PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türk Futbolu İlerlemesin!!!



EmrahYalçınalp
14.03.2005, 11:35
BMN ile tanisikligim yili geçti. Hatirladigim kadariyla su ana kadar bir konu da açmadim. Ama artik "yeteerrr" diye bagirmak geliyor içimden. Ve bagiriyorum, ilk bakista marjinal ve itici gözükse de, BÖYLE TÜRK FUTBOLU ILERLEMESIN !!!


Zaten ilerleyecegi de yok. Haksiz rekabetin, adam kayirmanin, masa alti oyunlarinin, çesitli dalaverelerin oldugu bir futbol gelisemez...


Kendi liginde iki uydurma penaltiyla adami yener ve sampiyon olur, sonra da devlet televizyonunu kapmis taraftar-spikerine "kim durduracak bu takimi" diye agizlarindan köpükler fiskirtarak bir orgazm yasatirsin belki. Ama el oglu gelir, 3. sinif takimiyla seni evire çevire yener, takar sana amiyane tabirle, sonra aglarsin, "Niye Türk Futbolu Çöküste ???"


Ben Türk Futbolunun ilerlemesini artik hiç istemiyorum. Hatta Trabzonspor sevgim nedeniyle bu sistemin bir parçasi olmaktan da nefret ediyorum, ama ne yapalim, sevdik bir kere !!! Türkiye'de futbol bana her türlü hokkabazlikla es anlamli geliyor ve ben deger yargilarim nedeniyle bu hokkabazligin dünyada prim yapmasini istemiyorum. Nasil -tesbihte hata olmaz- en kaliteli kokain Türkiye'de üretilseydi biz yurt disinda "nasil üretiyoruz ama, bakin bizimkinin üstüne var mi?" diyemeyeceksek, adam olmak, erdemli olmak böyle bir özelligin uluslararasi arenada basarili olmasindan gurur duymayi degil utanmayi gerektirirse, Türk Futbolu da kalsin Edirne'yle Kars arasinda, bu ülkeye bu müstehak.


%5 'lik deplesman kotasinin sadece bazi takimlara uygulandigi, ceza sahasi içinde eli çime deyen bazi takimlarin her oyuncusuna penalti çalindigi, Sebat'in Avni Aker'e gelmesine "olmaaaazzzzzz" diyenlerin Istanbulspor'u Olimpiyat Stadi'na yolladigi, bir futbolcunun "Tesvik aldik" açiklamasindan sonra federasyonun hiç bir somut adim atmadigi, Aurello'nun tekmesine de Gökdeniz'in gülmesine de sari kart verilen bir ülkenin futbolu varsin gelismesin.


Kimle mücadele ediyoruz biz, ne haddimize sampiyonluk falan ? Ben bu düzenden utaniyorum, ve utanç duydugum bir olgunun da gelismesini istemiyorum. Zaten bu kafayla gelisecegi falan da yok...

Guests
14.03.2005, 11:49
bencede ilerlemesin bu sartlarda, zaten seninde dedigin gibi ilerleyemez. 2-3 sene sonrada avrupaya tek takim yollariz.

vi®a
14.03.2005, 13:55
"avrupada neden basarili olamiyoruz" diye düsünüyorlar bir de. tabi olamazsin;uefa, fifa senin keyfine göre hakem ayarlamiyor da ondan.
bu düzen böyle gittikçe avrupa liglerinin orta siralarinda yer alan herhangi bir takim seninle kedinin fareyle oynadigi gibi oynar. düsünmene gerek yok.

dün maçi izleydim ve her aninda "iyi ki Trabzonsporluyum!" dedim.
ne rezillikti bu böyle naklen hem de canli canli.

Muhalif
14.03.2005, 14:27
Giray Bulak in bir açiklamasi gözden kaçti geçenlerde.. AB ye girersek belki o zaman türkiyede de anadoludan sampiyonlar çikar dedi.. adaleti de AB den umuyor adam ne yapsin.. bu açiklamanin üzerine fazla konusacak sey de yok aslinda.. bu hafta hiç bir maçin görüntülerini izlemedim.. ama anlatilanlar yeni seyler degil.. bir hafta ortaoyununu kaçirmisim ne çikar.. haftaya tekrar vizyona çikacak zaten..

calypso
14.03.2005, 14:53
perhabs sana katilmamak mumukun degil.. en uzuldugum konu "devlet televizyonu" nun da dedigin gibi bu carkin dislileri arasina katilmasi oldu. Sermaye medyasiyla ugrastigimiz yetmedi. Dun aksam da gorduk, adamlar maci kazanmis spiker yenilen anadolu takiminin kaptanina soruyor "taraftarlar diyor ki neden bu kadar direncli oynadiniz" adam bi anda afalliyor "tesvik aldik ta ondan" diyor, ve bu rezil insanlar boyle icten pazarlikli insanlar devlet televizyonunda bizim paralarimizla spikerlik yapiyor. yaziklar olsun.

baris_aykan
14.03.2005, 15:27
neden hep geriyiz kendimize bakalim kendi ulkemizin takimlari bize resmen sahada degil de diger yollardan calim atmaya calisiyo bu mantikla is zor birakin ya ne futbolu

Oğuz
14.03.2005, 21:03
Sevgili Emrah,


Ümitsizlik kokuyor mesajin. Yani seni tanimasam "ohooo! Adama bak ya, hemen pes etmeye müsaitmis tabiati" diyecegim..


Bu düzen bozulacak.. Ben buna yürekten inaniyorum. Zor olacak, ama olacak..

EmrahYalçınalp
15.03.2005, 09:32
Sevgili Emrah,


Ümitsizlik kokuyor mesajin. Yani seni tanimasam "ohooo! Adama bak ya, hemen pes etmeye müsaitmis tabiati" diyecegim..


Bu düzen bozulacak.. Ben buna yürekten inaniyorum. Zor olacak, ama olacak..





Yok ümitsizlik degil aslinda. Sadece kizginlik, ki bu aslinda bir motivasyon nedeni. Avatarindaki dehanin Kocatepe'de içinde bulundugu ruh halinden çok da farkli degil aslinda ruh halimiz. Isimiz zor, ama biz de pek kolay sayilmayiz yani... Birgün birlikte sampiyonluk kutlamalarina katilacagiz, orda bugünü anlatir güleriz birlikte...smileys/smiley2.gif


HEP DESTEK; TAM DESTEK !!!

Guests
15.03.2005, 09:51
dünkü maçtan sonra hiç çevrenizi gözlemledinizmi, benim gördügüm kadariyla hangi takimli olursa olsun artik öyle yadaböyle fenerin sampiyon yapilicagini düsünüyor herkes. kimisi bu sene boyunca daha maçlara gitmek hatta izlemek bile istemiyor. artik futbolumuza gölge düsmüstür. azize yildirimin yaptigi açiklamalarsa nedense basin tarafindan haber yapilmadi, sadece hincal uluç dün tvdebiraz bahsetti. masa basi maçlarla nereye kadar gidiceksin fener..

Muhalif
15.03.2005, 12:58
masa basi maçlarla nereye kadar gidiceksin fener..


Edirne ye kadarsmileys/smiley2.gif

FEDAİ
15.03.2005, 13:12
Ibrahim Sahin'in hakli bir isyanini evire çevire medyaya sunan ve disiplin kuruluna sevkedilmesini saglayan saygideger,tarafsiz(!)medyamiz azize yavsagi 'biz artik sahada degil masa basindaisi bitiririyoruz' diye yaptigi açiklamayi nedense pek dikkate almadi.


kahpeligin,adiligin kol kezdigi bu çürük sistemde istesekde Türk futbolu ilerlemez.Galiba biz 10-15 sene öncesine kadar oldugu gibi serefli yenilgilerle gurur duymaya hazirlikli olmaliyiz.Zaten fazlasini da hakettigimizi düsünmüyorum.


Öyle oldugu içinde burnumuzun dibindeki ALMANYA da düzenlenecek olan sampiyonaya katilamayacagiz.(insallah yanilirim)

selçukabi
18.03.2005, 12:21
Ilerlemeyecek türk futboluna bir darbe daha


Federasyonla ceza pazarligi
Iddiaya göre Fenerbahçe Baskani Aziz Yildirim Federasyonu tehdit etti. Iste detaylar


Iddiaya göre, federasyon yetkilileri Yildirim'a "Sahanizi kapatacagiz. Maçinizi Izmir'e verelim" dedi, baskan ise "Ceza alirsak külahlari degisiriz" tehdidinde bulundu

Futbol Federasyonu koridorlari, ceza pazarligi dedikodusu ile çalkalaniyor. G.Birligi maçi sonrasi yasanan olaylar ve rakip oyunculara taraftarin tünel girisinde brandayi yirtarak tekmeler savurmalari, F.Bahçeli yöneticilerin de soyunma odasi koridorunda sözlü saldirisi nedeniyle sari-lacivertlilere ceza verilmesi için G.Saray ve Besiktas'tan federasyona baski var.

Federasyon yetkilileri yogun baskilar sonrasi F.Bahçe Baskani Aziz Yildirim'a "Emsal teskil eden olaylarda saha kapatma ve seyircisiz oynatma cezalari verdik. Size de saha kapatma cezasi verelim, G.Antep maçinizi Izmir'e alalim" teklifini ilettiler.

Bu teklife büyük tepki gösteren Yildirim ise "Biz cezayi hakedecek en ufak bir sey yapmadik. Bize ceza verirseniz külahlari degisiriz. Bir olay varsa da maç esnasinda olmamistir. Prosedüre göre bunun karsiligi sadece para cezasidir. Federasyon, diger kulüplerin veya baska isimlerin baskisiyla hareket edemez" yanitini verdi

Toplanti yapacak

Bu tepki üzerine geri adim atmak zorunda kalan Futbol Federasyonu'nun sali günü toplanacak olan Ceza Kurulu'nda F.Bahçe'ye 5 ila 10 milyar arasinda para cezasi verilecegi ögrenildi. 23 Mart Çarsamba günü bir basin toplantisi düzenleyecegini açiklayan Aziz Yildirim'in da bu konuda sert açiklamalar yapmasi bekleniyor.
Vatan


spor3.com'dan alinmistir.
Edited by: selçukabi

Duman
18.03.2005, 12:32
Futbol federasyonunu protesto etmemizin bir zorunluluk oldugunu anlatmak açisindan,Selçuk arkadasimizin yukaridaki yazisi çok anlamli olmus.

Muhalif
20.03.2005, 12:48
Emrah dünkü maçtan sonra su konuna baska bir yorum daha getireyim dedim.. tr liginin 3. ve 4. sü oynuyor.. birinin samp. sansi, digerinin uefa mücadelesi var.. ve maç baslarken hepimiz heyecanliyidk.. 15 dk sonra basaldik uyuklamaya.. ta ki 93. dk da golü yedigimizde uyandik..


tasa etme emrah..lig 3 ve 4. sünün maçini izleyince anladim ki istesek de ilerlemez zaten türk futbolu..

Mollasalihoğlu
20.03.2005, 14:41
bizim tribünlerimizde organizasyon yo adamlar 30bin kisi ayni slogani bagiriyo afedersiniz bizim 1000-1500 kisinin bir tarafi kalk gidelim dese öbür tarafi b.k yeme otur asagi diyor.insanin bagirasi gelmiyo ki.


a.aker'de bile bordo mavi'den baska tezahürati birlikte yapamiyoruz.

61trabzonomer
22.03.2005, 15:40
bizim tribünlerimizde organizasyon yo adamlar 30bin kisi ayni slogani bagiriyo afedersiniz bizim 1000-1500 kisinin bir tarafi kalk gidelim dese öbür tarafi b.k yeme otur asagi diyor.insanin bagirasi gelmiyo ki.


a.aker'de bile bordo mavi'den baska tezahürati birlikte yapamiyoruz.





Çok iyi bir gözlem aynen katiliyorum herkez farkli birsey söylüyo b. b.anlasilmiyorsmileys/smiley20.gifbu konuya el atilmasi lazim

Mehmet Alemdar
22.03.2005, 19:45
hami madirali kim ne derse desin

tigin
03.05.2005, 13:43
up

sametaydin
03.05.2005, 14:47
turk futbolunun zaten mevcut sistemle ilwerlemesi mümkün degil. zncak belki türkiye den bir takim cikip birkac senede bir basari elde edebilir. oda o kadar büyük bi basari olmaz.

$FIRTINA61$
13.05.2005, 11:35
FENER YOK ETDINMI BU LIG TEMIZLENIR EGER OLMAZA HAKIKATEN 3 SENE SONRA BIRA TAKIMLA AVRUPAYA GIDERIZ

Muhalif
12.08.2005, 16:00
Mehmet abinin açtigi (Türk Futbolu Duraklamaya Girdi) adli basligi görünce aklima geldi.. Emrah tuttu galiba bu temenninsmileys/smiley17.gif

Crazy_OfLu61_
12.08.2005, 20:44
Valla zaten futbol birilerinin menfaatinin ön planda oldugu sürece ilerlemez buda Türkiyede had safhada oldugu için bir ilerleme görmek mucize. Hani balik bastan kokar misali federasyonun basindaki serefsiz adam degil ki onun yönettigi ligden birseyler bekleyelim. Sezon boyu savasirsin zor maçlari alirsin diger tarafta ezeli rakibin kolay maçlari ya penaltiyla ya ofsaytla yada hakemle alir çikar sampiyon olur simdi adalet bunun neresinde.


O takimin taraftarlarina, o takima gönül verenlere, emegini dökenlere o kadar çabaya yazik degilmi???


Evet yazik hemde çok yazik ama Türkiyede degil!!!!

Muhalif
17.11.2005, 13:46
Bu konuyu Emrah açti ama up etmek hep bana düsüyor nedensesmileys/smiley2.gif


Dün Isviçre'ye elenmemiz konusunda genellikle kisiler üzerine tartismalar döndü.. elbette benim de tek tek oyuncularla ve teknik adam hatalariylailgili gözlemlerim var fakat ben tarzim olan kuytu-kösede kalmis yerlerden bakmak istiyorum olaya yine..


Terim'in maç sonu beyanatlarini dinledim... tüm sorumlulugu hakeme yikip çikti isin içinden... ya ben çok muhalif gözle seyrettim maçi ya da pek anlamiyorum bu islerden... hakemi bizim oyuncular maç boyu dövdüler resmen.. tehditler, itip kakmalar, bagirip çagirmalar girlaydi... adamin giki çikmadi.. yine maç konusuna yazmistim.. 1. dk da penalti vermesi -ki yüzde yüz penaltiydi- üzerinde psikolojik bir baski dogurmus olmali ki bize çaldigi penaltiyi dikkatle izleyin ne büyük bir coskuyla çaldi.. elini penalti noktasina götürüsüne dikkat özellikle.. bir de onlara verdigi penaltidaki tavrini hatirlayin sonra.. üstelik bizimkine penaltiydi veya degildi diyenler yari yariya oranda olabilir ama onlarinkine dürüstçe yaklasirsak kimse degildi diyemez herhalde...


Türkiye'de her alanda bu isler böyle... basarisizligabir kurban bulunur, zaferin binlerce babasi çikar... ve bizde yönetimsel hatalari yüklenir durur birilerinin sirtina...


Basarisiz bir federasyon yönetimi Ersun Yanal'i kurban seçer,yerine gelen teknik adam hakemi... eh oyuncu Alpay'a kadar gider bu silsile son gelinen noktada... bizde de öyle degil miydi, sira biraz degisik olsa da.. Cem Papila'ya senenin faturasi yüklendi, Yattara'ya rum faciasinin faturasi... ve sonunda sira Senol'a geldi, o da gitti...


Aksam ilk 11'de Emre-Halil-Alpay hariç dünyada üst düzey kabul edilen liglerde mücadele eden oyuncumuz yoktu... rakip takimdan her oyuncudan bahsedisinde spiker ya Almanya'nin bir takiminin ya Fransiz bir takimin ismini zikrediyordu o isimlerle beraber... 20 yasindaki stoperleri Arsenal'de oynuyor arkadaslar.. orta saha Vogel Ise Milan'da..Bizim dünya siralamasina göre en büyük takimda oynayan adamimiz Emre.. ki Newcastle'de Ingiltere'in 4. büyügü diyelim hadi..


Hal böyle iken ve Türk ligindeki oynanan futbolun kalitesi ortadayken bu hayirsiz tablodan hayir ummak nafileydi... ama her zaman ki gibi tek suçlu bulundu... hakem..


Padisah!(Levent), Imparator!(Fatih), Büyük (Ayi)takim Yildizlari!(Oyuncular) mi üstlenecekti suçu? Eh medya da yedigi çanaga pisleyecek degil ya! böylece el birligiyle bir hezimetin hesabi daha verilmis oldu.. Suçlu Hakem... Asalim... ya da bir fikradan aklimda kalan argo bir tabirle Gömün ...


Türk Futbolu Ilerlemesin temennisinde bulunan arkadasi da siddetle protesto ediyorum aha buradansmileys/smiley7.gifsmileys/smiley36.gif

tigin
17.11.2005, 14:11
Bu konuyu Emrah açti ama up etmek hep bana düsüyor nedensesmileys/smiley2.gif





önceki sayfaya bakarsan bi kerede ben "up"lamisim.hakkimi yedirmem smileys/smiley4.gif


neyse sayende bu baslik altinda ilginç mesajlar okudum güldüm.


senin söylediklerine katiliyorum o baska.

DieGo
17.11.2005, 14:28
Türk futbolunun ilerlemesini Fifa'da istemiyor baksaniza 2010 ve avrupa sampiyonasindan men,Fifa üyeligine aski daha ne yapsinlar.

TSunami
17.11.2005, 14:29
türk futbolunun gerilemesinin tek sebebi vardir. tüm tali sebeplere bakin arkasinda bir sebep var. bu da 3 takimin hegemonyasidir.
- taraftar adaletsizli
- gelir adaletsizligi
- kadro adaletsizligi
- nüfuz adaletsizligi

birileri kazansin, birileri sampiyon olsun, birileri maddi gelir elde etsin, birilerinin dedigi federasyon gelsin, birilerinin istedigi hakem görev alsin, birileri borçtan batsa da devlet kurtarsin,

digerleri figüran olsun.

ve son bomba milli takimda antrenörden sonra oyuncu seçiminde de hepsinden birer oyuncu olsun.
oldu. sonra niye bu haldeyiz.

medyada yer bulamayan, taraftari olmayan, geliri olmayan, futbolcu yetistirmek için tesis kuramayan, futbolcusunu elinde tutamayan,sahada ve saha disinda hakkini alamayan diger takimlara sesleniyoruz sonra; "siz neden küçük düsünüyorsunuz, neden sampiyonluga oynamiyorsunuz!"

