PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 29 Ekim 2016, Cumhuriyetimizin 93. Yaşı Kutlu Olsun!



Yiğit Gayretli
29.10.2016, 11:20
"Ata'm sen rahat uyu
Yolcusuyuz biz hürriyetin
Ata'm sen rahat uyu
Bekçisiyiz cumhuriyetin"

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun...

11201

Mehmet Fatih Silik
29.10.2016, 11:22
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun sevgili Dostlar! ALLAH tekrardan bir Cumhuriyet kurmayı nasip etmesin inşallah :)

salihismet
29.10.2016, 12:00
Cumhuriyeti sevmeyip onun niğmetlerinden yaralananlara her gece rüyalarında
Atatürk'ü görmeyi nesip eyle yarabbi.

serdaracıl
29.10.2016, 12:29
Nice yıllara

chener
29.10.2016, 12:45
yaşasın cumhuriyet

Manu61
29.10.2016, 13:52
29 Ekim 1923 sabahı...
Nüfus 13 milyondu, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 37 bininde okul yoktu, postane yoktu, dükkan yoktu. 30 bin köyde, yani her dört köyün üçünde cami yoktu. Traktör sayısı sıfırdı, biçerdöver sayısı sıfırdı, karasaban vardı. Ayçiçeği üretimi yoktu, şeker üretimi yoktu, ekmeklik un bile ithaldi, pirinç ithaldi, bütün memlekette sadece beş bin hektar alan sulanabiliyordu. Beş bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu, bir milyon kişi frengiydi, iki milyon kişi sıtmaydı, üç milyon kişi trahomluydu, eminim gençlerimiz şu anda internete girip “trahom nedir?” diye arıyordur, çünkü artık hayatımızdan çıktı, o zamanlar üç milyon kişi trahomluydu, verem, tifüs, tifo salgını vardı. Bit'le başa çıkılamıyordu. Bebek ölüm oranı yüzde 40'ın üstündeydi, dünyaya gelen her iki bebekten biri ölüyordu. Anne ölüm oranı yüzde 18'di, her beş anneden biri ölüyordu. Ortalama ömür 40'tı, 41'inci yaşını gören şanslıydı. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece sekizi Türk'tü. Diş hekimi sayısı sıfırdı. Sadece dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
*
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bindi, komple kül edilmiş köy sayısı binin üzerindeydi, ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu, kiremit bile ithaldi. Limanlar, madenler yabancıya aitti, demiryollarının bir metresi bile bize ait değildi. Toplam sermayenin sadece yüzde 15'i Türk'tü. Osmanlı'dan ayakta kala kala dört fabrika kalmıştı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… “Sanayi” denilen işletmelerin yüzde 96'sında motor yoktu. 10 işçiden fazla işçi çalıştıran, sadece 280 işyeri vardı, bunların da 250'si yabancılarındı. Kişi başına milli gelir 45 dolardı. Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus'ta vardı, güya vardı demek daha doğru olur, çünkü, elektrik üretimi sadece 50 kilovatsaattı, yanlış okumadınız, sadece 50 kilovatsaattı. Dört mevsim kullanılabilen karayolu yoktu, otomobil sayısı bin 490'dı, sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
*
Zaten perişanız, üstüne, mübadeleyle 400 bin insan geldi. Ceplerinde para yok, iş yok, başlarını sokacak ev yoktu, sığınabilecekleri akraba yoktu, çoğunluğu hastaydı. Gelen her iki çocuktan biri, yollarda, at arabalarının sırtında, ilk iki ay içinde hayatını kaybetti. Kendi ailemden biliyorum, çaresizlikten mağarada kalanlar oldu, mağarada.
*
Kadın, insan değildi.
Eşit eğitim hakkı yoktu, meslek edinme hakkı yoktu, boşanma hakkı yoktu, velayet hakkı yoktu, kendisine miras kalan mallar üzerinde bile tasarruf hakkı yoktu, seçme hakkı yoktu, seçilme hakkı yoktu, doğum izni yoktu, çalışma hayatında eşit hakkı yoktu, eşit işe eşit ücret hakkı yoktu, kürtaj hakkı yoktu, gebeliği önleme hakkı yoktu, kızlık soyadını kullanma hakkı yoktu.
*
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, padişahların hediye olarak, trenlerle Avrupa'ya kaçırılmıştı.
*
Kimisi alaturka saat'i kullanıyor, güneşin battığı anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi zevalli saat'i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12.00 kabul ediyordu. Kimisi güneş batarken grubi saat'i esas alıyordu. Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat'i esas alıyordu. “Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı ses çıkıyordu.
*
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin şubat'ı kimisinin aralık'ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi ama, farklı aylarda yaşıyordu!
*
Dirhem, okka, çeki vardı.
Arşın, kulaç, fersah vardı.
Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz…
Ölçülerimiz ortaçağ'dı.
*
600 sene boyunca Türkçe'nin ırzına geçilmiş, Arapça-Farsça harmanlamasına Osmanlıca denilmişti. Fransızca, İtalyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapça'yla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
*
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik” filan deniyor… Halbuki, İbrahim Müteferrika'dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı, alt tarafı 417 adetti. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteferrika da devşirmeydi.
*
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa'da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, beş milyar adet satılmıştı. Voltaire bir kitabında maalesef “İstanbul'da bir yılda yazılanlar, Paris'te bir günde yazılanlardan azdır” demişti! Gazete sadece İstanbul ve İzmir'de vardı.
*
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu. Okur yazar erkeklerin ezici çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuğumuzdan üçü okula gitmiyordu. Toplam 4 bin 894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Başkent Ankara'da mesela, sadece iki lise vardı. Türkiye'nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Öğretmenlerin üçte birinin öğretmenlik eğitimi yoktu. Bütün memlekette tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Memleket bilimden çoook uzaktı. Medreselerde Türkçe yasaktı, bağnazlık yuvasıydı, din diye hurafe öğretiyorlardı.
*
30 Ekim 1923 sabahı…
Mustafa Kemal, kendi el yazısıyla İsmet İnönü'ye mektup yazdı. Cumhuriyet'in ilk cumhurbaşkanı, Cumhuriyet'in ilk gününde, Cumhuriyet'in ilk başbakanına şöyle diyordu:
“Bize, geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı, yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız, kaderin bizim kuşağımıza yüklediği bir görev bu, özgür bir toplum oluşturmak, çağdaşlaşmak, bu ideali gerçekleştirmek zorundayız, bu görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim, Allah yardımcımız olsun.”
*
Cumhuriyet devrimi, mucizedir.
*
Ve, 29 Ekim 2016 sabahı…
Atatürk'e utanmadan dil uzatan, ya vatan hainidir, ya da vatan hainidir. Y. ÖZDİL

