriş kartımızı yarım saat sıra bekleyerek aldık. Bilgisayarda 10 dakikada hazırlanıp basılacak kadar basit bu kağıt parçasını kulübün görevlilerine göstererek sıkı (!) bir güvenlik kontrolünden sonra içeri girdik. İçeri girmenin ne derece basit olduğunu içerideki paralı holiganları görünce zaten daha iyi anladık. Bir saati geçkin planlanmış bir beklemenin ardından kongremiz eşi benzeri olmayan bir rezaletle açıldı. Yönetim kurulu üyesi koskoca bir doktor kekeleyen bir konuşmayla yönetim kurulunun "önceden belirlenmiş" divan kurulunu bize tanıttı ve diğer adayı tanıtmatan oylamaya geçmek istedi. Yapılan itirazlarla usülen diğer adayı da açıklayıp jet oylamaya geçerek bizden kağıt parçalarını havaya kaldırmamızı istedi. Sonra, muhalefet adayının oyları bariz olarak çok iken beyefendi müthiş (!) sayım kabiliyeti ile yönetimin adayının kazandığını açıklayıverdi. Zaten oracıkta hazır bekleyen divan kurulu da anında sandalyeleri işgal etti. Sonrası malumunuz. Hiçbir telkin bu zihniyeti oyları saymaya ikna edemedi. Ardından Trabzonspor'un usülsüz divan kurulu muhalefetin her önergesini reddederek tam bir hukuk cinayeti işledi. Olağanüstü kongredeki tüzük tadilatı oylamasında yapılan usülsüzlüğün aynısını "nasıl olsa yargı iptal etse de yargıtayda bir sene bekler, o zamana kadar zaten seçim gelir" diye düşünerek tekrarladılar. Yazıklar olsun.
Gün, rezalet, işgal ve usülsüzlük kelimeleriyle özetlenebilir. Yıllardır şikecilerle mücadele eden Trabzonspor, kendi kongresine şike yaparak başlamıştır. Oyuma değer verilmeyip sayılmaması, adam yerine koyulmamaktan çok asıl buna yaralandım. Yıllardır her ortamda savunduğum, arkadaşlarım, eşim, dostumla kavga edip küsmeme sebep olan şike davasının bu onursuzlar tarafından yerle bir edilmesi içimi nasıl acıttı anlatamam.
Hakan Kulaçoğlu'nun herşeye nokta koyan ve bizleri ağlatan konuşmasının ardından o salonda durmanın, ibra oylamasını beklemenenin hiçbir anlamı olmadığını bildiğimizden oradan ayrıldık. Daha sonra öğrendik ki, yüzüne tükürsen yarabbi şükür diyerek o kadar konuşmacının yerin dibine soktuğu delikanlı başkan, ibraya teşekkür konuşmasında kendisine yakışanı yapıp, sırf Sadri Şener'e yüklenmek adına bizi bir kez daha şikeci konumuna düşürmüş, Faruk Özak'ı da en azılı düşmanı ilan etmiş.
Başkan seçildiği ilk gün bu adamın Truva atı olduğunu söylemiş biri olarak defalarca haklı çıkmaktan çok üzgünüm. Bugün karmakarışık duygularla tek düşündüğüm şey yine bir usülsüz kongresinin ardından kulübün kayyuma devredilmemesidir.
Sözlerimi Hakan Kulaçoğlu'nun o tarihi konuşmasından bir alıntı ile bitiriyorum:
"Seçilmemiş divan başkanını seçmiş gibi göstererek, kongredeki maddeleri iptal ederek, başkan kalabilirsiniz. Ancak, Başkan olduğunuz bu kulübün sadece adı Trabzonspor olur, başka hiçbir şeyi Trabzonspor değildir"
İşimizi gücümüzü bırakıp, hiçbir çıkarımız olmadan, sırf Trabzonspor'un aydınlık günleri için görevimizi yapmak üzere karayolu ile onca yolu tepip geldik memleketimize. Son yıllarda herkesin antipatisini kazanan, kavgacı, mafyatik, tutarsız, siyasetin kuklası bir imaj altında yerle bir olan Trabzonspor'umuzu kurtarmak için oradaydık. Hepsini bir kenara bırakın çocuklarımıza karşı olan bir sorumluluktu bu.