Antist
20.11.2007, 01:01
Selam herkese merhaba arkadaşlar,Bugün Amerika’da sömürdüğü ülkelerde aynı şeyi yapıyor önce karıştır insanları birbirine düşür onlar birbirleriyle uğraşırken Amerikalılar da ganimeti taşımaktadırlar yani dünyada sistem her yerde aynı değişmez sömürünün tek şekli budur,Bugün bu sistemi Ülkemizin en sevilen futbol oyununa yansıttığımızda aynı şeyi İstanbul takımları borazancıbaşı medyasıyla tetikçisi ve de maşası federasyonuyla çok sıkıştığında da ülkenin resmi kurumlarıyla aynı şekli Anadolu takımlarına uygulamaktadır bugün bizler ya birbirimizle uğraşıp birbirimize düşman olup bu bizansın oyununa geleceğiz hep birlikte kaybedeceğiz ya da bu oyuna karşı birlik olacağız hep birlikte kazanacağız arkadaşlar,birbirimizle uğraşmamızın hiç birimize faydası olmaz ama birlik olursak işte o zaman,nedenmi

Geçtiğimiz Haftalarda Kayserisporumuzla,Sivassporumuz aynı hafta iki ist.takımını yendiler medyalarıyla birlikte haftalarca eleştirdikleri sindirdikleri hakemleri maçtan sonra yine topa tutarak nasıl yenildikleri değerlendirilip duruldu,Kardeşim birazda Anadolu takımlarının o maçta ne kadar iyi oynayıp başarılı bir şekilde yendiğinden niye bahsetmiyorsunuz

Bugün başarılı olan ülkelere ve de ülkeler arası başarılarının nedenleri nedir diye bakacak olursak gelişmiş ülkeleri ve başarılarını hep takdir ederiz. acaba biz neden böyle değiliz diye dövünüp dururuz hiç kimse ne medya ne de bu pastayı gotürenler diğerlerini düşünmez yukarıdakiler aşağıdakileri veya tabanı bilinçlendirmezler çünkü bu durum çıkarlarına hemde işlerine ters gelir insanın doğasında bu vardır. paylaşmayı sevmezler bu sebeplede uyuyan devi niye uyandırsınlar menfaetlerinden olsunlar bir ara tv kanal d akşam haberlerinden sonra spor haberlerine başlarken koca bir ülkeye yayın yapıyor olmasına rağmen istanbulun dışındaki şehirleri enayi yerine koyarak 3 büyüklerden spor haberi diye başlıyordu. tüm ülkeye yayın yapan gazetelerin spor sayfalarını ise okuduğunuz da sayfalar 3 takım arasında paylaştırılmış bu durum da şehrinizin dışına çıktığınız da yabancı bir ülkeye gitmiş gibi takımınızla irtibatı tamamen koptuğunu görürsünüz ülkeyi değil çıkarlarını düşünen bu medyadan bir şeyler beklemek ya bilinçsizlik ya da bahanedir.

Bugün Barcelona_Cadase,Manchester_Blackborne deplasma,na gittiğin de acaba orada ne kadar taraftarı var hepimizde biliyoruz bir hiç,bunda ne var diyeceksiniz rekabetin,yarışmanın,mücadelenin olmadığı yerde ülke başarısı hiç olmaz,maelesef sadece bizim ülkemizde Futbolumuz ve taraftarlık bir şehrin içine kilitlenmiş bir durumda.

Futbolu ve de taraftarlığı bir şehrin içine kilitlenmiş bir ülkeden bir şeyler beklemek malta veya forea adaların dan beklemek gibi bir şey. işin başka bir boyutu daha var Acaba Brezilya nın yurt dışın da kaç futbolcusu oynuyor 5 binlerden bahsediliyor bizim ise 5 i geçmiyor fiziki yapısı spora bu kadar yatkın bir ulusun durumu niye böyle Ümit milli futbolcularımızın yaşları ilerlediğin de A millli de olmaları gerekirken niye kayboluyorlar diyorlar, senede 30 transfer hatta milyon dolarla gelen yabancıların yedeği olunca onlar da mecburen İstanbul gece alemine dağılmamış olsalar kesinlikle kaybolmazlar,Anadoluda yeterki bir yıldız bulmasınlar anında kaparlar,amaç zarar vermek dimi bir futbolcuya veya hocaya gereğinden fazla hak etmediği parayı vererek haksız rekabeti sağlayarak yurt dışına saolsunlar iyi döviz çıkışını sağlıyorlar yada burda yeni parlayan bir futbolcumuzun veya hocanızın aklını hemen çelerler sizin küme düşmeniz veya şampiyonluk iddianız varmış yok ülke futbolu geriye gidiyormuş onlar için çok önemlimi.

Futbolcuyu,hocayı bırakın bu ülkede yatırımın ağırlığından tutun çalışmaya gidenine kadar insanlar hep oraya koşuyor sonuç ortada gelişmiş ülkeler gibi 100 yıllık projelerimizde yok allah göstermesin devamlı orada ileriye dönük depremden de bahsediliyor acaba japonlar gibi şimdiden önlemimizi aldıkmı.

Avrupa ya baktığımızda İkinci ligden çıkan bir takımın ülkesinin üst liginde şampiyon olma şansı var. Ama şampiyonu belli olan başka bir ülke varmı? Acaba ülkemizde 10 tane takımımız şampiyonluğa oynasa bu çocuklar kaybolurmu son 50 yıla bakacak olursak geçmişte bir Trabzonspor oldu bugün oda zor 4. üncü bir takımın şampiyon olma şansı yok denecek kadar az. İstanbulda yerleşmiş veya orada ikamet eden birisinin bu takımlardan birini tutmasından doğal bir şey yoktur.
Saygı duyuyorum. Ama bu takımlar dan biri anadoluya gittiğinde adam memleketini bırakıp karşı türübüne geçip şehrine küfür ediyor. Bugün o kadar nufusca durumları iyi olan illerimiz dururken hakmı iki ilden 9 takımın olması bu gidişle seneye dahada artacak gibi gözüküyor yanlış,her zaman doğruları söyleyip yanlışlara karşı neler yaparızı konuşacağımıza kişisel şeylerle kendimizi avutuyoruz,şu anki Ankaradan fazla takımın olması göstermelik kukla gibi bir şey daha önceki yıllarda da bir çok takımımız çıktı ama kalıcı olan iki camia vardır yıllardır yine öyle olacağını sanıyorum öylede olması gerekir Ankarada.
Bu ülkede sporda da sistemli birlik içerisinde ve de bilinçlenme olmadığı sürece spor ve başka alanlar dahil daha bizi bu Avrupada çok tokatlarlar bizi böyle boynu bükük gönderirler,daha çok yakında yaşadık örneklerini.
Avrupada en basiti bir tenis turnuvasında dahi ortaya konan ödülde şanslar her iki taraftan kim kazanırsa kazansın eşit burda ise tam tersi şampiyonluğu kaybetse bile pastayı alan belli yani avrupada şahsa,kişiye,takıma göre değil başarıya göre kim kazanırsa ona veriliyor. Yalnız bizim gibi geri kalmış üçüncü dünya ülkelerinde durum tabiki biraz farklı kim güçlüyse kimin arkasında Federasyon, Mafya, Hükümet, Boranzancıbaşı medya varsa o kazanıyor ve parsayı alıp gotürüyor,buradaki garip durum olayın başında diyorlarki ey anadolu takımı sen şampiyon olsan dahi sana ödül yok,para yok varmı böyle bi şey allah allah bir turnuvaya katılıyorum daha olayın başında kaybediyorum rekabeti ortadan kaldırarak aslında ben değil ülkem kaybediyor burda biz yine siyasette amerikanın piyonu olduğumuz gibi futbolda da istanbul takımlarının piyonu durumuna düştük hiç önemli değil savunduğumuzun sonuna kadar arkasındayız,yıllardır daha sezonun başında üçünden biri kazanıyor varmı dünyada böyle bir şey adam daha sezon başlamadan böylece şampiyonluğu nu ilan etmiş olmuyormu ,yani anadolu takımları bu gün şampiyon olsa dahi sezon öncesi periyodik olarak belirlenmiş üç istanbul takımının aldığı şampiyon dilimini alamayacaklar'dır şampiyon olmasının hiç bir önemide kalmamaktadır,zaten olabilme ihtimalleri tamamen ortadan kaldırılmıştır sonuca gelelim 50 yıldır o şehrin içinden çıkıyor şampiyon ali cengiz oyunlarıyla iyi saygı duyuyoruz sonuç ne türk futbolunun geldiği nokta nedir.

Ben sıkıldım neden avrupanın tokadını yemekten bıktım sen bizi tokatlarken iyi bu dünyada ne ekersen onu biçersin daha öğrenemedinizmi,her sene 50 trilyon harcayan sizsiniz bir futbolcuya 28 trilyon veren sizsiniz bu ülke futbolunun suçluları ortada bu devlet bunlara arsa verir,dükkan verir,vergisini affeder,bunların başkanlarına büyük ihaleler verir,bilet fiyatları elli milyonsa bilet üzerinde bir milyon göstererek teberrulu bilet sattırır daha ne istiyorsunuz daha niye beğenmiyorsunuz,sıkılıyorsunuz bilmiyorum bu ülkede parasızlıktan bir çok 1 lig anadolu takımlarının bir çoğu şimdi alt kümelerde oynamıyormu sizin oynadığınız yıllarda maalesef kurtardılar ist. takımlarının bir alt kümeye inmesini engellediler özelliğiniz ne ülkemizin sportif alanlarındaki çıkarları için bu safhaları atlatacağız bundanda kendi irademizle kimsenin etkisinde kalmadan zamanında kaldıysak da bundan sonra zararın neresinden dönersek kardır sözünden davranarak hareket edeceğimize, çocukluğumuzda ya şu beni aşılamıştı,şu beni dürtmüştü demeden doğruyu sadece doğruyu savunacağımıza eminim.

Ben kimseye hiç bir takımın reklamını yapmıyorum anadoluda doğrusuda o kendi memleketinizin takımınıda tutabilirsiniz avrupada olduğu gibi , burda bide çarpıklık var biz ulusca yönlendiriliyoruz,illa bir ist. takımı tutmak zorunda değilizki,tabular yıkılmak içindir ülke futbolunda başarıda o zaman gelir futboldan bıkmaz vede tam tersi keyif alırız. ispanyada geçen dönemde gördük real madrit deplasmanda kupa maçında bir üçüncü lig takımıyla 1-1 berabere kaldığında orda taraftarı varmıydı ve o üçüncü lig takımı ve seyircisi o maçta nasıl haz aldı gördük,bu sebebten İspanyanın iki kulübü UEFA'da final oynamadımı dostlar,bizlerde görürüz inşallah finalde iki takımımızı.

Kendi yaşadığın şehri desteklemenin sana ve şehrine fayda,zarar ve doğru,yanlış getirileri nelerdir,neden yerel takımları desteklemeliyiz. Kendi yaşadığın şehrin takımını desteklemenin faydalarından biri olan sosyal faaliyete değinerek sezon boyunca arkadaş gruplarıyla maç günü öncesi maç anı çok iyi bir eğlenceye dönüştürülerek günün çok iyi bir coşkuyla geçtiğidir,bu avrupada da onun devamı istanbulda da bu şekilde neden bizlerde şehrimizde tabiki bu güzelliği yaşamayalım uğraşımızın ana nedenlerinden biri o bıkmadan anlatacağız bunu insanlara. Bugün ülkemize,ailemize,çocuğumuza karşı nasıl sorumluluklarımız varsa yaşadığımız şehre,kente de vefa borcu sorumluluklarımız vardır her şehirde vakıflarıyla,derneğiyle şehrinin insanına şehircilik ruhunu bilincini aşılamaya çalışıyor ama olmuyor bir istanbul takımı şampiyon olduğunda şehrin altı üstüne geliyor ,Ersun Yanal döneminde gençlerbirliği avrupada başarılı olduğu yıl dışardaki bir maçta yabancılar bizim kafileden birilerine sormuşlar bu takımın ismini çok zor telafuz ediyoruz acaba Türkiyede hangi şehrin takımı,bizimkilerde başkentin ankaranın takımı demişler adamlar şaşırmış yaaa biz türkiyenin başkentini istanbul sanıyorduk. Evet 2 yıl olmadı milliyette bir spor haberi okumuştum tahminim bu şehrin bir çok ikamet edenide okumuştur avrupada 50 küsür başkent olduğunu avrupa başkent takımlarının tamamının şampiyon olduğunu yalnız bir eksik vardı yani başkenti şampiyon olmayan bir ülke varmış,kim olabilir tabiki Türkiye.

Evet kendi sosyal yaşantımıza zarar verdiğimiz gibi şehrimize bir avrupa takımının gelmesinide çok görüyoruz bu yıl olduğu gibi istanbul takımları bu kadar para harcayıp her yıl gibi avrupada da başarılı olmasalarda yine seneye her yıl olduğu gibi üç avrupa takımını şehirlerine getirerek müthiş prim,esnafına kazanç,dış dünyada büyük bir reklam yapmaya devam edecekler acaba bunları bizler yaşadığımız şehre hatta bazıları memleketine çok görüyor bir türlü anlamış değilim.

Şimdi Anadolulu olup veya burda yaşayıp da istanbul takımı tutuyorum demek doğrumu kesinlikle buna saygı duyorum ama ben bir örnek vereyim ankarada yaşamaktan çok memnunum.ankarayı çok seviyorum,burdan başka yaşayacağım bir şehir düşünemiyorum dediklerinde bir istanbul takımı tutuyorsa burda bir çelişki yokmu,bu söylediğim tabiki bütün Anadolu şehirlerimizi kapsıyor,bana göre benim bu eleştirdiğim insanlar ne memleketini ne şehrini nede ülkesini bu alanda sevmiyor,esen kalın dostlarım

Antist
08.12.2007, 22:29
Yazılı,görsel basın ve de spor yazarları kamu görevi yaparlar. Eğitici ve öğretici vasıtadır,araçtır kitleleri aydınlatmaktır görevleri.Bunu yaparkende taraflı olamazlar ahlak yasasına,hukukuna aykırı hareket etmeleri suç teşkil etmektedir.Spor basını,yazarları,yorumcuları, kulüplerin Amigo yazarlığını değil kamunun elamanı olup tarafsız bir şekilde görevlerini yapmaları gerekmekte.
Balık baştan kokar diye boşa söylenmemiş devletin resmi kanalı TRT’nin iki sezon öncesi Levent Özçelik tarafından Pazar akşamları yapılan spor proğramında puan sıralamasına göre yukardan aşağıya ne takımlara ne renklerine ne de başka bir yönlerine bakılmaksızın eşit yorum ve pozisyon değerlendirmesi için özen gösteriliyordu.Daha sonra ne hikmetse bizde adettir iyi giden bir şeyi bozmak Levent Özçelik’ten sonra onun yerine,ben buna kasıtlı olarak diyeceğim getirilen Erdoğan Arıkan’ın ilk işi proğrama 4 takımın rengini temsil eden futbol topu koyarak art niyetli düşüncesiyle süper ligin Akşam haberinden sonra başlayan spor proğramında gece 12’ye kadar bu dört takımı değerlendikleri yetmiyormuş gibi birde gece 12 den sonra bu takımların tekrar özet görüntülerini vermeleri,kendi takımlarının yorumsuz,pozisyonsuz 2 dakikalık maç özetini seyretmek için uyumamaya çalışan insanları uyuttuktan sonra gece 1’de Anadolu takımlarının lehine olanı değil aleyhine olan pozisyon değerlendirmeleriyle kendilerince saolsunlar keyifli ve adaletli bir proğram yaptıklarını sananlara ne diyelim,Haksızca aleyhimize verilen penaltıları,Adaletsiz haksızca yönetilen maç ile ilgili değerlendirmelerden o kadar çok örnek var ki en yakın zamandan iki örnek verelim Fenerbahçe-Ankaraspor maçında hakemin gözü önünde Alex faulle yere düşürdüğü rakibini üstüne üstlük bir de kramponun burnuyla tekmeleyişi,Beşiktaş-Gençlerbirliği maçında Ali Tandoğan hakemin yanında saha içine girip taç atıyor pozisyonun devamı gol oluyor birde bu adamlar her hafta hakem hatalarından 7’şer maç kaybettik diye ağlıyorlar kazandıkları maçları nasıl kazandıklarını hiç söylemezler ama,Maç içerisinde yapılan hataları hakemin etkide kalma stresine ve korkusuna bağlamaya alıştırıldık tamam kabul.Akşam devletin kanalında spor proğramını izlerken en azından bir adaletli bir yayın beklemek hakkımız değilmi,özellikle Alex pozisyonunda insanlardan tepki gelmese orada hemencecik nasıl örtbas etmeye çalışarak art niyetliliklerini net bir şekilde ortaya koymalarını kamuoyu net bir şekilde izlemiştir.
Hata yapmak insanlık gereği herkesin hakkı ne varki Adalet beklemek başka,Adalet sağlamak ve bunu eşit dağıtmakla yükümlü olanların sebeb olduğu yanlışlar diğer şehirlerimizin,yerel takımlarımızın ve de taraftarlığının zarar görmesini sağlıyarak zayıflamasını sağlamakta bu birde TRT kanalıyla süper ligi iki proğram şeklinde ayırarak,bölerek kitlelerin beyinlerine bu şekilde pompalanıyorsa düşündürücü

bordobluex
09.12.2007, 00:59
Sayın Antist abim. Hayli uzun yazınızı büyük bir açlıkla okudum. Şuan kendimi medya tarafından uyutulmuş bir kuzu gibi hissediyorum. Hiç bir şeyi gereği kadar düşünmeyen, olan bitenin ardındaki gerçekleri görmeye çalışmayan, her şeyi olağan gören bir durumdaymışım.. Biraz sinirlenip, bağırıp çağırınca unutu veriyormuşum. Bu gerçeklerin hepsini unutup, bilindik manzaralardan saymışım.

Ülkemizden futbol gerçeği maalesef bu. Oynanma dan kazananın belli olduğu bir lig. Bazılarının hiç kaybetmediği bir yarış. Pastanın yarısının 4 parçaya bölündüğü, geri kalan parçalar için savaşan 18 takımlı bir arena.

Herkes kendi takımını tutsa adaletsiz paylaşımda ortadan kalkacaktır. Galatasaray’ın şampiyon olduğu bir sene Diyarbakır ligden düştü. Ama Diyarbakır şehrin de sabaha kadar kutlamalar yapıldı Galatasaray için.

Fenerbahçeli Alex; ‘’Ben Türkiyede tek deplasman gördüm, Trabzonspor deplasmanı demişti’’. Hava alanından itibaren, seni sevmeyen, sana rakip olan bir şehirde olduğunu.. Rakip takımın taraftarlarının merkezine geldiğini hissediyorsun. Ancak aynı Alex, Ankara gidince havai fişek gösterileriyle karşılanıyor. Antep’e giderken, Antep fıstıkları yediriliyor. Diğer bir sözde deplsmana davullarla, zırnalarla gönderiliyor. Bu adam için tek deplasman tabi ki de Trabzonspor deplasmanı oluyor.

Medyamız her şeyin bu şekilde olmasından hayli memnun ve hiç bir gariplik görmüyor. Spor yazarlarımızın birinden bu konuda bir yazı okuduk mu? Nedir bu saçmalık diyen oldu mu? Ortada bir saçmalık görmediklerinden olmadı. Onlara gör olması gereken bu olduğu için.

Türkiye 1. Futbol Ligi de buydu. Türkiye Süper Ligi de bu oldu. Turkcell Süper Ligi de bu oluyor. İsim değişiyor ama filmin kahramanları ve rolleri hiç değişmiyor.

