PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sıradışı Bir Basketbolcunun Portresi; Steve NASH



Berat
22.05.2007, 00:30
NBA 2005 MVP ödülü çok enteresan bir kişiliğe gitti. Steve Nash, klasik basketçi formatından uzakta, uzun saçlı, politik görüşlerini rahatça ifade edebilen sıradışı bir oyuncu. Dünyaca ünlü GQ dergisinden Joel Lovell, yaz tatilini karısı ve çocuğuyla beraber New York’ta buldu.

Geçenlerde, futbolu çok seven ve iyi oynayan yakın bir arkadaşımın telesekreterime bıraktığı ilginç mesajı fark ettim: “Ha....tr! Oğlum inanamicaksın ama bugün şu Çin mahallesindeki b..tan sahada kim futbol oynuyodu tahmin bile edemezsin! Steve Nash!!! Evet, hani NBA’in MVP’si Steve Nash! Hay a.q. ilk önce saç kesimi ona benzeyen başka bi eleman sandım ama harbiden o! Walla kandırmıorum!”

Yine aynı zamanlarda Nash’in aşağı Manhattan’daki kimi sokak potalarında bazı tiplerle tek pota attığını gösteren resimler de küçük haber ajanslarında dolandığından arkadaşımın beni keklememiş olduğunu anladım.

Peki neden? Shaq, Duncan, Nowitzki gibi devleri MVP oylamasında geçen, NBA tarihinde üst üste 4 playoff maçında 25 sayı-10 asist barajını geçen tek oyuncu olmayı başarmış, sıfırdan aldığı Phoenix Suns’ı neredeyse tek başına NBA’in en heyecanlı basket oynayan takımı haline getirmiş bir adam niye bir avuç yeteneksiz insanla tek pota ya da futbol maçı atsın? Bu soru bir süre aklımı karıştırdı durdu. (Bu olayı anlattığım herkese şunu diyordum: “Yani bu A-Rod’ın sokaktaki bir beyzbol mücadelesine katılması gibi. Ya da ne biliim, Eddie Van Halen’ın “Çocuklar, müzik yarışması için gitariste ihtiyacınız var mı?” diye sorması gibi.)

“Onlarla oynamanın planını felan yaptığım yok, tamamen o anda olan bir şey,” diyor Nash, fotomodelleri kıskandıran karizmatik pozları çekmemizden birkaç saat sonra. Karısı ve iki bebeğiyle beraber yaz tatillerini geçirdikleri New York’ta, Nash, sezona hazırlanmak için sabah bir-iki saat şut idmanı yapıyor, şut idmanından sonra oturdukları apartmanın merdivenlerini hızla çıkma çalışması yapıyor, kafasına eserse de akşamları futbol oynuyor. “Aslına bakarsan sahanın yanında jogging yapıyordum ki, bana bir adama daha ihtiyaç duyduklarını söylediler. Ben de onlarla biraz top koşturdum, o kadar.” diyor Nash.

“Peki senin kim olduğun hakkında en ufak bi fikirleri var mıydı?”

“Zannetmiyorum.”

O gece, Manhattan’da Pier 40’deki bir halı sahanın kenarında oturuyorduk. Nash’in o gece maçı vardı. Nash, yaz boyunca, Phebe’s adlı yerel bir barın sponsorluğunu yaptığı amatör bir kulüpte oynamıştı. Bu gece, Phoenix’e dönmeden önceki son maçını yapacaktı. Çekilen harika fotoğrafları hakkında konuşmak istemiyordu bile, bu onun gibi mütevazı bir adamın konuşmak istemeyeceği kadar utandırıcı bir konuydu sanki. Görünüşe bakılırsa, bir yığın insanın kendisine, Suns yöneticilerinin sokaktaki elemanlarla orda burda futbol ya da streetball oynamasına kızıp kızmadığını sormasına da kıl oluyordu.

“Aslına bakarsan kontratımda ne yazdığını çok detaylı olarak bilmiyorum.” diyordu Nash, “Yani, hakkaten çok önemsediğim yok, ama keşke şu fotoğraflar her tarafa yayılmasaydı.”