Kasıtlı bir şekilde 900 kişilik salona sığdırılmış en az iki katı insanla beraber, yazıcıdan çıkarılan giriş kartımızı yarım saat sıra bekleyerek aldık. Bilgisayarda 10 dakikada hazırlanıp basılacak kadar basit bu kağıt parçasını kulübün görevlilerine göstererek sıkı (!) bir güvenlik kontrolünden sonra içeri girdik. İçeri girmenin ne derece basit olduğunu içerideki paralı holiganları görünce zaten daha iyi anladık. Bir saati geçkin planlanmış bir beklemenin ardından kongremiz eşi benzeri olmayan bir rezaletle açıldı. Yönetim kurulu üyesi koskoca bir doktor kekeleyen bir konuşmayla yönetim kurulunun "önceden belirlenmiş" divan kurulunu bize tanıttı ve diğer adayı tanıtmatan oylamaya geçmek istedi. Yapılan itirazlarla usülen diğer adayı da açıklayıp jet oylamaya geçerek bizden kağıt parçalarını havaya kaldırmamızı istedi. Sonra, muhalefet adayının oyları bariz olarak çok iken beyefendi müthiş (!) sayım kabiliyeti ile yönetimin adayının kazandığını açıklayıverdi. Zaten oracıkta hazır bekleyen divan kurulu da anında sandalyeleri işgal etti. Sonrası malumunuz. Hiçbir telkin bu zihniyeti oyları saymaya ikna edemedi. Ardından Trabzonspor'un usülsüz divan kurulu muhalefetin her önergesini reddederek tam bir hukuk cinayeti işledi. Olağanüstü kongredeki tüzük tadilatı oylamasında yapılan usülsüzlüğün aynısını "nasıl olsa yargı iptal etse de yargıtayda bir sene bekler, o zamana kadar zaten seçim gelir" diye düşünerek tekrarladılar. Yazıklar olsun.
Gün, rezalet, işgal ve usülsüzlük kelimeleriyle özetlenebilir. Yıllardır şikecilerle mücadele eden Trabzonspor, kendi kongresine şike yaparak başlamıştır. Oyuma değer verilmeyip sayılmaması, adam yerine koyulmamaktan çok asıl buna yaralandım. Yıllardır her ortamda savunduğum, arkadaşlarım, eşim, dostumla kavga edip küsmeme sebep olan şike davasının bu onursuzlar tarafından yerle bir edilmesi içimi nasıl acıttı anlatamam.
Hakan Kulaçoğlu'nun herşeye nokta koyan ve bizleri ağlatan konuşmasının ardından o salonda durmanın, ibra oylamasını beklemenenin hiçbir anlamı olmadığını bildiğimizden oradan ayrıldık. Daha sonra öğrendik ki, yüzüne tükürsen yarabbi şükür diyerek o kadar konuşmacının yerin dibine soktuğu delikanlı başkan, ibraya teşekkür konuşmasında kendisine yakışanı yapıp, sırf Sadri Şener'e yüklenmek adına bizi bir kez daha şikeci konumuna düşürmüş, Faruk Özak'ı da en azılı düşmanı ilan etmiş.
Başkan seçildiği ilk gün bu adamın Truva atı olduğunu söylemiş biri olarak defalarca haklı çıkmaktan çok üzgünüm. Bugün karmakarışık duygularla tek düşündüğüm şey yine bir usülsüz kongresinin ardından kulübün kayyuma devredilmemesidir.
Sözlerimi Hakan Kulaçoğlu'nun o tarihi konuşmasından bir alıntı ile bitiriyorum:
"Seçilmemiş divan başkanını seçmiş gibi göstererek, kongredeki maddeleri iptal ederek, başkan kalabilirsiniz. Ancak, Başkan olduğunuz bu kulübün sadece adı Trabzonspor olur, başka hiçbir şeyi Trabzonspor değildir"

Elinize sağlık güzel yazı olmuş...
Yorum