Antist
09.12.2007, 14:00
Teşekkürler sevgili kardeşim,Güzel bir yazıyla konuya gerekeni ilave etmişsiniz elinize sağlık

Antist
12.12.2007, 20:55
Orhan Şeref Apak
"G.birliği'nin unutulmaz simgelerinden..."

Orhan Şeref Apak, kuşkusuz, Gençlerbirliği tarihinin unutulmaz şahsiyetlerinden biridir. 1930’lardan 1960’lara kadar uzanan geniş bir zaman kesitinde, aralıklarla, Gençlerbirliği’nin idarî ve teknik yöneticiliğini yapmış; rahatlıkla söylenebilir ki, kulübün yapısını, karakterini, “huyunu” biçimlendiren izler bırakmıştır.

1906 doğumlu olan Orhan Şeref Apak, çok kısa bir süre futbol oynadı. İstanbul'da Süleymaniye kulübünün kadrosunda yer aldı; Orhan Öktem “Büyük Orhan”, o da “Küçük Orhan”dı. Ancak sakatlandı ve futbolu bırakmak zorunda kaldı. Futbol dünyasından kopmadı, derhal idareciliğe soyundu. Ondaki futbol yöneticisi cevheri o zamandan belliydi: Burhanettin Doğançay’ın dediği gibi: “Pek futbol oynamamıştı ama 19 yaşında İstanbul muhtelitini[karmasını] turneye gotürmüştü!” Varlıklı bir aileye mensup değildi. Memuriyet bulmak için Ankara'ya geldi. Protokol İşleri Daire Başkanlığına kadar yükseleceği Dışişleri Bakanlığına girdi. Futbol tutkusu sürüyordu. Ankara Altınordusu'nda [eski Ankara İdman Yurdu], Ankaraspor’da, başka anlatımlara göre Çankaya’da idarecilik yaptı. Bu sırada Gençlerbirliği’yle de yakından ilgilenmeye başlamıştı. 1936 Galatasaray kongresinde çıkan anlaşmazlık üzerine kurulan Güneşspor'un Ankara şubesini üstlendi, hatta 1938’e dek genel kaptanlık yaptı. Ancak 1938’den itibaren ilgisini ve mesaisini tamamen Gençlerbirliği’ne hasredecekti. (1960’ların sonlarında da kısa bir dönem Adanaspor’da yöneticilik yapmıştır.)

1940’lar boyunca, Orhan Şeref Apak Gençlerbirliği’nin kâh resmen kâh fiilen Umumî Kaptanı idi. Oyuncuların bütün meseleleriyle ilgileniyor, okul ve iş sorunlarını çözüyordu. Avni Bulduk, “Orhan Şeref Apak olmasa, Hasan Polat, Hasan Polat olamazdı” diyor: “Orhan Şeref Hariciye Vekaletinde memurdu ama harçlıkla marçlıkla idare ederdi Hasan Polat'ı. Çok zor şartlarda okumasına yardımcı oldu onun.“ Bulduk, kendisinin de, Orhan Şeref'in “cebinde büyüdüğünü söylüyor: “Ondan kopya aldım ben herşeyi.” 1940’lardaki Umumî Kaptanlığının son döneminde, 1949-50 döneminde Gençlerbirliği Başkanlığını yürüttü Orhan Şeref Apak. 1950’deki tartışmalı kongreden sonra bir müddet kulüpte aktif görevlerden uzaklaştı, zaten bu arada Futbol Federasyonu Başkanlığı yapmaktaydı. 27 Mayıs askerî müdahalesi döneminde, 1960-61’de Gençlerbirliği Başkanlığını yeniden emanet aldı. 1965’e dek kulübün yönetiminde yer aldı; “Orhan Bey”, diğer yöneticilerin hürmet ettiği, başlıbaşına bir müessese gibiydi o zaman...

Avni Bulduk’un anlatımıyla “haftaymdaki limonun parasının zor denkleştirildiği” zamanlarda kulübü ayakta tutmanın zorluklarından geçen bu üstad yönetici, doğal olarak, ziyadesiyle tutumluydu! 1960’ların başında takımın genç yıldızlarından olan Tugay Özçeri, “Orhan Şeref Apak fevkalade az para verirdi. Ama niçin verdiğini de bilirdi!” diyor. 1960’larda yönetimde bulunan Turhan Oğan, şöyle anıyor Onu: “Ayıp belki söylemek ama biraz fazla maddiydi. Para konularında ihtilafımız çok olmuştur. Futbol Federasyonu'ndayken millî takımın antrenmanı için sahamızı kullanırlar, bize para vermesi lazım, vermez...” Gençlerbirliği’nin 2. Ligde geçen çileli senelerden sonra İlhan Cavcav yönetiminde düze çıkışı sırasında da futbol kamuoyunda çok takılınan “tutumlulu” davranışının kurumsal köklerinde, Orhan Şeref’in güçlü damgasını unutmamalı!

Otoriterdi; “babacan” bir otoriter olarak hatırlanıyor. İnsanları hoş tutmayı bilen ve önemseyen birisi... “Rüzgârın Oğlu Zeynel”, “İnsan psikolojisini onun kadar iyi bilen az kişi tanıdım” diyor. Ve tabii, üst düzey bir Hariciye bürokratı olarak, “etiket kurallarını” iyi bilen, sporcuların “oturup kalkmayı bilmesine” önem veren, takımının daima “efendi gibi” davranmasına dikkat eden bir terbiyeci... Gençlerbirliği’nin “kolej takımı” olarak bilinmesinde, centilmenliğiyle nam salmasında, Orhan Şeref Apak’ın okul müdürü üslûbunu hatırlatan yöneticiliğinin payı gözardı edilemez.

Önceki sayfalarda aktarılan birçok anektoddan da anlaşılmış olmalı, “futbol ajanı” ve “teknik direktör” meziyetleri de üstündü, bu futbol adamının. Keşfettiği ya da doğru mevkiye oturtarak verimini artırdığı o kadar çok oyuncu vardı ki! Hafları solaçığa, açıkları içe çeker, sonunda mutlaka bir “buluş” yapardı. Teknik direktörlüğün kurumlaşmasına, yani 1960’ların ortalarına dek, yöneticilik yaptığı her dönemde Gençlerbirliği’nin takım tertibinde, oyun taktiğinde mutlaka parmağı vardı Onun. 1960’larda oyun anlayışına yaptığı katkıya, izleyen bölümde birçok vesileyle değinilecek.

Orhan Şeref Apak, sadece Gençlerbirliği’nin değil, Türk futbolunun unutulmaz şahsiyetlerinden biri. 1952-54, 1957-58, 1965-70 dönemlerinde üstlendiği Futbol Federasyonu Başkanlığı sırasında, devrimci denebilecek adımlar attı. Genç ve ümit milli takımların kurulması, 1. Millî Ligin, ardından 2. ve 3. liglerin örgütlenmesi, sistemli antrenör kurslarının açılması, Orhan Şeref Apak’ın gerçekleştirdiği projelerdir. Futbolun ülke sathına yayılması, Onun inisyatifinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle, Anadolu kulüplerinin kurucu kuşağının derin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Hatta Eskişehirspor’un kurucu yönetimi, sırf Orhan Şeref Apak’a sevgi ve şükran ifadesi olarak, onun sevgili kulübünün, Gençlerbirliği’nin renklerini seçmiş, kırmızı-siyahı kuşanmıştır! Burhanettin Doğançay, “Hiç unutmam, ‘bir gün gelecek, milli kümede İstanbul'dan takım olmayacak’ derdi”, diye hatırlıyor ve devam ediyor: “Başka bir memlekette olsa, futbolun gelişmesine yaptığı hizmetlerden dolayı Orhan Şeref Apak'ın 10-12 heykeli dikilirdi en aşağı.” 1973 yılında hayata veda eden bu futbol üstadı, Gençlerbirliklilerin gurur simgelerinden biri olarak hatırlanacak.
Kaynak: Tanıl Bora, Ankara Rüzgarı, s. 117-120.

Antist
18.12.2007, 23:43
Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Kurban Bayramınız kutlu olsun!

bordobluex
30.12.2007, 20:45
Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Kurban Bayramınız kutlu olsun!

Teşekkür ederiz. Size de iyi bayramlar efendim.

Biraz geç gördük kusura bakmayın :)

Antist
14.03.2008, 21:49
21 Yüzyıl medeni ve gelişmiş ülkeler sportif alanlarda kendilerini daha ileriye götürmenin çalışmalarını,yeni şekillenmelerini daha iyi olmanın ciddi çalışmalarını yaparken,bizim yöneticilerimiz’de çağın ve Ülkenin gerçeklerine denk düşen öngörü ve planlarla sorunları halletmelidir,görünen öylemi ki acep
Ligdeki rekabetin,heyacanın,çekişmenin üst seviyede olması için bedel ödemeyi göze alarak sabırlı bir şekilde direnç göstererek istikrarlı ve de bilinçli bir şekilde istenilen seviyeye ulaşmak için kolayı değil zoru seçmek gerekmekte yoksa hileye,hurdaya,çirkinliklere,düzensizliklere teslim olup takılıp kalırsınız,kendinizi kurtaramaz karanlığa bir çıkmaz yola girip teslim olursunuz çaresizliğe.
Dürüst oyundan bahsederiz,uygulamaya geldiğimizde kaçarız,çünkü seviyesiz ahlaksız bir yapı var,şu an ne kadar saldırıp iyi konuma geçerim diye düşünen ve art niyetli eylemleri devam ettikçe avantajlı duruma geçip kazandığını sananlar kendini kandırıyor.
Büyüğüz diyenlerin mesajlarına dikkat edildiğinde bakın nelerle uğraşıyorlar,Yapılan spor ama sportmenliğe,centilmenliğe aykırı davranışlar,sporun doğasına aykırı halbuki büyüksen buna ihtiyacın olmamalı,bu sözde büyükler kendi camiasını,medayasını,federasyonunu,mhk’sini,vs resmi kurumlarını,taraftarlarını yani her kesimi bu yönde kullanmaktadırlar.
Değer yargılarımız o kadar değiştiki Avrupada yasak olan hakem etkileme olayı bizde maçtan önce belirlendiği günden itibaren hakemi zora sokup hata yaptırma,etkileme gibi davranışların ve de müsabakayı sporsal bir oyundan çıkarırarak bu futbol oyununu aldatmaca sonucu kazanmayı doğru görür oldu sayın büyüklerimiz
Futbol oyununu kurallarıyla sistem çerçevesinde adil uygulamadığınız zaman yapısını bozarsınız,Ligin bozukluğu,kalitesizliği büyüklerimizin sistem ve kural dışı oynamalarından kaynaklanmakta,bu durumdan tabikide en çok Anadolu takımları etkilenmekte,bizim sahte büyükler istedikleri kadar transferde yapsalar sistemi bozarak kural dışı oynama isteği,onlarında yapısının bozulmasına neden olduğundan dışarıda başarılı olamamaktadırlar çünkü rakibin yoksa rekabet’de yoktur.
Türk futbolunun bu ıslak zeminde kendi zeminlerini sağlamlaştıran büyüklerimiz avrupa arenasında birde sabitlenmiş düzgün bir ortama gelince nasıl kaybettiklerinin farkına bile varamıyorlar,daha doğrusu işlerine öyle gelmekte.Kural dışı yan etkenlerden,aldatmaca oyunlardan fayda sağlamak istemeleri vizyonlarını daraltıp rekabet ortamını rakiplerine tanımamaları kendilerininde dışarıda başarısız olmalarını sağlıyor.
Bir an önce Türk futbolunun siyasal yapılandırmaların,koltuk,çıkar ilişkilerinden,şahsi menfaetlerin etkisinden kurtarılıp amatöründen tutunda tüm lig ve kulüplerin ortak çıkarları doğrultusunda temelinde güçlü bir yapı kazandırılmasına çalışılması gereklidir.
Ortada bir gerçek var ülke futbolunun geride bıraktığı gerçekler bu sistem yapısıyla beklediğimiz başarıya ulaşmamız gerçekcimi,TRT VE Özel medyanın yancılığı ve amigo köşe yazarlarının taraflılığı dahil evet ilk şartı sistemimizin düzeltilmesi sonrada herkese eşit mesafede futbolun yasasını kimseye deldirmeden kriterlerini uygulamak,kişi kurumları küstürmeden,rekabet içinde kavga ettirmeden,camiaların sahada birinin diğerinden farkının olmadığını inandırarak o güveni vererek adalet eşit dağılırsa sistem düzene bir yola girmiş demektir.

Antist
14.03.2008, 21:53
Taraftarın Sevgisi

Sevgi üç türlüdür:

Birincinin adı "Eğer" türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye denir. Örnekler : eğer iyi olursan annen, baban seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. En çok rastlanan sevgi türü budur. Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor.

İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi. Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum çünkü çok güzelsin (Yakışıklısın). Seni seviyorum çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere gotürüyorsun ki. "Çünkü" türü sevgi "Eğer" türü sevgiye tercih edilecektir. Eğer türü sevgi bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir.Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir egomuzu okşar. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür...

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne? Ve işte sevgilerin en gerçeği. Üçüncü tür sevgi "Rağmen" diye adlandırılan türdür. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına Rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor.Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur. Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Haklı olduğumu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyorum. Şu soruma cevap verin. Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz? Kendi kendinize yaşam****ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyoruz: Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşkültablanız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? yanıtlayalım: Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. Bugün yaşkültablanızı sürdürebilmenizin "Rağmen" türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır.. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.Kimsede başkasına verecek fazlası yok? Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da ayni şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz. Hani nerede? Hepsi o.. DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN YETERİNCE OLMAYIŞIDIR.

Bu kadar tanımdan ve örneklerden sonra konumuza,Tuttuğumuz takıma dönelim... Takımımızın sevgisini nereye,hangi kategoriye koycaz? "EĞER şampiyon olursak,EĞER istediğim gibi yönetim olursa,EĞER rakipleri yenersek Takımımı severim" diye bi cümle kurabilir misiniz? HAYIR tabiki...biz Tuttuğumuz takımın sevgisini hiç bir dilek-şart tiipine,şekline bağlamadık,bağlamamalıyız... "Bu takımı tutuyorum ÇÜNKÜ şunları yeniyo,Avrupaya gitmiş...ÇÜNKÜ lig şampiyonluğu varmış ÇÜNKÜ Federasyon kupasını almış...ÇÜNKÜ onun çok iyi bir taraftarı varmış" diye bi cümle de olamaz...onlar olmadan da Takımınızı sevemiyorsanız bi zahmet uzak durun! peki nedir bu sevgi? aslında tek bi tezahürat yetiyo bunu açıklamaya...SEN ŞAMPİYON OLMASAN DA,KUPALARI ALMASAN DA,.....SENİ seviyorum,HER ŞEYE RAĞMEN hiç bir koşula,ön şarta bağlı olmaksızın, sadece Takımım olduğun için...Ömrüm boyunca şampiyon olmasan da, yenmesen de yine seveceğim...Böyle bi sevgiyi bir insana karşı hissetsek,hissedebilsek-ki bu olanaksız- o zaman bu aşk efsane olur dilden dile ,yüzyıllar boyunca yayılırdı! işte belki de bu yüzden TAKIMIMIZ bir efsane...

Yazarı bilinmiyor..

www.haydigencler.com

Gamze
15.03.2008, 00:15
Antist abicim,

Yazılarınızı ve paylaşımlarınızı keyifle takip ediyoruz. :alkış:

Antist
16.03.2008, 00:20
çok saolun her şey Anadolumuz,teşekkürler

bordobluex
16.03.2008, 00:39
Teşekkür ederiz Antis abicim. Bizim sevgi babadan, anneden, sevdiklerimizden geldiği için sevdiğimiz şeyin cismini şeklini büyüyüp de akıl başa gelince anlıyoruz. Sevmekten Pişman olmayanlarız biz :)

Antist
16.03.2008, 21:50
eyvallah bizlerde çocuklarımıza bu sevgiyi emanet edip gidebilirsek ne mutlu bize:)

Antist
28.03.2008, 22:25
TARAFTAR-DÜŞÜNEN-DOĞRU DÜŞÜNEN OLMALIYIZ

Öncelikle önemli olan spor ahlakına edebine göre davranma sporun ,yarışmanın ,kazanmanın kaybetmenin ya da taraftarlığın sadece hayatın bir parçası olduğunu görüp kalıcı olmanın yolunu arayıp,bu bilince ve anlayışa sahip olmamızdan geçiyor,Kazanmak tabi ki büyük bir keyif ancak sporu, taraftarlığı yapabilmek güzel bir faziletse yenmekte,yenilmekte sevinmekte,üzülmekte iyi bir mutluluk olmalı taraftar için,Takımına her zaman “sahip çıkmak” idiali yitirmeme yönünde övgüye değer bir meziyet olmalı.

Türkiye başka alanlarda olduğu gibi bu alanda da geri kaldığını göstermiştir.Bir stat da,bir salon da,bir şehir de güzel bir ortamı,güvenliği sağlıyamama,işimize ve aciz konumlara gelince spor dostluk,barış,kardeşliktir edebiyatını bırakmalıyız bu kendimizi aldatmaca tavırlarımızı hayır düşmanlıkları biz körüklüyoruz,en önemli değerlerimize küfredilmesini seyrederek de onaylıyoruz biz vatandaşlar bu keşmekeşi nasıl izliyorsak medya ve diğer yetkili kurumlarımızda aynen kayıtsız bir şekilde izliyor.

Sorun var tabi ki üç maymunu oynuyor herkes bunun farkında tabi tüm insanlarımız,insanlarımıza uyuşturucu enjekte edilmiş İstanbul bu ülkede Anadolu şehirlerimize suç işlemenin her alanında kötü örneği olduğu gibi spor ve taraftarlık alanında da kötü bir örnektir,İnönü stadında bir gencimizin ölümünden sonra CNN TV’de bir spor proğramında bir araya gelen üç büyüklerin kulüp başkanları bunun sorumlusu kim diye soran sunucuya cevaben üçü birden zıplayarak bırakın kardeşim kimin sorumlusu olduğunu bizim büyüttüğümüz bu canavar,bu bataklık bizi iyice aştı artık biz baş edemiyoruz diyerek itirafta bulunmuşlardı hem de TV’de 70 milyonun gözü önünde ama maelesef bu ülkede görüntülü ispatlı da olsa suça ceza yok,kazandılarmı iyi kaybettilermi kötü yarışın sonunda ipi göğüsleyenler 50 yıldır değişmiyor,sıkıştılarmı maç gününe kadar bir hafta boyunca hakemleri zora sokup seviyesizce,ahlaksızca hileyle etkileyip aldatmaca bir yöntemle sistem ve kural dışı oynayarak gelinen durum ortada,düne kadar futbolun sadece sahada oynanmadığını söyleyenler ihale yolsuzluğundan hapse düşüp sonra bırakılan büyük kulüplerimizden birinin yöneticisi aradan daha iki hafta geçmeden bu ülkenin en üst iki makamına takımının isimli,imzalı formasını makam sahiplerinede tutturarak hediyelerini vermişti,senin burada ne işin var diye bir soran bile olmadı artık ülkemizde doğru,yanlış kavramları iyice birbirine karışmış durumda,insanlara bedava biletleri verip karaborsa satılmasını ve de çeteleşmeleri sağlayıp birde ikramiye olarak aynı tarifeyi altlarına bir otobüs çekerek deplasmanda uygulayacaksın,statlarda bu tezgahı gören devletin emniyet yetkilisi de karaborsa bilet yanlarında satılırken sırtını dönüp görmezden gelecek,bilinçli olarak boyutunun abartılmasının nedeni birilerinin verdiği iktidar iktidar kavgasına,mücadelesine camiasını,taraftarını da alet edip çekmek istemesi kendi egolarını,takım veya kulüp umurlarında değil yaratılan bu karışıklık ortamından sadece çıkar amaçlı çevrelerin faydalanmaya çalışır olması her kafadan bir ses çıkması da kaos ortamından fayda ve payda’dır bu insanlar için.