Nash’in MVP’liği hakkında söylenmeyen kalmadı. Larry Bird’den sonra ödülü alan ilk beyaz... İlk ve tek Kanadalı... NBA standartlarına göre misket kadar küçük... “Gerçekten de Shaq, Jordan, Magic ve daha önceki bir yığın büyük oyuncuya layık görülmüş bu ödülü kazanmış olmam neredeyse sürreal bir durum,” diyor Nash. “İsmimin o efsanelerle aynı nefeste anılması bile benim için büyük bir gurur.” Fakat Nash’in oynadığı basketi eleştirmek kimsenin haddi değil, sanırım. O inanılmaz bounce paslar, arkadan yaptığı no-look asistler, kendinden 30 santim uzun oyuncuların arasından attığı fade-away şutlar... Hepsi aslında ligin standartlarına göre çok sıradışı, tuhaf hareketler. Mesela, Nash, Jordan’ın Chicago Bulls üzerindeki ağırlığından tamamen yoksun. “Arkadaşlarımı yaptıkları her hatada yerin dibine geçirecek kadar sert bir karizmaya sahip olmak benim tarzım değil” diyor Nash ve ekliyor: “Ben sahaya eğlenmek için çıkarım, arkadaşlarımın da eğlenmesini isterim.” Nash’in aynı zamanda, Amerika’da solcu bir çıkıntı olarak görülmek gibi bir derdi var. Zamanında New York Times, Nash’in, deplasman yolculuğunda uçakta Marx’tan Komünist Manifesto’yu okuduğunu haber yapmıştı. Nash, 2003 yılında, ABD Irak’ı işgale hazılranırken bir maça “NO WAR. SHOOT FOR PEACE (savaşa hayır – barışa şut atalım)” yazılı bir t-shirt’le çıkmıştı. O maçın ardından yapılan röportajda Nash, “Saddam çılgın bir diktatör, ancak bizi tehdit edebileceğini düşünemiyorum. Kim ne derse desin, orada hiç nükleer silah bulamadık, ama işgal planı hala gündemde. Bence gerçek bir tehdit unsuru bulunana dek, Irak’ın işgali kabul edilemez.” demecini vermişti.

Bu olaydan sonra, neredeyse bütün ülke Nash’i eleştiri yağmuruna tutmuştu. Hatta, eski bir deniz piyadesi olan, Spurs’ün efsane pivotu David Robinson, Nash’in ülkeden ihraç edilmesi gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmişti. Nash’e bu tepkileri nasıl karşıladğını sorduğumda bana şu cevabı verdi: “O demeçleri verirken üzerime dikkat çekmek gibi bir derdim yoktu. Bir savaşa doğru son sürat ilerliyorduk ve bu konu hakkındaki görüşlerimi belirtmenin bir sorumluluk, bir görev olduğunu hissettim. Çünkü ülkedeki neredeyse kimse konuyla ciddi bir şekilde ilgilenmiyordu.”

Maçın başlama vakti gelmişti, Nash röportajı kısa kestiği için özür diledi, sahaya çıktı ve ısınmaya başladı. Isınmalar devam ederken karşı takımdan bir oyuncu takım arkadaşına, sanki Steve Nash’in rakip takımda oynadığnı sandığını, arkadaşı böyle bir şeyin imkansız olduğunu söyledi. Sonra bir-iki dakika sonra bu iki oyuncunun ısındığı yerden “Ha....tirrr!!! Baba bu gerçekten de Steve Nashhh! Harbi o!” sesleri yükseldi. Sonra ikisi de cep telefonlarına sarılıp onu bunu aramaya başladılar. Yanımda oturan seyircilerden biri, bu ligde bazı eski MetroStars oyuncularının da oynadığını, ancak Nash’in en az onlar kadar iyi olduğunu söyledi. Nash maç boyunca harika paslar attı, bir-iki gol de attı. Ancak onu izlerken, gösterdiği performanstan çok, oyundan aldığı zevk göze batıyordu. Bu adamda, diğer büyük atletlerden farklı bir şeyler vardı. Fizisel güç ve hızdan tamamen farklı olarak, fıldır fıldır dönen gözler, kaçık bir deha...

Maçı Nash’in takımı kazanmıştı. Ona ne kadar iyi olduğunu sordum. “Sanırım futbola odaklanmış olsaydım, profesyonel bir kariyer düşünebilirdim. Bazen basket yerine futbolu seçmiş omayı istediğim bile oluyor. Ama zannedersem bu “Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” zihniyeti gibi bir şey.” cevabını veriyor.