Ömrüm Can SEZER
29.10.2016, 14:30
Milletçe 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun...

Faruk BERBER
29.10.2016, 14:36
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun.

Ne şanslı bir insanım ki bugün aynı zamanda benim doğum günüm.

HOPA'LI TS'Lİ
29.10.2016, 15:30
İyi ki seni tanıdık Ulu önder Atatürk
Yaşasın Cumhuriyet

İlker Yazıcıoğlu
29.10.2016, 16:13
İyi ki Cumhuriyet var...
Kutlu olsun inşallah...

Nazim Can
29.10.2016, 23:02
"Efendiler Yarin Cumhuriyeti Ilan Edecegiz" 28 Ekim 1923

Mustafa Kemal ATATÜRK

Öteden beri var olan Türk Tarihinin bana göre en anlamli cümlesi, yok olmakla yüz yüze kalmis tarihin en serefli Milletinin, küllerinden yeniden dogmasini saglayan bir cümle. kim ki bu postu okuyup o yukaridaki cümle ile onurlanip, gururlaniyorsa o kisi gercek bir Vatanseverdir.

sasone
30.10.2016, 00:05
Cumhuriyet Bayramı'mız kutlu olsun,herkesin kendini ifade edebildiği ve dinleyebildiği,ülkemizi ve birbirimizi her şeyden önde tuttuğumuz bir bilinçle nice 100 yıllara.

Hüseyin Çümen
30.10.2016, 00:11
cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.

polemik yokmu arkadaşlar :)

Çağatay_
30.10.2016, 04:14
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.

Başta Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kurucu kadromuz ve aziz şehitlerimizi şükran ve minnetle anıyorum.

adiloş bebe
30.10.2016, 11:47
http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/foto_haber/623346/1/Trabzon_da_Ataturk_bustune_cirkin_saldiri.html
bu insanların amacı ne her geçen gün Trabzon ismini küçük düşürmekten bıkıp usanmadılar. Trabzon malesef şirazesi kaymış bir biçimde ilerliyor. Artık Trabzon diyince insanların aklına dinci yobaz tayfası geliyor. Biraz akıl istiyorum şunu yapanlara. Malesef sahaya dalıp hakem döven zihniyet her geçen gün artıyor Trabzonda yazıklar olsun.

Fatih Öztürk
30.10.2016, 13:14
Cumhuriyet'imiz bizim onurumuzdur.
Kutlu olsun.