Çıkıp öfke kustuğumuz eylem ve söylemleri başkalarına yöneltirken zerre kadar tereddüt etmeyiz.stat’lar Namus,ahlak ve vatanseverlik kursu verenlerden,nutuk atanlardan geçilmez ama memleketin yanlış art niyetli insanları ne hikmetse de bitmez işin kötüsü de onlardan da doğruluk,dürüstlük,delikanlılık dersi dinlersiniz.para pul kupaları için sevmedik derler tezehüratların ve pankartların arkasına saklanıp en küçük bir sendelemede takımlarının,futbolcularının,yönetimlerinin, üzerine bir kabus gibi çökerler tıpkı bir kene gibi bir sülük gibi.Taraftarsız futbol olmaz evet kazanırken eğlenen,dalgasını geçenlerin takımlarının zor günlerinde takındıkları yanlış tavırlar,iyi günde kötü günde…diye aşk’la anılan “yağmurda çamurda”diye savunup güzel günlerden bahsedip daha sonra takımının en ufak teklemesinde futbolcusunun gelmişini,geçmişini sorgulayanlardan acep taraftar olurmuki.taraftar olmak zor,taraftarı çok olmakta,olmaması da ayrı bir sorun ne yardan ne serden hesabı iki tarafı farklı değnek.Takımımızın galip gelmesi için öncelikle taraftarımızın kendini yenmesi gerekir sahaya sabırsızlık,gerginlik,stres yanlış baskı uygulayarak futbolcusuna bunu yansıtan taraftar maçtan kopup lay lay lom yaparak kendi maçını yapanlar sadece rakibin ekmeğine yağ sürerler gereksiz gürültü,desibel şekli tezehürat çok mu faydalı acaba bir işe yararmı,belki de yerine göre susmak daha faydalıdır en azından takımının moralini bozmaz pozisyona göre hareket edilmesi bunun da iyi yönde başarılı olunması durumunda maçta futbolcumuzun nasıl motive edildiğini görürüz.Sahaya yabancı madde madde atmak sevgi yerine nefret gösterisi yapmak,kulübe ceza aldırmak,futbolcusunu ıslıklayan,küfreden takımına art niyetli bir tarzda yaklaşan pravakatörlerin diğer bir farklısı değişik şekli olanları kulüp içerisinde de zarar verenler kadar suçludur.

Stad renklerine aşık olan yüreği takımının sevdasıyla ile dolu olan taraftarların keyifle takımına imece ile paylaşım ile sahip çıktığı bir yer olmalı.Sporun insanı nasıl eğittiğini,ehlileştirdiğini,insanı stratejik zekasını geliştirdiğini,kötü alışkanlıklarından nasıl kurtardığını,rakibe saygıyı,insana sevgiyi tevazzuyu öğrettiğini çok iyi bilmemiz gerekiyor.Kavramamız bu hazı almaya başladığımız da tutku olmaya başlar.yıllardır verilen emekler,zahmetler,çileyle yetişen değerlerimiz,belli noktalara getirilen kurumlarımız bu kadar kolaymı ziyan edilmeli,Çağ dışı yanlış düşünce ve zihniyetlerle bu değerleri yerle bir etmenin camiamıza,takımımıza getirisi nedir ki.

Tek tip insanı hedefleyen otoriter,diktatöryal tarz’lar istemiyoruz,sadece insanın özgürce gelişimini,eğlenmesini,öğrenmesini engellemeyle olmıyacağını insanların kollektif zekasını,duyarlılığını,mizahını,eğlencesini şu kısacık ömrümüzde farklı olmanın yaratıcılığını gösterme durumunu niye kendimizden,başkalarından neden esirgiyoruz ki değermi.

Öz eleştirinin,yüzleşmenin yanında olalımki kimseyle uğraşmadan,sataşmadan takdir beklemeden kendinle uğraşmanın,kendini düzeltmenin en sağlıklı yol olduğu,doğru,iyi,sabırlı ve istikrara inanan taraftarlar olduğumuzu kanıtlıyalım.Tribünlerde kendi maçını oynamayı sürdürenlerin sesine kulak vermiyelim.

Bir kere şu net olarak bilinmeli; sporda küfür çirkinliğin en üst noktasıdır yapan yaptıran çanak tutan kim olursa olsun yanlış.Küfür edebiyatı peşinde koşanların; annesi,eşi,kız kardeşi yok mu?kendilerini hakaret ettikleri insanın yerine koysunlar acaba ne hissederler?Ortada bir ayıp olduğu muhakkak insan uygarca etik olmayan davaranışını kabul edip özür dilemeli gereği bu olmalı.

Antist
28.03.2008, 22:26
Sorumluluk bilinciyle spor dünyasının saygınlığını kazanmak gerekir istersek dünya şampiyonu olalım önemli olan spor ahlakına ve edebine göre davranma olmalıyken,kalitesizliklerini ortaya koyup birde seslerini yükselterek haksızlıklarını kapatmaya çalışanlar,kalpleri sevgiyle,doğruyla olması gerekirken kalpleri yanlışlarla dolu olanların mutlulukları çıkarları doğrultusundaki yanlış başarılara endeksli,bugün kulüplerimizin yönetimleri de kendi kulüplerimizin çıkarlarını değil,bugün futbolu yönetenlerin de tüm camiaları ve ülke çıkarlarını değil başkalarının amaçları için var olup sadece kendi çıkarlarını ön planda tutmaya çalışmalarının bize ve memlekete verdiği tahribat aleni görünmekte,hal böyle olunca tepeden başlayarak tüm kurum ve kuruluşlara kadar herkes bilinen alanlara belli esaslarda kısa vadeli istedikleri gibi planlama yapmakta,yap boz ile genele yaymamakta,acil yapılması gerekenler ertelenmekte,geriye atılmakta,sadece gün kurtarılmakta ve ilerleme kaydedilmemekte paylaşımın genele yansıması ise geçiştirilmekte,karışıklık,kaos ortamı ve yaratılan bu karışık ortamdan sadece faydalanılmaya çalışılması, genel görüntü bu iken burada bizlere düşen ise tabandan başlayarak her bireyin kendisini düzeltmesi ve kendisinden sorumlu ilkesinden yola çıkılması,sorumluluk duygusu içinde olunması gelecek için.

Bugün camia içinde kimileri kopuk kötü anları fırsat bilip arkadaşlarını suçlayan kendisini yargılamayan sorumluluk almayan ve de en önemlisi kimileride kendisini herkesin üstünde görüp kişisel çıkar ve de menfaatlerini ön planda tutuyorsa veya aldığı sorumluluğu kötüye kullanıyorsa takım sevgisi yoksa olumsuzluklar futbolcuya yansıtılmışsa değerlerinize sahip çıkılmayıp yabancılaşma varsa yozlaşan ve çürüyen bir yapı oluşmaya başlarki,iyi ve olumlu yöne dönüşümü de zor ve zaman alacaktır.

Sağlıklı ve istikrarlı giden bir kuruma kısır döngü sürecini yaşatmanın hiç gereği yokken her şey benim istediğim gibi olsun diyerek iyi giden bir yapıyı bozmak tahamülsüz olmak hatasını kabul etmeyip benim olsun küçük olsun zihniyetiyle bir yerlere gelinmiyeceği sırf kendi egolarını tatmin için menfaatleri için camianın yapısını bozup düzgün bir şekle dönüşmesi için mücadele verme yerine sağlam olma yerine bozuk zemine dönüşmesi yönünde yanlış faaliyetler içinde bulunmalarla başarısız olunmaza geçiş yaşanıyorsa geçmişteki hatalarından özeleştiri verebilmeli doğru yöne geçiş yapılabilmeli tam aksine suç bastırırarak birde seslerini yükselterek haksızlıklarını ört bas etmeye çalışılmamalı Sağlıklı üretilen çözümlerin hayata sağlıklı bir şekilde yansıması olmalı gerginliği ortadan kaldırarak önyargıların yumuşatılması gereken iyi ortamla özeleştiri, düzeltme yolunda ciddiyet,dürüstlük ve samimiyet şahsi çıkarları öne çıkarmadan toplumsal sorumluluklarımızın bilincinde hareket edilmesi gerekmekte.

Bir camianın en büyük rakibi istemezi kendi içinde yönetimi,çalışanı,teknik ilgilisi,taraftarı içerisinde kim olursa olsun önce kendi içindeki bu kişileri kayda değer almayacak, umursamayacak doğru bildiğinizi inanarak yapacaksınız çünkü içerdekilere karşı hal ve tavırlarınızı belirlemediğiniz sürece camia dışı sorunlarla uğraşmak ulaşılmazdır bu insanlar her zaman engeldir yeniliklere ve geleceğinize bu süreçten kuvvetli bir şekilde çıkmaktır doğru olanı güçlü olmadığınız sürece size barış olmaz,kaostan beslenenler,size geçit vermemek için her türlü sabotajı ve tezgahı yapmaktan geri kalmazlar kendinize sevdanıza yakıştıramıyorsunuz elbette çıkar peşinde koşan bu kişiler yalanlarla,hilelerle,yüzlerine maske takmış insanlık dersi vermeye kalkan insan kopyaları olacak tabi karşınızda umursamadan,takmadan her kesime mesafe koyarak mücadelenizi iyi yönde yaparak sevdanızın en iyi konuma gelebilmesi için her türlü gelebilecek yanlışlara,saldırılara karşı çıkarak bildiğiniz yoldan çalışmalarınızı yapmak zorundasınız,kimseye eğilmeden,teslim olmadan,kimseye omuzlarınızı basamak olarak kullandırtmadan en zor koşullarda dahi takdir beklemeksizin,dimdik ayakta durarak yaptıklarınızdan gurur duyarak,yeni ufuklar açarak verilen mücadelenin sonucunda dilenmeden direnerek yeniliklerle hak hukuk çerçevesince bir şey beklemeksizin gelecekteki görmeyi istediğiniz hayaller zor olmamalı.
Tribünlerde kişiyi kurumlara küstürmeden taraftarı kendi içerisinde tatlı rekabet içinde tutarak,birbirine düşürmeden,gerginlik yaratmadan sorumluluk alanları suçlayarak değil destek olarak yapıcı eleştiriyle uyararak,sorumluluk alanlarda kişileri sevip durumunu anlayarak kazanarak,dedikodu yaptırmadan,tribündeki arkadaşlarının birinin diğerinden farkının olmadığını inandırıp o güveni vererek dostlukların pekişmesini ve insanların kaynaşmasını sağlamak,boş lüzumsuz konuşmalarla kendimizi kandırıp oyalamadan,menfaat peşinde koşmadan ayrıca birine tepeden büyük bakmama,söylemlerinde bulunmama,aşağılamalara girmeme samimiyetsizlik ve ikiyüzlülükten de uzak olunmalı ki bu halin camia içerisinde olması ve genele yansımasını engelleyerek de bunun takıma da iyi yönde yansımasına sebep olalım.

Camiamı seviyorum diyerek takımını sahiplenip tekelinde tutanlar kendi canından bir parça görenler veya hissedenler samimi bugün Avrupa da taraftar takımının 5 yıl sonrasının kombinesini alırken bir maç biletini,kombinesini almayan,üyelik aidatını ödemeyen,ürününü bir formasını bir atkısını stadında şehrinde üzerinde taşımayan ama canından çok sevenler çok şeyler bekleyenler acaba sahada takımları için mi yoksa kendileri için mi bulunuyorlar, yoksa güce ,şiddete ,paraya mı tapıyorlar bilinmez oyuncusuna sağa sola küfredene mi yoksa yoksa taraf olduğu için çok sevdiğine inandığı güvendiği tarafın yanında olmayı paylaşmayı paylaştıkça çoğalmayı düşündüğü gerçek doğrular için mi orda bulunuyorlar bilinmez kendimizi yargılayıp, sorgulayalım gerçek sevgi icraat,her şey ortaya çıkmakta,deşifre olunmakta icraat siz boş söylemlerle zamanı lay lay lom yaparak kendilerini kandıranlar sadece kendilerini eleştirmen gibi görenler hayatları laf söz ile geçirenler bugün ve yarın camia için yaptıklarınıza pratiğinize bir bakın,kendini avutanlar,kendini oyalayanlar,kendini eğlendirenler aynaya bir baksın,takım sahiplenenin de tekelinde de değildir taraftarlığı paylaşmalı kısır dar bir alana sıkıştırmadan ziyade dışarıdan daha çok enerji ile dolu olan yeni kazanımlara açık olunmalı ki birlikte başarılmalı,birlikte haz,birlikte keyif alınmalı,birlikte mutlu olunmalı…eylemsiz sevgi gereksiz.

Başarı için geçmişi bilmeden bugün hakkında yorum yapamayız dünü bugünü düşünüp başarının başarısızlığın nedenlerini inceleyip bilmemiz tüm camianın iç içe camianın sorunlarını iyi bilip değerlendirmemiz lazım yoksa başarılı olamayız.camianın genelinde yönetim,camia çalışanları,teknik heyet,takım,taraftar birlikteliğinin üst düzeyde olması sevincin üzüntün birlikte yaşanması,ben değil bizin olması,başarısız dönemler de bile kendi içinde özeleştiriyi yapan kişiler olunması akabinde en kötü koşullarda bile kazanma azmiyle,coşkulu başarılı olmanın ve binanın temelini sağlamlaştırmaktan başka çaremiz olmadığının bilinciyle sorumluluk anlayışıyla mücadelesinin alternatifsiz verilmesi gerekiyor başka yolu yok.

Antist
07.04.2008, 20:26
Vicdanî karar verme hakkımız engellenemez!

Ligimiz bu sene gerçekten farklı bir çekişmeye sahne oluyor. Birkaç takım dışında neredeyse her takımın bir derdi var: bir yanda düşmemeye çalışanlar, diğer yanda ise şampiyonluğa oynayanlar. Bu ortamda futbol kamuoyunun şampiyonluk mücadelesine odaklanması da yeni bir şey değil belki ama diğer yanda hayatta kalma mücadelesi veren bu kadar çok takım varken maçların adilane yönetimi her zamanki gibi yine büyük önem taşıyor.

Durum bu iken, kendileri aleyhine ya da rakipleri lehine yapılan hataları abartarak gündemde tutmaya çalışan “3 büyükler”in tavrı ve medyanın tiraj uğruna tepedeki çekişmeye ve devamını sağlayacak koşullara odaklanması da aslında şaşırtıcı/yeni değil. Hep söylenegelen şeyin formülü basit aslında: İyi oynayan "şampiyon" olsun, yani "kendi aralarında oynayacakları maçı kazanan şampiyon olsun", yani "diğer takımlarla oynanan maçlarda bir şekilde kazan(dırıl)sınlar." Hem de kazasız belasız tarafından!

Çoğu durumda “figüranlık” bir yana “3 büyükler”in kendi aralarındaki “düğüm maçları”na varan yolda ayak bağı olarak görülen takımların haklarının bile ancak şampiyonluktaki rakiplerin kendi aralarındaki hesaplaşmada akla gelmesini kabul etmiyoruz. Medyanın sözüm ona objektif yorumcularının duyarsızlıklarını ve çifte standartlarını ifade etmenin sonuç getirici olmak bir yana “yine aynı terane”, “haklısınız ama…” diye başlayan yasak savmak kabilinden sözlerle geçiştirileceğinden de eminiz.

Ama elimizden başka türlüsü gelmediği için yine de haykırıyoruz:

Ligin lig olmasını sağlayan takımların önemli bir çoğunluğunun meşru haklarının bu kadar göz ardı edildiği bir ortamda vicdanlarımız ne kadar rahat?

Kendi dertlerine düşmeleri nedeniyle ister istemez rakip oldukları diğerleri aleyhine yapılan hatalara topluca tepki göstermekteki isteksizlikleri ve/veya yetersizlikleri hatırlandığında, “lige renk katan”ların içine düştükleri durumda kendi hataları olduğu da tabii ki söylenebilir.

Yalnız, bizim de çok temel bir hakkımız var: Rahat bırakın da tüm takımların olduğu gibi kendi takımımızın da kendi gücüyle başarılı olmayı hak edip etmediğini görelim ve neyse hakkımız ona gönül rahatlığıyla razı olalım.

Herkesi kendi vicdan anlayışıyla baş başa bırakmak en iyisi olduğuna göre, bırakın da en azından bu meşru hakkımızı kullanalım ve düşeceksek de dışımızdakilerden yana vicdanımız rahat olsun!

haydigencler.com

Antist
15.04.2008, 22:01
Ülkemiz’de çarpık yapının,çarpık anlayışın,çarpık ilişkilerin ürünü tetikçiler,eyyamcılar ve figüranlar sezon sonu yaklaşırken finalde yine kendini göstermeye başladı.

Düşünceleri futbolun felsefesine,ahlakına uygun doğruya olması gerekene değilde yanlışlarla,art niyetli mutlulukları çıkarları doğrultusundaki yanlış başarılara endeksli mutluluklarla kendini kandırıp kafalarını kuma sokanlar ülke futbolunu ve sistemini kural dışı oynayarak ne hale getirdiler kendi yöneticilerinin,futbolcularının,taraftarlarının yaptığı yanlışları görmezden gelinmesini medya aracılığıyla sağlıyarak bir de bu edepsizliğe fair play ödülü verilmesini sağlarlar kendi kendilerine. Büyüklük yanlışa sıkıca sarılmak olmamalı,yeniliklere ve değişimlere anlam veremezsin o zaman,kaybedeceğini anladığınızda futbolun sinsi yönlenlerinden faydalanmak olmamalı,medyanın paslarıyla,desteğiyle kendilerini aldatarak yanlışları düzeltmeden başarılı olacağınızı sanıyorsunuz.

Dünya’ya bir bakın göreceksiniz iyi futbolun nasıl oynandığını,yanlışın üzerinden ahlak dersi vererek,genel anlamda ortada ne bir zafer ne bir başarı var futbolumuzda var olan hezimettir yanlışlarınız her zaman medyaca topluma övünç,erdem,başarı ve bir devrim olarak olarak yansıtılmıştır.

Futbolun yasası herhangi birine farklı diğerine faklı uygulanmamalı,gücü olanın suç işleme özgürlüğü olmamalı,isimlere,renklere göre olmamalı adaletimiz.Acımasızlık kimseye bir şey kazandırmaz,başkalarının acısına bakıp adil olmayı beceremezseniz,merhametin kalbinizi yumuşatmasına izin vermezseniz,art niyetlice hak etmeden alınan puandan,acımasızca ve haksızca yenilmişin hakkını gasp edip emeğini çalarak nasıl iyi biri ve büyük oluyorsunuz ki.