Nash ve takım arkadaşları maç sonrası, sponsorları olan Phoebe adlı bara gittiler. Barın hissedarlarından Derek, herkese içkilerini doldurdu. Neredeyse tüm gece futbol ve Kanada muhabbeti döndü. Önemli bir muhabbet konusu da Nash’in ikiz kız bebekleriydi. “Gerçekten inanılmaz bir duygu.” diyordu Nash, sonra bize bebekleri hakkında ilginç bir hikaye anlattı: “Bir gün, bebekleri yatırmış, karımla baş başa vakit geçiriyorduk. Sonra bebe diafonundan gelen çığırtılarla irkildik. Odalarına gittiğimizde ikisinin de birbiriyle sağlamından kavga ettiğini gördük. Bu onların birbirleriyle ilk iletişimi oldu! Gerçekten inanılmazdı, karımla beraber gülmekten öldük.”

Gecenin ilerleyen saatlerinde, Nash’in, Sydney 2000 Olimpiyatlarından takım arkadaşı Mike Meeks merhaba demeye uğradı. Sarılmalar, tanıştırılmalar, daha fazla içki... Mike’a, Nash’in Sydney 2000’de özel muameleyi nasıl reddettiğini sordum. Nash, çoğu süperstarın aksine, Olimpiyatlara özel uçakla gitmeyi, tek başına ayrı bir süitte kalmayı reddetmiş, sessiz bir şekilde, koça ve takım arkadaşlarına 100 000$’a yakın para dağıtmıştı. “O sadece bizim iyi vakit geçirmemizi istiyordu. Çoğumuz için o günler, hayatımızın en mutlu zamanıydı. Gerçekten de çok eğlendik.” dedi Mike.

Geç kalmıştım. “Ne olacak bu Knicks’in hali?” muhabbeti yapılıyordu. Derken Derek bana son bir bira daha uzattı ve omzuma elini koydu. “Senden daha iyi kim var?” Derek gülümsedi, sonra daha ciddileşti ve Nash’e döndü. Steve Nash, şaşırmış gibi bakındı: “Ben de hepimiz gibi sıradan bi insanım ne yani?” diyecek gibi oldu. Şerefe yaptık. Sonra Derek sordu: “Peki Stevie’den iyi kim var?”


Alıntıdır..

ilhan
23.05.2007, 14:10
Oyununu beğenirdim. Karakteri 10 Numara çıktı ya. Sempatimi körükledi bu yazı. Miami'ye gelsin ;)

sadman
23.05.2007, 17:13
nash standart üstü bir yıldız ve karakterli bir insan. ayrıca bu sene de hakettiği mvp ödülünü vermemelerini haksızlık olarak görüyorum.

cyberentalpi
04.07.2007, 05:25
nash standart üstü bir yıldız ve karakterli bir insan. ayrıca bu sene de hakettiği mvp ödülünü vermemelerini haksızlık olarak görüyorum.

Evet Nash Bir onceki sezon odulu haketti. Cunku Amare siz bir halde takimi nerelere getirdi Amam velakin bu sezon olunca is degisiyor biraz
Odulu Dirk Nowitzki aldi. Dirk ne yapti derseniz.
Nash ayrilinca dagilir denilen takim Nowitzki liderliginde iki sezondur en cok kazanan iki takimdan biri.
Dallasta ustelik yildiz yok. Bir tane daha aday var oda bu sezon parlayan josh howard. Ama nash in cevresinde Amare gibi Marion gibi super yildizlar var.
Dirk ustelik nba bitiyor milli takima kosuyor. Kac tane sampiyonada turnuva mvp si secildi.
Karektere gelince. O bir yildiz ama burnu goklerde degil. Her sezon full tum maclarda oynuyor. Ustune birde sampiyonalarda oynuyor. Kazanacagi parayi dusunup yatmiyor o sampiyonada mvp seciliyo

Dirk bu sezon bu odulu haketti. Ilk basta kaybettikleri 4 mac olmasa belkide galibiyet rekoru kirabilceklerdi.

cuneytr
14.08.2007, 16:43
steve nash oyunu gibi yüregide büyük bir insan....

Harun-61
30.08.2007, 12:19
rep. icin sagolasin Berat karde$...

Nash klas adam, Phöenix taraftari olarak hastayim asistlerine...;)