Süper lig de yarım asır geçmiş hala futbolumuzdan çok yanlış unsurları,yanlış yönlerini konuşmaktayız ahlaki değerleri hiçe sayarak benim takımım şampiyon olsunda nasıl olursa olsun mantığı,zihniyeti.Futbolla ilgili tüm kişi,kurumların ve kuruluşların eteğindeki taşlar dökülmedikçe hesabı sorulmadıkça daha çok konuşacağız.Gerçek sorunlar tartışılmıyor,yapılması gereken yöne gidilmesinden ziyade,galip gelirlerse,şampiyon olurlarsa,işleri yolunda giderse iyi,yok tersi olurda yenik duruma düştüklerinde işler ters gittiğinde dönüp dolaşıp hakemi etkilemeye,infazına takılıyorlar.Gerçekleri çıkarlarına ters geldiğinden görmezden geliyorlar,yeni bir sayfa açalım bunu milat sayalım sıfırdan başlıyalım dedikleri bir gün sürüyor,bir gün sonra açtıkları beyaz sayfa simsiyah oluyor,Türk futbolunun bıraktığı şaibe mirası,akıllarınca kendilerini aklamaya tarafsız göstermeye,korunmaya, kollanmaya alıştırılmış sistemin kurallarını kendi lehlerine çevirerek rakiplerinin umutsuz panik içinde çırpınışlarından faydalananlar her yönüyle futbolumuzla birlikte batağa saplanmış durumda kısa günün karı,günlük çıkarlarla kendilerini kazançlı sana dursunlar hep birlikte batıyoruz,halbuki sistem dışına çıkmasalar kural dışı oynamasalar Türk futbolu ivme kazanır ve kalkınır,Ülke futbolumuza bu şansı tanımıyorlar,sorunun hakemden ziyade nerede hangi lobilerde olduğu bellidir,kuralları işlerine geldiği gibi,kamuoyunu yanlış yöne yönlendirmeye çalışmaları, gerçeklerin,doğruların peşinde değil kendi çıkarları uğruna yanlışın peşinde olduklarından yarım asırdır Avrupa arenasındaki başarıları ortada,daha kaç avrupa hüsranı yaşamayı düşünüyorlarsa.

Yenilmiyecek takım yoktur,her takım her takımı yenebilir futbolda bu yüzden güzeldir yalnız tabiki buna izin verilirse engellenmezse,ülkenin her türlü kurumlarının desteğini alıyorsunuz, Başbakanın,Cumhurbaşkanın,Genelkurmaybaşkanının ,valinin,belediye başkanlarının kapılarını
aşındırıyorsunuz,oralara gidip de adil olmayan bu hak dağılımından rahatsızızmı diyorsunuz?,kulüp yönetimlerinin,kulüplerini iyi yönetememesi ve borç içinde yüzdürmesi futbol yasalarının,kriterlerinin eşit adilane uygulanmaması bu hale getirdi bazı kulüplerimiz teslim bayrağını çekmiş futbolu siyasete ipotek etmiştir,tek başına kurtuluşu çare gören diğer kulübümüz ise o kapıları aşındırarak Federasyonu tüm kurullarıyla birlikte ele geçirmiştir,bir süre sonra yeni federasyon yönetimide bu çıkar savaşı yüzünden birbirine girer,MHK’den başlayarak ,Disiplin,gözlemciler,tahkim kurulları ve Milli takımlar yöneticiliği ve teknik heyetine kadar paylaşılamaz kaos da sürer.Eğer bu ülkede futbol şahıslardan,hükümetlerden,siyasi parti ve milletvekillerinden,kimi gruplardan bağımsız olamıyorsa,kendi karar alma organlarına bağlı olarak etkinliğini gösteremiyorsa birde yurt dışında Londra belediyesi veya Paris belediyesi diye bir takım duydunuzmu yani düşlediğimiz futbol siyasal odakların,şahısların,yöneticilerin çıkarı yönünde kullanılıp diz çöktürülüyorsa sistem çöküntü ve bataklık içinde demektir,ne sivrilerin ne de kuddusülerin de gitmesi bu bataklığı kurutmaz.

Pazarın ilk saatlerinde GS resmi sitesinin manşetiydi “beyaz sayfa”istenilen adeletti,çiceği burnunda Hasan Doğan federasyonundan,Fenerbahçenin özellikle Deivid’in penaltı düdüğüyle şekillenen üç puanından dolayı adalet istiyordu sarı kırmızılılar,bugün ne diyecekler acaba.?Dürüst oyundan bahsederiz bu şekilde aldığınız maçlardan sonra çıkıp bu şekilde alınan puanlara ihtiyacımız yok demeyi bile söyliyemiyecek kadar acizmisiniz,sorun sistem dışı oynamadan kaynaklanıyor,futbolun yapısını sağlamlaştırma yerine bozarak kural ve sistem dışı oynayanlar belli suçlu belli,mağdur belli,50 yıllardır suçluya mükafat mağdura ceza var futbolumuzda,hiç umuda heveslenmeyelim en iyisi.Federasyon değişti,MHK değişti yine önceki yıllarda olduğu gibi ezilen hakkı yenilen yine Anadolu,rüya kısa sürdü futbolsever yine aldatıldı aynı senaryo,yine aynı bizans oyunları,bizansın bir takımını 100’üncü yılında şampiyon yapan Ali Aydınlar,Mutlu Çelikler,Çetin Sarıgüller,Hamza Mısırlar ve İsmet Arzuman gibi vs hakemler gitti diye sevinirken yenileri türemeye başladı,sonradan anladıkki nöbet değişimi yapmışlar.

Yıllardır adil ve vicdanlı yönetimlere aç futbolseverler,çifte standart ve eyyamın sonunun gelmesi gerektiği halde formanın rengine göre her stat da farklı çalınan düdüklere yeter diyoruz artık,sahada adaleti sağlıyacağınıza birilerini tutup diğerlerinden ayrıcalıklı konuma getirirseniz ,her şehre her kulübe eşit mesafede durmazsanız ortada futbol yerine,ortalık vurgunculardan,sahtekarlardan,yalakalardan geçilmez olur.

Yenilikten,hakkaniyetten yana bir reform heyacanını yaşamak istiyorsak bu yolda ciddiyet yenilikler içeren doğru bir yönde,sistemde olamamız gerekmezmi,bizim ülkenin gerçekleri biraz farklı ideallerimiz için değil kendimiz ve ünvanımız için uğraşıyoruz.Bir an önce Türk futbolunun siyasal yapılandırmaların koltuk çıkar ilişkilerinden ve şahsi menfaet etkisinden kurtarılıp tüm lig ve kulüplerin ortak çıkarları doğrultusunda yani temelinde güçlü bir yapı kazandırılmasına çalışılmalı.

Çözüm tepeden tırnağa temizlik daha öncede belirttiğimiz gibi bir çok kez; bataklığın kurutulması yani esas sivrisinekler,kuddusüler o zaman sorun olmaz.

Antist
17.05.2008, 11:59
Bu ülkede adam olmak zor.Daha zoru da adam gibi kalmak.Ama adamın var ise her şey kolay,çünkü kriterin olmadığı yerde tek şey güç.O nedenle gücü eline geçiren her istediğini yapmakta serbesttir.Bu sadece futbolumuz için değil,bu bir ülke gerçeğidir.
Sistemin tüm unsurlarıyla düzgün işlediği durumda kurtarıcıya gerek yok duyulmaz da çünkü kahraman sistemin ta kendisidir oralarda krallara,imparatorlara hayat hakkı tanımaz.
Bu takım Milletin takımı belli bir kesimin değil,belli bir şehrin de , bir futbolcuyu Aday kadroya seçerken de formayı hak edene vermelisiniz,işinizi adaletli yapacaksınız teknik taktik yerine yanlış gaz vermekle,prim vermekle de olmaz.
Geçen bir yerde okudum A.Milli takım’da Fatih Terimin yardımcısı Oğuz Çetin’in yıllar önce kendisiyle ilgili anlattığı anılarında 7 yıl Sakaryaspor formasını giydim bir kere A.Milli takıma çağrılmadım.Fenerbahçe’ye transfer olduğum sezon daha resmi maç oynamadan hazırlık kampında A.Milli takıma çağrıldım,demek ki değişen bir şey yok,o zaman’dan bu zamana hiçbir şey değişmemiş.
Daha geçtiğimiz sezonlar da Rizespor’dan Beşiktaş’a gelen Koray Avcı’da geçen sezon Gençlerbirliği’inden Fenerbahçe’ye gelen Gökhan Gönül’de takımlarını değiştirmelerinin akabinde anında A.Milli takıma seçilmemişlermiydi.
İlerlemiş yaşıyla GS’de kadroya giremeyen ama A.Milli kadroya çağırılan Ergün Pembe bu sezon Gaziantep’de oynadığı için mi alınmıyor,sezonun ilk yarısında GS’de dahi kadroya dahi alınmayan ve de tutulmayıp,beğenilmediği halde kulübüne baskı yaparak bu adam bana lazım Sabri yi oynatın diyorsun aynı düşünceyi Kayserispor’da oynatılmayan Gökhan Ünal için neden düşünmüyorsun.
Mehmet Topuz ve Mehmet Yıldız daha ne yapsın? Biri takımına Türkiye kupasını kazandıran en önemli isimlerden biri,diğeride üçüzlerle şampiyonluk mücadelesinde en büyük katkıyı sağlıyarak takımının başa baş puanlara gelmesine sebep olan Sivasspor’un lokomotifi,bu çocukları bizans kabul etmese de onlar Türkiye’nin gönüllerinde vardılar ve olmaya da devam edecekler.
Faruk Süren’in GS’de başkan olduğu dönemde en kızdığı kişilerden biri Fatih Terimdir sebebi ise çok paralar harcatıp başarısız olunca da kulübü bırakıp kaçmasıdır demişti Fatih Terim için ,birde GS’nin bugününe bakın zor gününde takımını şampiyon yapan alt yapıdan ismi sanı duyulmayan Cevat hoca,süper lig’de başarılı hocamı Çankırı belediyespor’dan gelip de Gençlerbirliği Oftaş’ı çalıştıran Osman Özdemir örneğin,daha bir de yanlışları da olsa sırf Fatih Terim için harcanan Ersun Yenal var.
Herkes ailesini geçindirmekle yükümlü olduğu bakmak için daha zor mücadeleler vererek özverilerde bulunarak çok düşük maaşlar karşılığı hırpalanıp ne eziyetler çekmiyor mu bu ülkede yurdumun insanları,ya sizler,sizleri diğer profesyonellerden farklı kılan nedir,bedavaya mı yapıyorsunuz,bu yüksek paraları,sahte milliyetçilik numaralarıyla o zaman neden almadan yapmıyorsunuz bu görevleri,Türk futbolu’nunun ekolünden bahsedenler,İstanbul’un dışına çıkıp Anadolu muzun diğer şehirlerinin koşullarına bir baksın,Alt liglerin koşullarına bir baksın.
Futbolcusu,Hocası,Eli kalem kalem tutan yazarı ve de Anadolu şehrinden çıkıp da sırf menfaetleri için bizans’a giden yöneticisi,Sizleri Anadolu yetiştirmedi mi o zaman Anadolu’muz da bu kadar insan sıkıntı çekerken,bırak eğitimini çocuğuna bir ekmek götürmenin sıkıntısını yaşarken bu devlet asgari ücretliden dahi vergi alırken sizleri muaf tuttuğu halde sizler daha hala doymadınız mı doğduğunuz,yetiştiğiniz Anadolu ya ihanet ediyorsunuz yazıklar olsun.

Antist
26.05.2008, 01:15
2007-2008 sezonunun ardından

Futbol oyununun gözardı edilemeyecek en önemli özelliği bir maç da bakarsınız hiç belli olmaz daha iyi daha kaliteli daha paralı olmanın daha tecrübeli olmanın da kazanmak için asla yetmiyeceğidir.Başarı gerçek takım ruhunun sporcu ruhunun dışa vurumudur tamamen anlayabilmek bununla bire bir mücadele edebilmek ve o seviyeye çıkabilmek için gerçek sporculardan kurulu bir birliktelik gerekir ki takımda arkadaşlık,birliktelik dayanışma ve buna bağlı sevgi,saygının üst seviyede olmasıdır,çoğu zaman ya da sadece en basitini oynamak,bir ekip karakteriyle senden üstün gibi duran veya görünenlere karşı bile.Örneğin bu sezon olduğu gibi Alex,Lincoln,Delgado ile şampiyon olamazsınız mesala Mehmet Yıldız veya Mehmet Topuz gibi yerli oyuncularınızla daha da başarılı olunabilirliği kanıtlandı.Büyük küçük takım yoktur bu sadece yaratılıp var edilmiştir kolay maçta yoktur maç bitmeden daha hiçbir şey belli olmaz,mücadele etmeyenin koşmayanın yetenek farkı ortaya çıkmaz,futbolu bonservis bedelleri ya da bütçeler değil sahadaki futbolcular belirler,burada sporun özüne doğasına uygun olan doğru olan nedir?Değerler,ilkeler,düzgünlük,dürüstlüktür ve hedefler şampiyonluklardan çok daha önemlidir.

29’uncu hafta birinizin Kayseri ile diğerinizin gençlerle oynadığı hafta sizlere ekstra 3 puan verilerek Sivasla aranızın açılmasına sebep olundu,çıkıp da böyle puanlara ihtiyacımız yok diyebildinizmi,diyemezsiniz çünkü her sezon ortası farklı sezon sonu farklı oynanan tekerrür eden oyun bu,naptınız sadece sesiniz kısıldı o ara.

Hayatlarını doğru yönde kazanan haklıdır,Amaca giden her yolu meşru gören çarpık zihniyetle hayatın hiçbir alanında işiniz olmamalı”haksızlık yapmak haksızlığa uğramaktan daha acıdır”Bu halinizle rezilliğin,utanmazlığın,pişkinliğin ve seviyesizliğin sınırının kalmadığı yönetimlere kapılanmak,ahkam kesmek,tribünlere oynamak,makbul adam olmak için için en makbul yol yaptığınız nedir? Sonuç olarak bonservis bedelleri,yıllık kazançları takım bütçeleri üzerinden sahte kahramanlar,yıldızlar üretmek,sahte destanlar,sahte sıfır başarılar üretmek sonuç olarak ise tam bir fiyasko,buna rağmen hala yanlış transferleri yapan,kontrol edilemeyen futbolcu keyfiyetini (milyonlarca dolar verdikleri)kurulamayan otoriteden sonra gereksiz bir şekilde suçluyu dışarda arayanlar takımınız zümrelerin,lobilerin,devletin,takımı olmasın,kazanmak için her yolu mübah görmesin,düzgün bir duruş ile mücadele ederek kazanacaksan bir anlamı var.kendini inkar ederek,ittifaklarla yalan dolanla kazanacaksan bir anlamı olmaz.

Dünyanın bir çok yerinde sistemi kontrölü elinde bulunduran pastanın tamamına yakını gotüren,paylaşmayı sevmeyen sevilmez.Futbolumuzun gün geçtikçe sıkıntılı günler yaşadığı tribündeki kalitenin düştüğü ve sahada,tribünde ki seyircilerin her geçen hafta biraz daha azaldığı ligimizde rekabetin oluşabilmesi için heyacanın tükenmemesi için iyi bir lig çekişmesine ihtiyaç var o zaman futbolcular yıldızlaşacak,yetişecek kaybolmayacaklar hem de yeni gençlere güzel ve de iyi örnekler oluşacak.Bugün Avrupa ülkelerinde futbolun sistemi bu yönde,bu konuda toplumunun bilinçli olması sebebiyle insanlar daha çok kendi şehir ve yerel takımlarına sahip çıkmakta,buralarda başarının nedeni ise adilane rekabet ortamı kısacası.

Beyaz sayfalarla,ittifaklarla,federasyon,hakem,medya,dev let yardımıyla olan biten bütün haksızlıkları ne saçma sapan verilen,ne pas geçilen penaltılar,ne de ofsayttan atılan goller,verilmeyen kartlar,rakibin oyuncularına verilen sizlerle oynadığı maçta veya oynıyacağı maç öncesi haksız kartlarla diskalifiye olması,rakibin gol olacak pozisyonu ofsayt diye durdurulması,rakibin gol pozisyonunda hakem ilk yarı bitimi diye düdük çalıyorsa,çerçevedeki manzara aynı 50 yıldır değişen bir şey yok demektir yani bir de kalkıp verilmeyen kartlarla fair play ödüllerini alırken,centilmenlik ödülü aldırdığınız taraftarınıza da dönüp bana niye küfrediyorsun diye soruyorsunuz.

Ligimiz de başta sistem bozukluğu,sistemi kötüye kullanma dahil düzensizlik,yokluk,eksiklik ve tutarsızlıkların çoğunluk olduğu bir lig de birileri yaptıkları yanlışlara,art niyetliliklere,eleştiri odaklarına aldırmadan hala pervasızca bu işi gotürmekte,bu şekilde gelen başarılarından,şampiyonluklarından sonra,bu sezona ait en önemli başarı öyküsü ise hiç kuşku yok ki Sivassporun,sezonun en başarılılarından biri olduğu gerçeğini kimse değiştiremez.Milyon dolarlar,eurolar harcanarak oluşturulmuş kadrolara karşı üstelik o kadrolardaki bir tek futbolcunun fiyatı kadar bile tutmayan bütçeleri ile,Alex,Lincoln,Delgado… maliyeti,popülaritesiyle karşılaştırıldıklarında,Mehmet Yıldız,Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal’ın takımlarına katkısı daha anlamlıdır ama bu anlamlılık dahi onların Milli takıma seçilmesine yeterli olmamakta.

İşin içinde istenmeyen durumlarda olsa her şeye rağmen kendin den on katı fazla bütçesi olan üçüzlere karşı şampiyonun 6 puan gerisinde kalıp diğer ikisiyle puan puana tamamladıkları lig sonrası,Sivasspor dar bir kadro ile,maddi imkansızlıklarla kendi yağıyla kavrulan takdire şayan bir takım.

Yıllardır dönüp dolaşıp tekrar tekrar ettiğimiz konuştuklarımız hep aynı bir merdiven basamağı bile katedilen bir mesafe bir yol yok.Futbol basit bir takım oyunu,futbolu artık herkes oynuyor,futbolun temel doğrularını yapan kadrosunun kalitesine imkanlarına göre plan yapan çok koşan topu koşturan her takım fırsatları değerlendiriyorsa ve başarılı olunabiliyorsa siz yeterki kulüplerimize rekabet ortamını adaletlice sağlayın.

Burada anlatmak istediğimiz başka taraflara çekildiğinden netçe anlaşılması için bizim ne İstanbul şehriyle ne orada yaşayan insanlarla ne de oradaki diğer takımlarımızla bir sorunumuz da yok onlara sözümüz de yok,bu yazdıklarımız bazılarının işine gelmeyince işi siyasete vs vs başka bahanelere falan çarpıtabiliyorlar,buradaki bizans tabirimiz ise(hile,entrika) anlamında kullandığımız bir tabir bunun da o güzel şehrimizle ilgisi yok,buralardaki kelime oyunlarıyla ilgilenileceğine işin diğer yönüne bakarsanız konu netleşir,bizans tabirine ben bir örnek verebilirim bu sezon son maçına gelininceye kadar şampiyonlar ligine katılmasına kesin gibi bakılan Sivassporumuza ne olduysa son hafta bir anda bırak şampiyonlar ligini uefa’ya bile gidemediler inter toto’ya mecburen razı oldular,o haftaya kadar lig maçlarının büyük çoğunluğunu bu sezon 1-0 galibeyet galibiyetle alan gol kısırlığı çeken bir takım son hafta ne hikmetse 5 attı,son maç öncesi konuşulanlarla maç sonrası gelinen durum çok farklı oldu.

Amacımız futbolu gelişmiş ülkelerde olduğu gibi taraftarlığın ve futbolumuzun genele yayılıp rekabet ortamının oluşması ve bu sayede Ülke futbolunda gelişme sağlanmasıdır bunun içinde futbolumuzun ve taraftarlığın üçüzlerin tekelinden kurtulması bizim davamız ve Anadolu sevdamızın özü bu iyice bilineki karışıklığa sebep olmasın,başka taraflara da çekilmesin,esen kalın

2008-2009 sezonu şimdiden hayırlı uğurlu olsun

Antist
15.06.2008, 14:02
Gençlerbirliğinin alt yapısından yetişen bir futbolcuyu tanıtmama gerek yok Giray her yönüyle düzgün iyi futbolcu örneklerin'den birisidir kendisine bundan sonraki futbol yaşantısında gönülden başarılar diliyorum,Trabzonspor'a faydalı olacağından eminim.

Antist
26.07.2008, 21:03
2008-2009 futbol sezonu maraton kombineleri satışa çıkmıştır.
17 lig maçında geçerli olcak maraton kombineleri bu yıl çok ucuz.
KDV li fiyatı 59 lira olan kombineleri kredi kartıyla da alabilirsiniz.
kombineler:beştepe Gençlerbirliği tesislerinde satılmaktadır.haydigencler.com

Antist
26.07.2008, 21:04
50 yıldır sırf kendi şampiyonlukları için geçiş dönem ve süreçlerini düzgünce yaşanmasına engel olup zemini bataklaştıran devamlı bir şekilde her sezon birbirini takip eden topluma mübah gösterilen yanlışlarla gelen yurt içi kısır döngü başarılar,dışarısı yarım asırdır fiyasko.
Doğruları bulmak için geçmişten ve günlük yaşananlardan ders çıkartarak,sorunları hiçe saymadan,yanlışlarımızla yüzleşerek tedbirimizi,önlemimizi alarak yaşamak zorundayız,aksi durumda sistemden art niyetlice yararlananlar zamanı menfi düşüncelerinden ötürü hoyratca harcarken,oyalanırken ortadaki en büyük gerçeği kaçırıyorlar,Ülke başarasını ve çıkarlarını elbirliğiyle kaybediyoruz.
Bugün alt liglerimize baktığımızda geçen sezon İl takımlarımız ne sıkıntılar yaşadı biliyormusunuz bir çoğu maddiyatsızlıkla boğuşmaktan,uğraşmaktan ilerlemeyi bırakın sahaya 9 kişi ile çıkıp maçlarını oynadılar kimin umrunda olduki mağaza vitrinin görüntüsü gibi herkesin gözü,kulağı üçüzlerde varsa yoksa üçüzler,futbolumuzun gün geçtikçe sıkıntılı günler yaşadığı REKABETİN oluşabilmesi için heyacanın tükenmemesi için iyi bir lig çekişmesine ihtiyaç var o zaman futbolcularımız yıldızlaşacak,yetişecek kaybolmayacaklar.
Yazılı,görsel basın,medya,bazı resmi ,sivil kurum ve kuruluşlar,federasyonun MHK ve diğer kurulları birde spor camialarında yönetici vasfında gözüken iş dünyası,suçları ise tek tip insanı hedefleyen otoriter,diktatöryal tarzlar da Türk futbolunu bir şehrin içine kilitleyerek insanların özgürce gelişimini,oynamasını,eğlenmesini,doğruyu öğrenmesini engelemeyle insanların kollektif zekasını,duyarlılığını,mizahını,eğlences ini şu kısacık ömrümüzde farklı olmanın yaratacılığını gösterme durumunu medya aracılığıyla engelemeyle tüm Ülke insanlarının genelini uyutarak bir şehirdeki üç takımın taraftarı yapmak,beyinleriyle değil duygusal bir biçimde hisleriyle duygusalca düşünen insanlarımızı üç tip kalıp içine sokmak kendi hak ve hukukunu savunamayan insanların özgürlüğünü kısıtlamak.
Gelelim şimdi buradaki eleştirdiğimiz insanlarımıza,Futbolun içindeki kurum ve kuruluşlarda vs bulunupta menfi ve maddi düşüncelerinden ötürü üçüzlere hizmetleri sebebiyle bu kişileri her zaman bu yönde eleştiriyoruz,sonuçta ortada menfaet var onlarda bu yönde kendi çıkarları doğrultusunda üçüzlere hizmet etmekte çalışmaktalar,Anadolu da yaşayıpta üçüzleri destekleyenler sizlerin bu yönde diğerleri gibi bir çıkarınız yokken kendi şehrinizin tanıtımını,reklamını yapma,şehrinin gelişmesine vesile olmak varken,maç günlerini kendi arkadaş gruplarıyla kendi şehrinde canlı olarak coşku içerisinde yaşayıp eğlenmek varken senle alakası olmayan hayatında gitmediğin,görmediğin bir şehir için çırpınanlar bu dünyada Ülkemize ve yaşadığımız şehirlere karşı da bir takım sorumluluklarımız olmasını bilmemiz gerekir kendi şehirlerimize kalıcı neler bırakmanın yolu bu bilince ve anlayışa sahip olmaktan geçiyor,İçinde bulunduğumuz Şehre,semte,çevreye,yaşadığımız ülkeye,dünya ya duygusuzlaşıyor yerel şehirlerimize karşı sosyal sorumluluk bilincinden uzaklaşıyoruz,bırakın faydayı zarar veriyoruz.

Antist
26.07.2008, 21:05
Futbolumuzu gelişmiş ülkelerin futbolunun düzeyine getirilmesi ve de onlarla bu yarışı başa baş bir durumda ülkemize ödüller kazandırmanın yolunu düşünmemiz gerekiyor.
Herkesin tuttuğu takım kendinedir evet ne karışıyoruz ki Evet kendinedir saygı duyuyoruz,herkes tuttuğu takımının şampiyon olup kupalar almasını ister de burada kupayla ölçülemeyecek başka değerlerimizde var güzellik görecelidir önemli olan gönül güzelliği doğrular değilmidir?
Bu ülkede artık hukukun gücümü ,gücün hukukumu?ikilemine son vermeliyiz.gücü olanın suç işleme özgürlüğü yoktur.zengin fakir de,güçlü güçsüz de,büyük küçük de kanun önünde eşittir,yasalar herhangi birine farklı diğerine farklı kullanılamaz kişiye göre olmamalı adaletimiz.
Seçtikleri takıma,modele,kişiye öyle sıkı sarılıyorlar ki yeniliklere ve değişimlere anlam veremiyorlar,verdirtmiyorlar.Türkiye 3 putlara mahkum olmuş durumda tek tip,yaratıcılıktan
uzak,kendini geliştirmeye yeni şeyler denemeye cesaret edemeyen,futbolu rekabet ortamından uzaklaştıran geri plana iten zihniyetler,sadece çıkarlarını düşünenlerin,hayal etmeyenlerin inanmadıkları şeyler üzerine,uğraşanları da anlaması zor tabi.
Büyük kulüp olduklarını söyleyen üçüzler reytingleri yüksek olduğu için fazla pay almak istiyorlar,parayı kazanan da Şampiyon olan da üçü,biri olamadan da diğer ikisinin yararlandığı haklardan yararlanıp,üçü taraftar kitlesini geliştiriyor,üçü ürün satışın da,tribün gelirin de reklam ve özel maç yayın anlaşmalarıyla rakiplerinden kat kat fazla para kazanıyorlar.Kulüp başkanları milyonlarca taraftarlarına rağmen gelir yaratmakta başarılı olamıyorsa ve onlar için hala önemli olan kalem havuz geliriyse ve ortak gelirden hala aslan payını almak istiyorlarsa durup niye seçildiklerini düşünmeleri lazım.Güçsüz rakipleri yenmek sonra da sevinmek büyük bir kandırmacadır.
Bir Anadolu takımı kendi şehrinde taraftarı üçüz taraftarı takımının taraftar sayısından az sa,o kulüplerin sürekli şampiyonluğa ulaşabilecek bir güç sahibi olması hayal edilebilirmi.?
Başka Ülkeler de UEFA kupasını,Süper kupa finallerinde çifter çifter oynayıp kupayı müzelerine taşımış iken,yerli tenekelerle yurdumuzun çocuklarını medya,kurum ve bazı kuruluşlar vs aracılığıyla kendinize taraftar yapıyorsunuz sonuçta da bütçesi kendinizden 10 kat düşük bir Anadolu takımı karşısında dahi başarılı olamadığınız zaman dahi yanlışlara başvurabiliyorsunuz.
Avrupada bugün futbolu gelişmiş ülkeler de (İngiltere,Fransa,Almanya,İspanya,İtalya )vs.hatta bırakın futbolu İspanyada basketbol da bile iyi oluşumun nedeni ligin farklı takımları Ülke şehirlerine dağılması,taraftarın farklı şehirlerde yerel kendi şehirlerine sahip çıkması ligi kulüpler birliğinin yönetiyor olması,her maçı dolu tribünler önünde oynanması,televizyon,sponsor vs gelirlerinin çok fazla olması doğal olarakta küme düşme potasındakinin bile iyi bir kadro kurmasının sebebi olunca ülke başarısı da kaçınılmaz olunuyor.
Külüplerin gelişimi Türk futboluna yayılmalı,tüm kulüpler kurumsallaşmalı,federasyonun da bunun için gerekli ortamları hazırlamalı,kulüplerin gelirlerinin arttırılması ve güçlerini sadece camialarından alacakları yapıların oluşturulması sağlanmalıdır.Bugün çok sevindiğimiz başarıları alışılmış ve sıradan hale getirebilmektir.İşte o zaman Türk futbolu adını şimdilerde anılan Ülke futbollarının yanına belkide en üstüne yazacaktır.Bu sadece bir,ki,üç kulübümüzle yani üçüzlerin tek başına yapacağı bir şey olmadığı için bu kısır döngü bu kesme keş durum durup dönüp dolaşıp her yıl aynı filmi tekrar tekrar izlemekteyiz hiç mi sıkılmadınız,Bu yanlışı alkışlayan destekleyen Anadolu insanımıza eleştirimizin nedeni hem şehrine hem ülkesine zarar vermesidir.
Baş eğmeme,pes etmeme,diz çökmeme,yenilmeme sonuna kadar direnme başkaldırı insanın doğasında vardır.Edilgenlikte öyle hayat ikisi arasında gidip gelip gelen bir sarkaçtır aslında,Nasıl bir hayat yaşayacağımıza karar verdiğimiz anda ikisi arasında seçimimizi yapmış oluruz bu seçim kendi hayatımıza ve kendimize hükmedip hükmetmiyeceğimizle ilgilidir.Ya başkalarının bizim yaşamımızı istediği hayatı kabulleneceğiz.Ya da kendi geleceğimizi kendimiz tayin edeceğiz.Bir tarafta Onurlu ve anlamlı bir yaşam,diğer tarafta hiçlik.Lakin yaşamak budur,yaşamak direnmektir.esen kalın dostlar-haydigencler.com

Özkan
27.07.2008, 01:53
Antist Ağabeğ, ellerinize sağlık.

Antist
29.07.2008, 22:59
Eyvallah teşekkür ederim saolun

Antist
09.08.2008, 14:17
Futbol'da gelişmiş ülkelerde olduğu gibi taraftarlığın ve futbolumuzun genele yayılıp rekabet ortamının oluşması ve bu sayede Ülke futbolunda gelişme sağlanması,bunun içinde futbolumuzun ve taraftarlığın üçüzlerin tekelinden kurtulması bizim davamız ve Anadolu sevdamızın özü bu iyice bilineki karışıklığa sebep olmasın.
Bizim ne İstanbul şehriyle ne orada yaşayan insanlarla ne de oradaki diğer takımlarımızla bir sorunumuz yok onlara sözümüz de yok,işimize gelmeyince vs başka taraflara çekip başka bahanelere falan çarpıtmayalım,geçtiğimiz sezon sonunda Sinan Engin ve yönetimi ligin son maçında kendi centilmen ödüllü taraftarından anneler gününde annelerine küfürü yediğinde biz bu takımı 100'üncü yılında nasıl şampiyon yapmıştık bize niye küfür ediyorsunuz demişti hatırlarsanız bu yıl da beyaz sayfa açtığı hafta GS'nin kuddüsünün katkısı ile nasıl şampiyon olduğunu tüm türkiye gördü her sezon tekerrür eden mükerrer oyun benim hırsızım iyidir,çalan benden olsun,benim takımım şampiyon olsunda nasıl olursa olsun zihniyeti,haksızlıklarla,adaletsizliklerle,eşitsiz liklerle,dengesizlik olmasın diyoruz mesele bu kadar basit,Bu ülkede tüm resmi sivil kurum ve kuruluşlar, federasyonun tüm kurulları dahil yazılı görsel basının da katgısıyla bu yanlışa destek verilmekte isyanımız bu İstanbul da yaşayıpta takımlarını destekleyen insanlarımıza bir saygısızlığımız yok onlar doğru olanı yapıyor zaten bizlerin düşüncesi de herkes kendi memleketine yahut ata sözünden esinlenerek doğduğu yere veya doyduğu yerde yerel şehirlerine sahip çıksın anlatmak istediğimiz bu,sanırım anlatabildim. Buradaki bizans tabirimiz ise(hile,entrika) anlamında kullandığımız bir tabir bunun da o güzel şehrimizle de ilgisi yok,biraz daha açarsak İstanbulumuzu da orada yaşayıpta şehrini destekleyen taraftarlara da hatta üçüzlerin dışındaki takım ve taraftarı ile ilgili hiç sorunumuz yok,sorun orası ile alakası ilgisi olmayıpta orayı hayatında görmeyip te orayı destekleyenlerle.Adam gibi hileye yanlışa sapmasın düzgünce şampiyon olsunlar yine saygı duyalım sadece üçüzlerin 50 yıldır bu ülkede insanlarımızı medya ile yönlendirerek Anadolumuzun insanlarını yurt içinde aldıkları teneke kupalarla uyutarak kendilerine taraftar yapmaları yurt dışında ise yarım asırdır fiyasko olan bir durumu görün kü rekabetten doğacak olan Ülke başarısının önemi ön plana çıksın buralarda kelime oyunlarıyla ilgilenileceğine işin anlatılmak istenen yönüne bakarsanız konu netleşir.
Ayrıca TRT'de bir spor proğramını izlerken sanırım kendiside fenerli Ömer Üründül Türkiyede istanbul takımlarının ceza aldığında federasyonun maçları izmir gibi illerde oynattığında ceza değil mükafat oluyor demişti,hemen devamın da Avrupa dan örnekler verdiğinde ise italya,ingiltere,ispanya.almanya buralarda avrupanın devi konumu durumundaki takımlar kendi Ülkelerinde başka şehirlere oynamaya gittiklerinde orada buradaki gibi taraftarları yok demişti.Bizler de istanbuldaki insanlarımız gibi yaşadığımız şehrin takımıyla o coşkuyu kendi şehrimiz de yaşamak istiyoruz hakkımız değilmi,bize dokunan tarafı açıkçası bir istanbul takımının şampiyon olduğunda Ankara ve bir çok Anadolu ilimizde yaşadığı coşku değilmidir,kendileri şampiyon olduklarında birbirlerinin semtinde kutlama yapabiliyorlar mı.?
Burda rakibin yoksa rekabet de olmaz kurmuşlar işlerine geldiği gibi yerine göre dikta yerine göre alevere dalevere yerine göre düzenlerine serbest piyasa diyorlar yani işerine geldiği gibi,başkalarının yaşam hakkına,hukukuna olan saygıları da ortada iyi de o zaman benim takımımdan önce Ülke başarım gelir sizler takımınızın çıkarlarının Ülke çıkarlarından önde gelmesini istiyorsunuz sağlıyorsunuz da,bana göre benim takımım şampiyon olmasın yeter ki önemli olan her şey adeletlice rekabet içinde çekişmeli geçsin işte o zaman O gelişmiş ülkelerdeki gibi,benim ülkemde de her yıl UEFA'ya Şampiyonlar ligine 4'er 5'er takımla katılsın,icabın da finalinde ülkemden iki takım oynasın,Arkanızdaki bu lobilelerle ve bu medyayla Fener vs diğeriniz tek başına bu ülkenin en büyük takımı oldu diyelim öylesiniz de,bir gün herkes de sizlerin taraftarı da olursa o zaman kendinize
bir sorun derim e noldu bir iki takım büyüdü bütün ülkede o bir iki büyüğü tutarsa zaten öyle de tek tip yönetim şekli,tek bir şehir tek bir taraftar gerisi hikaye o şekilde karşısında bir güç olmayan sadece piyonlardan şu anki ki gibi mevcut bir lig formalite her yıl şampiyonu belli bu şekilde bir takımın bu ülkenin en büyüğü olması da sizce çözüm mü yani süper ligimizde bir şehir ve üç takımı iyi,15 şehir,diğer iller ve takımı HİÇ,düşünsenize ülkemizde İzmirimizden,Adanamızdan vs büyük illerimizden takım yok allahtan bu yıl üç İlimizden taraftarı olan takımlarımız çıktı inşallah kalıcı olurlar ama işlerinin diğer Anadolu takımları gibi ne kadar zor olduğunu kendileride çok iyi bilmekteler bu sebeple gereksiz yere süper lig de bulunan hacettepe ve belediye takımları gibi durumlara da karşıyım,aynı zamanda bunların var olmasını sağlayan siyasetsiz bir sezon dileğiyle,değişen bir şey yok velhasıl 2008-2009 sezonu kazasız belasız hayırlı olsun demekten başka çaremiz yok,esen kalın

Antist
11.09.2008, 18:58
Ank.belediyesi-Ankaragücü ile birleşecekmiş Ank.belediyesinin hakları da düzenlenecek bir yasayla çok sevdiklerinden İzmire yasal değil ama hiç önemi yok neden yasada bir ilin takımı başka bir ile taşınamıyor diye yazıyorlardı benim okuduğum da eee ne yapılacak bizim yasalar lastik gibi ama yine de yeterli olmuyor,baktın yasa başkasına uydu sana uymadı o zaman o yasayı iki şekilde bir karşıya birde kendine göre değiştireceksin kendilerine ayrı çalışanlara ayrı yasa çıkardıkları gibi,ayrıca bir yere çok düşük maaşla da olsa işe başlasanız çok sıkı bir güvenlik araştırması ile karşılaşırsınız,ama kendileri için hiç önemli değil,burdaki gariplik acaba hangi taraf daha çok önem teşkil etmekte ülkemizin geleceği için,dürüstlüğün vede doğruluğun karşıtını söylememize gerek yok biliniyor.

İnsanın aklı balık aklı gibi diyorlar ya doğru geçmişte olanları not alıp bir aklınızın bir köşesinde tutmayıp tedbiri elden bıraktığınızdan toplumun üzerinden geçinen uyanıklar bu durumdan faydalanırlar her zaman,şöyle biraz geriye gidersek Askere hakemlik ve belediye başkanlarına da kulüp başkanlıkları yasaklanmıştı şimdi sizlere sorsam Ank.belediyesporun gerçek kulüp başkanı kim diye acaba kaç kişi bilir bende bilmiyorum,o zaman asker hakemlerin de giderken dünya nimetlerinden kopmamaları için yerlerine kukla durumunda birilerini bırakmaları gerekirdi emsal olarak,her kim olursan ol bizim hakkaniyetimiz ve adeletimiz bu işte,bu yanlış durum hacettepe olayında da mevcut.

İktidarın elinde olmayan belediyeleri ele geçirme planı belediyenin birinide sen almasan da diğerini de başkası alsa ne olur karşındaki sanki bu ülkeden değil,durum demokrasinin gereği değilmidir,insanlar tornadan çıkma tek tip insan oluncamı demokrasi oluyor,durum iç açıcı gözükmemekte ülkede sendikalardan spora kadar her şeyi ele geçir medyasına kadar sistemi alternatifsiz bırakıp tek tip diktotaryal bir sistem sorsanız demokrasi derler örneği derseniz bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde Asyada,Afrikada ve güney Amerikada çok.

ABD'de siyasi vs bir başkanın veya bir belediye başkanının görev süresi 2 dönemdir,Newyorklular belediye başkanları çok başarılı olduğu için bir dönem daha kalması için ne yapsak diye düşünüyorlar maelesef bir çözüm yok yasalar belli zaten adamcağız da çıkıp şunu sölüyor ben benden sonrakinin hakkına hukukuna etki ve geçiş yapmadan bırakmam lazım kesinlikle olmaz diyor.

Bide bize bakın seçimle her gelen Siyasiler,belediye başkanları,sendika başkanları,kulüp başkanları,şöför ve bakkal başkanlarına kadar adamlar 50 yılı aşkın allah gecinden versin sağlıklarına bir şey olmasın da koltuğu bırakmıyorlar benim yaşım 51 çocukluğumdan bu yana seçimle gelinen bir çok yerde hala aynı kişiler oturuyor 50 yıldır,bir emeklinin çalışma ömrü dahi 25 yıl bu ülkede 60 yıl olmuş seçimle gelmiş hala makam işgal eden insanlar var yahu bu demokrasi mi şimdi,genç nüfusuz diye övünüyorlar o zaman gençlerimizin önü açın bari, milyonlarca gencimiz üniversitelisi dahil işsiz.

Gelişmiş ülkelerde seçimle gelinen yerlere bildiğimiz meslek gözüyle bakılmıyor oralara çok lüzum içeren bir bölge olması itibari balığın baştan sağlıklı olması düşüncesinden yola çıkılarak hareket edilmekte,onun içindir ki demokrasinin en adeletli yeri olması gerekliliği sebebiyle kuyumcu terazisi gibi kefelerinin daralarının eşit olması gerektiğinden bu ülkelerde 2 dönem bilemediniz 3 dönem görürsünüz seçilenleri ve de o ülkeler de uygun kişileri hemde çok uzun bir elemelerden geçerek o noktaya gelirler tabiki bu kısa görev süreleri boyunca da alınlarının akıylada bırakırlar yoksa ilerisi için kendileri çok zararlı çıkacaklarını çok iyi bilmekteler.

Bizim ülkemizde ise 2-3 dönemden fazla kaldıkları için nasıl olsa bu uzun dönemde kendi istemleri yönünde işleri yoluna koyduktan sonra sistemi alt üst edip bıraktıklarında da ak kaşıktan çıkan süt gibi giderler,maelesef geri kalmışlığımız burdan belli bırakın iki dönem seçilip adeletlice görev yapıp gitmeyi buralar da indiragandi yapmak bir meslek olmuş,ABD’de hadi sıkıysa bir vergi kaçır veya yolsuzluk yap demokrasi acaba oradaki mi bizdeki mi.

Tek eksik spor üzerinden istismarcılıktı oda tamam Mehmet ali şahin Antalya için, Unakıtan es es için uğraşırken,kürşat tüzmen makamında mersin için futbolcuya imza attırıyor maşşallah vs daha bilmediklerimiz cabası,Ankara'da 4-5 yıl öncesini hatırlayanlar bilir Ank.belediyesinin 1000'e yakın değişik branşlarda yurt dışında madalyalar alan 1000 civarında amatör sporcuları vardı ne hikmetse gerçi nedeni de belli o yıllarda o amatör branşları kapatıp 1000'e yakın sporcuyu dağıtıp neden futbol'a geçildiği bu yüzden de olimpiyatlarda başarısızlıklarımızın nedeni de ortada,Amatör sporcu üzerinden bir yol olmuyor napsınlar,geçen bir yerde okudum Özaldan bu yana bu değişen belediye sistemlerimiz sayesinde belediyelerimiz iş adamı üretim çiftliği haline gelmiş diğer yönü ise bir taşla iki kuş vurma derler ya işte o belediye takımları,belediye takımlarının delegeleriyle hem federasyonu elde tutuyorsun hemde belediyeliklerin tamamını sonra ne var kardeşim yurt dışında da var sanki LONDRA belediyesi,Paris belediyesi diye takım orda yokmu varmıki acaba.

Mağazanın vitrininde ise var sa yoksa üçüzler beyaz sayfalarla bu kulüplere ülkenin tüm imkanlarını kaynaklarını akıtın her yıl üçünden birini şampiyon yapın oh ne iyi ne güzel,Aurellonun ispanya ya gidişinden pişman olması bu yanlışı haksız vergisiz algısız kazancı bal gibi göstermekte,kulübüne 15 milyon euro futbolcuya 3,5 milyon euro verip yurt içi başarılarıyla yurdumuzun insanlarını medya aracılığla aldıkları teneke kupalarıyla kandırsınlar yurt dışı fiyasko,neymiş çeğrek finale kalmış 50 yılda hepsi bu,yahu adamlar her yıl finalinde iki takımıyla oynuyor senin o kendini başarılı gördüğün yerde,Aha bu yılda takımın biri sezona fiyasko ile diğerleride her hafta biri 9 kişilik rakiplerle oynuyor bu nasıl büyüklükse çünkü geçen sezon 29 hafta beyaz sayfa açtıkları hafta müdahele edilmişti sivas başlarda tehlike arz etmiyordu çünkü,bu yıl müdahale erken başladı Trabzonun dişini erken göstermesi vesilesiyle işi sağlama alıyorlar galiba,baksanıza rakipleri iki haftadır iki kişi eksik durumda rakipleriyle oynamaya başladı,yaa birincisinde hakem haklıda ikincisinde haksız ya siz hiç ingiliz ligleri izlemiyorsunuz ya da işte,Alt liglerimiz ise futbolcularının bonservis bedellerini federasyona yatıramadığından maça çıkamaz bu nasıl bir adaletse.

Antist
11.09.2008, 18:59
TRT kime hitap ediyor?

Yazılı,görsel basın ve de spor yazarları kamu görevi yaparlar. Eğitici ve öğretici vasıtadır,araçtır kitleleri aydınlatmaktır görevleri.Bunu yaparkende taraflı olamazlar ahlak yasasına hukukuna aykırı hareket etmeleri suç teşkil etmektedir.Spor basını,yazarları,yorumcuları, kulüplerin Amigo yazarlığını değil kamunun elamanı olup tarafsız bir şekilde görevlerini yapmaları gerekmekte.

Balık baştan kokar diye boşa söylenmemiş devletin resmi kanalı TRT’nin üç sezon öncesi Levent Özçelik tarafından Pazar akşamları yapılan spor proğramında puan sıralamasına göre yukardan aşağıya ne takımlara ne renklerine ne de başka bir yönlerine bakılmaksızın eşit yorum ve pozisyon değerlendirmesi için özen gösteriliyordu.Daha sonra ne hikmetse bizde adettir iyi giden bir şeyi bozmak Levent Özçelik’ten sonra onun yerine,ben buna kasıtlı olarak diyeceğim getirilen Erdoğan Arıkan’ın ilk işi proğrama 3 takımın rengini temsil eden futbol topu koyarak art niyetli düşüncesiyle süper ligin Akşam haberinden sonra başlayan spor proğramında gece 12’ye kadar bu dört takımı değerlendikleri yetmiyormuş gibi birde gece 12 den sonra bu takımların tekrar özet görüntülerini vermeleri,kendi takımlarının yorumsuz,pozisyonsuz 2 dakikalık maç özetini seyretmek için uyumamaya çalışan insanları uyuttuktan sonra gece 1’de Anadolu takımlarının lehine olanı değil aleyhine olan pozisyon değerlendirmeleriyle kendilerince saolsunlar keyifli ve adaletli bir proğram yaptıklarını sananlara ne diyelim.

Haksızca aleyhimize verilen,lehimize verilmeyen penaltılarıımızı,sahada bile 11-11 oynatılmayışımız ile adaletsiz haksızca yönetilen maçlarla ilgili taraflı değerlendirmelerden o kadar çok örnek var ki,bu adamlar her hafta hakem hatalarından maç kaybettik diye de sızlanırlar bide kazandıkları maçları nasıl kazandıklarını hiç söylemezler ama,kaybettiğimiz Maç içerisinde yapılan hataları hakemin etkide kalma maç stresine ve korkusuna bağlamaya alıştırıldık tamam kabul.Akşam devletin kanalında spor proğramını izlerken en azından bir adaletli bir yayın beklemek hakkımız değilmi.

Hata yapmak insanlık gereği herkesin hakkı ne varki Adalet beklemek başka,Adalet sağlamak ve bunu eşit dağıtmakla yükümlü olanların sebeb olduğu yanlışlar diğer şehirlerimizin,yerel takımlarımızın ve de taraftarlığının zarar görmesini sağlıyarak zayıflamasını sağlamakta birde bu TRT kanalıyla süper ligi iki proğram şeklinde ayırarak,bölerek kitlelerin beyinlerine bu şekilde haksızca pompalanıyorsa düşündürücü,özel medyayı konuşmaya gerek bile yok.

Antist
18.09.2008, 11:07
Üstteki konunun biraz daha açılımlısı

stadyum@trt.net.tr (stadyum@trt.net.tr)

telelig@trt.net.tr (telelig@trt.net.tr)

TRT’de Levent Özçelik döneminde daha adilane bip spor proğramının yapıldığını,tek proğram olarak takımların puan sıralamasına göre yukardan başlıyarak sırayla ismine bakılmaksızın aşağıya doğru yapılmaya çalışıldığını eksik veya hata tabiki olabilir önemli olan niyet olduğundan o yıllarda bu dediğim yönde olunması çok olumlu bir şeydi tabiki kafadaki takımlara biraz daha fazla zaman ayırabilinir öylede oluyordu zaten önemli olan nedir sistem.

Gelelim Erdoğan Arıkan’a görevi devralır almaz ne yaptı oraya önce proğramın daha başında üçüzlerin renklerinde ki topları önüne koyarak başladı tepki alıncada onları çoğalttı dedik ya niyet önemli,tek proğramı ikiye bölerek yok stadyum yok telelig,ne diye ayrım yapılıyorsa aynı lig değilmi kardeşim daha olayın başında bölücülük haksızlık yapılmıyormu sanki biri ingiltere ligi diğeri pakistan ligi bu kadar çok hakir görüyorlarsa oynamasınlar o zaman Anadolu takımları ile,kendi aralarında ayrı bir lig kursunlar,bunu devletin kanalı TRT yapmamalı.

Akşam haberlerden sonra spor başlasın gece 12’ye kadar üç saat devam etsin biz bu takımları zoraki izleyelim,12’den 1’e kadar da Anadolu takımlarının görüntüleri hala bize ulaşmadı şu bizim üçüzlerin özetlerini öz evlatlarımızı bir kez daha gece saat 1’e kadar gösterelim dersen eee ben orada koparım kardeşim ondan sonrada aynen söylüyorum bu proğramda ben GENÇLERBİRLİĞİ—ESKİŞEHİRSPOR maçının özetini gece tam 1.15 de sadece 2 dakika sadece goller başka hiçbir şey yok sabah kalk 7 de işe okula git sanki ayrı liglerde oynuyor bu takımlarımız ama diğer bölümde mubarek sanki veli efendi hipodromunda koşan atın sülasini insanlara öğretir gibi magazinsel yönünden tutda yok hafta başından itibaren ne yaşanmış da yok maç öncesi yok maç sonrası yok devre arası yok yöneticisi malzemecesi top toplayıcısına kadar sohbetlendiriliyor doğrusu bu mu.

Tamam lanet olsun o özel kanallara zaten onlar ellerinde davul tokmak maşallah amigolar ve o takımların taraftarları gibiler bizlerin zaten o proğramlarla işi olmadığı gibi izlediğimiz de yok,adamlar kendi çıkarları peşinde,onlar için ne ülkenin geleceği ne de Ülkenin çıkarları önemlidir ,işte bu yüzden devletin kanalı TRT’nin en azından Levent Özçelik dönemi gibi özel kanallardan biraz daha farklı,o yönde olmasını istemekte hakkımız olduğu düşüncesi suçmudur,TRT'nin kaç tane kanalı var biz buralarda yakın zamana kadar 3'üncü lig ve 2'lig dosyası maçlarını izlerdik ama şu an diğerlerinden hiçbir farkı kalmadı maalesef.

Ortada ülke futbolunun geride bıraktığı gerçekler bu sistem yapısıyla beklediğimiz başarıya ulaşmamız gerçekçimi, genel anlamda baktığınızda ilk şartı sistemimizin düzeltilmesi sonrada sadece TRT tarafından değil aynı zamanda siyasi iktidardan tutunda federasyonun tüm kurullarına kadar futbolumuza etkisi ve yönlendirici olan kurumların medyası dahil tümünün herkese eşit mesafede olunması Futbolun yasası herhangi birine farklı diğerine farklı uygulanmamalı,gücü olanın suç işleme özgürlüğü olmamalı,düdükler şehre,stada veya renklere bakılarak çalınmamalı bunun içinde bir maçın bir hafta öncesi veya bir hafta sonrası hakemleri etkide bırakacak gündemler yasaklanmalı,isimlere,renklere göre olmamalı adaletimiz,kriterlerini kimseye deldirmeden uygulanmalı,kişi kurumları küstürmeden,rekabet içinde kavga ettirmeden,camiaların sahada birinin diğerinden farkının olmadığını inandırarak o güveni vererek adalet eşit dağılırsa sistem düzene bir yola girmiş demektir,PEKİ sizlere soruyorum ÜLKEMİZDE BU İŞ BÖYLEMİ YAPILMAKTA'DIR? Bu iş neye benziyor biliyormusunuz bir baba iki evladı arasında ayrım yapıyorsa doğacak sorunlara da olaylara da katlanacak demektir.

Maalesef hafta boyunca tek sorunumuz Kaleci Volkan faul mü penaltı mı değilmi,İst.Belediye ve Denizli’nin haksız yere atılan futbolcularını(birer tanesi) ve de 9 kişiyle mücadele etmelerini neden bu kadar gündem yapmazlar,yenerlerse iyi mağlup olurlarsa hakem infazı vs bahane,sonuçta burada nasıl ŞAMPİYON oldukları yatmakta.

Sonuç olarak önemli olan iyi veya kötü bir sisteminiz olmalı sonuçta bakın size bunlada ilgili de bir örnek daha vereyim Amerika ve Çin ne kadar zıt ülkeler ama her ikisinde de demek ki iyi veya kötü bir sistem var ki adamlar olimpiyatlarda 200’er madalya aldı ne yaptıklarını biliyorlar demekki sonuçta bir sistem var bizim sorunumuz sistemsizlik,sistemi ve gücü eline geçirip yasalarla işine geldiği gibi mefaatin yönünde oynamayacaksın genele hitap edip zırt pırt değiştirmiyeceksin bizde ise biri gelir yapar biri gelir bozar,bizimkisi neye benziyor biliyormusunuz,rahmetli Barış mançonun bir parçası var aynen öyle Ali yazar Veli bozar keskin sirke küpüne zarar,bizde diyoruzki hep birlikte dersler çıkaralım bu işlerden hem takımımız için hem ülkemiz için,içerde de dışarda da daha başarılı olunsun,birilerinin bu ülkede tek başına büyük olması karşısında rakip olmadan çözüm değil diyoruz,paylaşmayı seveceğiz ve bu işin hem taraftar hem futbol olarak genele yayılması gerekmekte başka yolu yok,Kurbanı kestiğinizde nasıl paylaşıyorsunuz gönül rızası olmadan terazi gözünün bir tanesi diğer tarafa fazla yattımı hakmıdır teşekkürler,saygılarımla esen kalın.

OYılmaz
23.09.2008, 18:55
Türkiyede futbol ilerlemesin derken hiç bir sonuç çıkartamıyorum madem çok yakınıyoruz özellikle Hakemlere önlem alınmalı teşvik primler , maç satmalar İngiltere , İspanya liglerinde de oluyor kısaca parayı veren düdüğü çalıyor Futbolun en büyük sorunu bu bana göre çok kaliteli bir ligimiz var küçük takım büyük takım kalmadı bazı süper lig maçlarının özetlerini izliyorum atılan goller mücadeleler hatsafhada Süper Lig Avrupanın en büyük ve zorlu 5. ligi seçildi ben ligimi seviyorum ilerleme yolunda sonuna kadar destekçiyim

Antist
06.11.2008, 23:41
Anadolu'da yaşarlar İst.takımı tutarlar !

İnsanın hayırsızı Şehrine sahip çıkmayan nankör olanı !

Bazilari yaşadiği şehri veya memleketi olmayan yerleri daha çok seviyor nedense !

Yaşadığınız şehrin,memleketinizin hakkını verin !

Üçüzlerin değil memleketimizin,şehrimizin sevdalısıyız !

Şehrinin milliyetçisi olmayan Ülkesinin hiç olmaz !

Güçlüden yana olmak insanı kaypak ve dönek yapar güçlüden yana olan kişi güç merkezi değiştikçe firildak gibi döner !

Yaşasin memleketine ihanet etmeyen anadolu !

Yaşasin şehrine ve memleketine ihanet etmeyen anadolu insanı !

Antist
22.03.2009, 22:36
Nedense futbolseverlerimizin büyük çoğunluğu,doğup büyüdükleri veya bir ömür boyu yaşadıkları kentin takımının dışında üçüzlerden birine sevdalıdır.Hatta ve hatta kendi kentlerinin takımı,taraftarı olduğu üçüzlerden birisi ile karşılaştığında,sırt çevirirler kendi kentlerinin takımlarına.

Durum öyle bir hal almıştır ki bir kişi üçüzlerin dışında bir takım tuttuğunu söylediğinde,ısrarla 'gerçeği' söylemesi istenir ve üçüzlerden hangisini tuttuğu öğrenilmek istenir.

Genel olarak Anadolu şehirlerinde kendi takımlarının taraftar sayılarının az olma sorunu çözülemiyor,sorunun özü ise Şehrinde kendi takımından fazla üçüzlerin 'taraftar'ı olması.

Kendi şehrinde hiç kimsede örneğin Ankara'lıyı kendi şehrinin takımını tutmadığı için de suçlayamıyor,çünkü Ülkemizde azınlık olmak zor.Takımının 34 maçının 28'ini ertesi gün işe ve okuluna erken kalkıp gideceği bilinirken gecenin 1'inde hem de adil olması gereken devletin kanalında 3 dakikalık özetlerle kısıtlı kamera açılarından izlettirilerek insanlar uyutuluyorsa.

İşyerinde,okulda,mahallede bütün arkadaşlarınız üçüzlerin taraftarı ve onların futbolcusuna hayranlık duymakta ise hatta bu insanlardan kendi aile bireyleriniz içerisinde bile onlara hayranlık duymakta olanı var ise,insanları kendi şehir takımının taraftarı yapmak zor.

Bu adaletsiz ortamda.Bir kent takımı eğer o kentliler tarafından sahiplenilmiyorsa, o kentliler, kulüplerini ikinci, üçüncü sıralara koyuyorsa, o kentin büyük değeri de sessiz sedasız alt liglere düşer kaybolur gider, birkaç cılız ses dışında kimseden de tepki de gelmez.

Büyük küçük demeden soru yöneltseniz bulunduğunuz kentteki insanlara hangi takımı tutuyorsunuz diye hemen hemen bir çoğu kendi kentinin takımını ikinci takım olarak tutuyorsa, hatta hiç tutmuyorsa,sahip çıkmıyorsa kentine, bunun adı yalnız bırakılmaktır, bunun adı ihanet değil de nedir ki?

Oynanan lig mücadelesinde gözü kulağı İstanbul da veya başka kentler de değil kendi şehrin de olmalı. Örneğin Ankaralıyım derken büyük bir özgüvenle söyleyeceksiniz, ama sıra şehrinizin takımına destek olmaya geldiğinde üçüzlerin maçları şehrinizin takımından önemli olacak.

Ankaralı olmayı önemseyecek şehrinizin takımına destek olmayı göz ardı edeceksiniz! Arka plana atacaksınız!

İstanbul kulüplerinin O kendine has ışıltılı dünyasın da olmak uğruna kent takımınıza sırtınızı dönecek,kendinizi o akıntıya kaptırıp gidecek,takımınızdan bir haber olmayacaksınız.

Kentinizin insanları otobüsle, trenle veya uçakla üçüzlerin maçı için o takımın formasını giyecek, o takımın şehrine gidecek.Kentinizin takımının maçını önemseyip ne radyo'dan, ne televizyon'dan, ne gazete'den, ne de statın'dan takip etmiyeceksiniz. Sordukların da Ankara'yı çok seviyorum,buradan başka yaşayabileceğim şehir de düşünemiyorum diyeceksiniz "ne kadar anti-dürüstlük" ,Ankara'yı, Ankara'lılar düşünmezse kim düşünür ki? Bunun adı riyakarlık değil de nedir?

Halbuki kent bilincinde sorumluluğunda olup kendi şehrimizin takımını desteklersek, şehre bir hareketlilik gelir. Günü birlik de olsa ekonomik hareketlilik gelir, canlı karşılıklı tezahüratlar, karşılıklı şarkılar kısaca maç öncesinde, maç içinde ve sonrasında çeşitli gösteriler,eğlenceler, paylaşımlar, maçlara ayrı bir zevk katar, keyifle geçen dolu dolu haz alınan bir ortam. Bu eğlenceden bu güzellikten bu karnaval coşkusundan niye kendimizi ve şehrimizi mahrum bırakalım ki?

Şehriniz de maç olmasını istemiyormusunuz?

Şehrinize yerli, yabancı rakip takımların gelmesine vesile olarak, şehrinizi tanıtmak, güzelliklerini göstermek istemiyormusunuz? Ya şehriniz de festival yapacaksınız, ya şehriniz de konser düzenleyeceksiniz, ya bir etkinlik, ya da bir maç, bunlardan biri olacak ki insanlar sizin şehrinize gelsin, sizi tanısın,şehrinizin ekonomisine katgısı olsun ve de kendi memleketlerine döndüklerin de yaşadıklarını anlatsın. Böylece seni tüm dünya tanısın. Senin şehrin için yapacağın en büyük iş ve çıkış yolun bu, en büyük reklamın bu.

Kendi kentinize yeğlediğiniz O medyası lobileri aracılığıyla kandırıldığınız şehir görüyorsunuz yarım asırdır olduğu gibi bu sezonda istisnanın dışında yine yurt dışından fiyasko ile döndüler, bu iş böyle ne ekiyorsan onu biçiyorsun. kazançları ise her sezon olduğu gibi bu sezonda eğlencelerine devam ederek kendi kentlerinin reklamını yapmak ve kendi kent ekonomisine kazandırmak oldu,amaçları da bu zaten tek dertleri pastayı Anadolu'ya kaptırmamak,paylaşmamak zaten başarı ile de 50 yıldır bu işi iyi hallediyorlar bazen üç kağıtçıyı,emek hırsızını da tebrik etmek gerekiyor başarısından dolayı.

Ya vicdan,ahlak,emek kazanacak ya da her zaman kazananlar kazanacak. 'Futbol',spor ahlakını ve 'başkalarının acısına bakma'yı adil olmayı,paylaşmayı,hakkaniyeti,dürüstlüğü,dostluğu, dayanışmayı üçüzlere hala öğretemediyse,bunlara başka da hiç bir şey öğretemez...

Bunların adam olacağı yok yarışta olmaması gereken faktörlerin devreye girmesi için çaba sarfetmelere devam etsinler yurt içinde himayelerindeki lobilerin etkisiyle federasyona ve MHK'ya baskı yaparak o tenekeleri almaya devam etsinler her sezon aynı filmi biz izlemekten bıktık bunlar hala bıkmadı.

Ülke futboluna rekabetin gelmesini istememekteler,e ne yapalım bizlerde önümüzde ki sezon bunların yine Avrupa maceralarında ki rezil hallerini şimdiden görüyor gibiyiz,borazancı medyanın yalan yanlış yönlendirme vesilesi pembe dizisi hayalleri o rüyaya yatan acınası insanlarımıza yazık ne diyelim,çünkü 50 yıldır aynı ninnilerle uyumaktalar.

Şehrine sahip çıkmayanlar,başka şehirlerin takımını tutmaya devam edin,şehrinizin hakkını vermeyin,ne yapacaksınız kendi sevdanızı. Kendinizi başkalarının sevdaları ile avutarak paparazzi proğramlarında makenlerin aşk sevdalarını izlemeye devam edin en iyisi siz.

İşin en kolayı güce ve paraya tapma,güçlünün yanında olma,ne yazık ki toplumumuz da bir hayli yaygın.

Ne zaman ki üçüzlerin dışında bir takım şampiyon olacak, o zaman bu tablo değişecek. Ne zaman ki Anadolu'nun bir kalesi bizansın o kapısını kıracak,işte o zaman diğerleri de nasıl olsa onun peşinden gidecek o kapıdan içeri girecektir kesin.

Endüstriyelleşen futbolumuz koşullarında bu belki şimdilik bir ideal bir umut bir ütopya. Ama bunlar değil midir insanı ayakta tutan bizlere yaşam kaynağı olan.

Bizleri burada bir yerlere getiren ise değerlerimize verdiğimiz önem ve düşüncelerimiz.Burada bu düşüncede kalıcı olmamızı sağlayan ise karakterimizdir... Esen kalın.

POYRAZ
23.03.2009, 00:55
Türk futbolu kimsenin umurunda degil arkadaslar. Herkes kendi cikarinin pesinde. Kimsenin zerre kadar umurunda degil.

Antist
11.04.2009, 15:00
Bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Sonuna kadar sabırla okuyun arkadaslar.

Her takım, kendi taraftarı için büyüktür...

İngiltere liglerinde geçtiğimiz hafta oynanan maçların izlenme oranlarına göz atıyorum. Premier ligde Manchester City’nin, Portsmouth’u altı golle geçtiği maçta, taraftar sayısı 40,238. Kuzey Londra’nın White Hart Lane stadında, Tottenham’ın Wigan Athletic’i ağırladığı maçta tribünlerde 35,808, ülkenin kuzeyinde, Sunderland’ın Middlesbrough’yu iki golle geçtiği maçta 38,388.taraftar.

Alt liglerde de durum pek farklı değil;

Premier’in bir alt ligi Championship’de, Norwich’in Carrow Road stadında, ev sahibi takımın Sheffield United ile oynadığı maçı izleyenlerin sayısı 24,175. Geçen sezon Premier ligden düşen Derby County ile Cardiff City mücadelesinde 28,007.

Bir alt ligde, League One’da (üçüncü lig), Millwall - Cheltenham maçında 8009 taraftar.

Yukarda saydığım takımların ortak özellikleri, Türk’ün tanımıyla, ‘Küçük takım’ olmaları. Hiç şampiyon olamamış, Şampiyonlar ligine katılamamış, formasına üç beş yıldız takamamış, vs vs.

Oysa ikinci ligde oynayan Leeds United’in kombine biletli taraftar sayısı, Beşiktaş ve Galatasaray’ın toplamından daha fazla. Üstelik mazisi de üçünden de eski. İşler kötüye gidince, İstanbulluların tribünlerin nasıl boşaldığını daha önceleri izledik, peki ya Leeds’in durumunda olsalar, tribün manzaraları nasıl olurdu acaba?

Ikinci ligde mücadele eden Derby County’nin kombine biletli taraftar sayısı 23,500. Ipswich Town’nun 15,000, Wolverhampton Wanderers’ın 17,000.

Oysa bizde taraftarlık, televizyon ekranları karşısında. O yüzden, birinin 25 milyon, diğerinin bilmem kaç milyon taraftarı, garip durum dışardan bakınca...

***

‘Üç Büyükler’ yalanı,ı Türk futbolunun kronik hastalığı. Türk’ün Türk’e propagandası. Peki onlar ‘büyük’ ise diğerleri ne oluyor merak ederim. Sonu ta en başından belli kötü bir filmin ucuz figüranları mı yoksa?

Leblebi, çekirdeki mi, zengin sofrasının çerezleri mi yoksa ?

Olsalar da olur, olmasalarda mı yoksa ?

Üç Büyükler!. Bu nasıl büyüklükse. Çok eskiden beri Avrupa sahalarında yaşanan hüsranları düşününce. Oysa büyük dediğin, büyük olmalı büyükler arenasında. Arsenal’ın, Emirates stadında maç başına geliri 3 milyon Sterlin civarında, kombine biletli taraftar sayısı 40,000, kombine için bekleme sırası ortalama sekiz sene. Manchester United’ın 56,000. Barcelona’nın kombine biletli taraftar sayısı 90,000.

Ve gerçek büyüklerin başarıları ortada.

Ya bizim büyükler! Mesela Beşiktaş, büyüklüğü, dünya futbolunun neresindedir ki? Hatırlayın, geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Liginde. Liverpool’un Anfield stadında. Kop tribününden yükselen (Can We Play You Every Week!) ‘Her Hafta Sizinle Oynayabilir miyiz” tezahüratı hala kulaklarımda. Avrupa arenalarında en ufak başarısı olmayan bir takımın, büyüklüğüne bizden başka kimsenin inanmadığı gerçeği bir kez daha.

Üç Büyükler! Şampiyonlar Ligi tarihinde, gurup maçlarında sıfır puan çekerek ilginç bir rekora imza atan Fenerbahçe. Her sezon har vurup harman savurduğu onca paraya rağmen, tarihinde yalnız bir kez, o da geçen sezon Şampiyonlar Ligi gurubundan çıkmayı başarabilmiş. Bütçe olarak ülke takımlarının hayli üstünde, ama ya sportif başarı. Ne UEFA’da ne Şampiyonlar liginde.

Ve gelelim geçen sezonun şampiyonuna. 165 milyon Dolar borcu ile ülkenin en üst liginde mücadele etmesine izin verilen, kendi liginde Şampiyon olduğu halde ön eleme oynamış, üstelik pek vasat bir takıma elenmiş Galatasaray. Bir kez UEFA Kupasını kazanmış, ama sonrasında Avrupa arenalarında hüsranlarda. Hala eli yüzü düzgün bir stadı bile olmayan, üstelik borç batağında.

Sarı Kırmızılı takım İngiltere liginde oynasaydı, eksi kaç puanda başlardı acaba. 1904 senesinde kurulmuş, mazisi üç İstanbullu’dan eski günümuzde League One’da mücadele eden ve mali butçesinde ki açık yüzünden küme düştüğü sezon 10, bir sonraki sezon 15 puanı silinen Leeds United taraftarlarına sormak gerekir sanırım bu soruyu.

Ve tabi, 2008-2009 sezonunun başında, yine borç yüzünden 30 puanı silinen Luton Town’u unutmadan.

***

İlginç bir istatistik, rekabet yoksunu ligimize dair. Türkcell Süper Lig’de bu sezon Anadolu takımları üç İstanbul takımı ile oynadıkları karşılaşmalarda macı 11 kişi tamamlamayı başarmakta zorlandıkları gerçeği. İstanbul takımlarının bu sezon yaptığı ilk 12 maçta, rakip takımlardan 8 futbolcu kırmızı kartla oyun dışı kalmış olması. Oynanan 12 karşılaşmada sadece Fenerbahçeli futbolcu Volkan Demirel’in kırmızı kart görmesi. Şasırmamak gerek, Zira bizim futbolumuzda sistem çoğunluğun mutlu olması adına. Koskoca bir ülkeyi yalnızca bir şehirden ibaret sayınca, futbol denilen güzelim oyunu iki,. bilemedin üç takıma endekslemek de kaçınılmaz oluyor nasılsa.

Üç kişilik paranoyak bir aşk masalı Türk futbolu. Her sezon ayni teranenin içinde, ayni tek düzeliğin içinde yuvarlanıp gittiğimiz. Ta en başından sürekli ‘Üç Büyük’ yalanı ile yoğrulan, tüm yaşamlarında taraftarı oldukları takımın stadını dünya gözü ile bir kez bile göremeyenlerin diyarında.

Yenenin değil, yenilenin sürekli konuşulduğu bir lig bizim ligimiz. Futbol programlarında sürekli sadece üç takımın tartışıldığı. Sevimsiz ve adaletsiz. Yine çoğunluğun ilgisini çekme adına. O yüzden yense de yenilse de, hep baş köşede üç İstanbullu. Gazetelerin spor sayfalarında, televizyon programlarında. Haliyle neredeyse her doğan çocuk ‘İstanbullu’ güzel ve yalnız ülkemde.

Malum, çocuk ne görürse onunla büyür bu yaşamda..

Bilir misiniz, son yıllarda İngiltere futbolunda dört takım zirve yarışını parsellemiş olsa da, son 25 senede 7 takım kaldırmıştır Şampiyonluk kupasını. Futbol liginin kurulmasından bu yana ise 28 takım şampiyonluk yaşamıştır. İngiltere ikinci liginin (Championship) izlenme oranı bizim ‘Kurşunlu’ Süper ligimize fark attığı da meselenin diğer bir boyutudur…

Turk futbolu, haksız rekabet üzerine kurulu, ‘Üc Büyükler’ edebiyatında eriyip gitmekte. Ama hangi büyük? Sahada oynanan futbolun kalitesi ortada. Har vurup harman savurdukları onca paraya rağmen Avrupa arenalarında aldıkları sonuçlarda.

Filler tepişirken, karıncaların hep ezildiği bozuk düzen Türk futbolu. Adalet, eşitlik ve rekabetten yoksun, kurulduğundan beri yalnızca 4 şampiyon çıkarabilmiş. Üçlü oligarşinin bir heyula misali üzerine çöktüğü.

Hemen her Avrupa macerasında tepetaklak döndüğümüz.

Nacizane düşüncem, takımın küçüğü büyüğü olmadığıdır. Her takım, kendi taraftarı için büyüktür. ‘Hangi takımı tutuyorsun?’ sorusuna verilecek cevap mutlaka üç takımdan biri olmamalıdır. Futbolun beşiğini örnek almak gerekir. Ve diğer kaliteli ligleri.
Nihat Kahveci’nin forma giydiği Villareal, 49,045 (2007 sayımı) nüfuslu küçük bir kasabanın takımıdır. Maçlarını 25,000 kapasiteli Madrigal stadında oynar.

Ve yine hatırlatmakta yarar vardır;

‘Üç Büyükler’ edebiyatı, Türk’ün Türk’e masalıdır…

Yoksa siz hala inanıyor musunuz bu masala?

Ziya ADNAN

28TS61
23.10.2009, 01:12
Cezalar Kaldırıldı

Kurul, bugünkü toplantısında, Beşiktaş'a, 3 Ekim'deki Denizlispor maçında taraftarlarının neden olduğu kötü ve çirkin tezahürat nedeniyle PFDK'nın verdiği 40 bin lira para cezasını, Futbol Disiplin Talimatı'nın (FDT) ilgili maddesindeki unsurların olayda gerçekleşmediği gerekçesiyle kaldırdı.

PFDK'nın, 4 Ekim'de Gençlerbirliği ile yapılan maçta kötü ve çirkin tezahürat nedeniyle Fenerbahçe'ye verdiği 40 bin liralık para cezası da toplu tezahürat gerçekleşmediği gerekçesiyle kaldırıldı.

maraton.com.tr

yorumsuz :alkış:

28TS61
27.10.2009, 03:59
iste sözün bittigi yer ve bizim hic bir sey yapamiyacagimizin ispati. adamlar istedikleri gibi hareket ediyorlar.
biz neyin mücadelesini veriyoruz. birakin sampiyonlugu 2.ligi bile bundan sonra düsünemiyorum. kisacasi sampiyon olacagiz diye bosuna beklemeyelim.


Bünyamin Gezer: "Iptal etsem kadıköy yıkılırdı"

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/12786316.asp?gid=229

28TS61
27.10.2009, 04:20
Erman TOROĞLU:
......
NOT: Futbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu maçtan evvel yaralanan bir hakem olursa maça başlamama kararı almıştı ve hakemlere iletmişlerdi. N’oldu? Futbol Federasyonu, kafasına bir şey gelen oyuncunun durumunda hakeme “Oyunu durduracaksın, santraya gelip toplanacaksınız. Temsilciyi çağıracaksınız. İkaz edeceksiniz. Gerekirse anons yaptıracaksın, tekrarında içeri gireceksiniz ve bir daha geri gelmeyeceksiniz” demedi mi? N’oldu?.....

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/12777466.asp

28TS61
12.09.2010, 07:44
emrenin hareketine kirmizi kart veremeyen hakemin derhal düdügü birakmali.

http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=78014


ayrica bjk-ankaragücü macinda ankaragücünün atagi ofsayt diye kesiliyor. bana göre ofsaty degildi. sonucta ankaranin golü sayilmadi

http://www.ligtv.com.tr/VideoHaber/?r=1&hid=78021