
|
|||||||
| Ganita Spor Dışı Konularda Ganita'dayız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Biçimleri Göster |
|
|
#26 |
|
Kayıt Tarihi: 09-05-05
Yer: İstanbul
Mesajlar: 645
|
Baðlanmayacaksýn birþeye öyle körü körüne
"O olmazsa yaþayamam." demiyeceksin Demeyeceksin iþte,yaþarsýn çünkü... Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela,o daha az severse kýrýlýrsýn Ve zaten genellikle o daha az sever seni,senin onu sevdiðinden Çok sevmezsen çok acýmazsýn Çok sahiplenmeyince çok ait de olmazsýn hem Çalýþtýðýn binayý,masaný,telefonunu,kartvizitini Hatta elini ayaðýný bile çok sahiplenmeyeceksin Senin deðillermiþ gibi davranacaksýn Hem hiçbirþeyin olmazsa kaybetmekten de korkmazsýn Onlarsýz da yaþayabilirmiþsin gibi davranacaksýn Çok eþyan olmayacak mesela evinde Paldýr küldür yürüyebileceksin Ýlle de birþeyleri sahipleneceksen Çatýlarýn gökyüzüyle birleþtði yerleri sahipleneceksin Gökyüzünü sahipleneceksin Güneþi,ayý,yýldýzlarý Mesela kuzey yýldýzý senin yýldýzýn olacak "O benim." diyeceksin Mutlaka sana ait olmasýný istiyorsan birþeylerin Mesela gökkuþaðý senin olacak Ýlle de birþeye ait olacakssan,renklere ait olacaksýn Mesela turuncuya ya da pembeye Ya da cennete ait olacaksýn Çok sahiplenmeden Çok ait olmadan yaþayacaksýn Hem her an avuçlarýndan kayýp gidecekmiþ gibi Hem de hep senin kalacakmýþ gibi hayat Ýliþik yaþayacaksýn hayatý Ucundan tutunarak.. CAN YÜCEL |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Kayıt Tarihi: 03-07-04
Yer: forvet arkası
Mesajlar: 6.131
|
"KAL" DESEYDİN KALIRDIM
"Kal"deseydin kalırdım, demedin oysa... Kuru bir "bitmesin"den başka hiçbir şey demedin. Öyle kuru, Öyle soğuk, Öyle uzaktı ki ondaki anlam! Bu kadar kolay mıydı her şey? Bu kadar yakın mıydık uçuruma? Savunmayacak mıydık sevgimizi? "Kal" diye haykırmayacak mıydın ardımdan? Düşündüğüm bu değildi... Hayal ettiklerim, beklediklerim başkaydı senden... Mücadele beklemiştim oysa, yelkensiz olan gemimizi kıyıya ulaştırırız sanmıştım... Oysa o`nu denizin ortasında savunmasız bırakmama göz yumdun... Bu kadar yıpratıcı olamazsın... Oysa bir anlam olmalıydı yaşadıklarımızda! Paylaşılan duyguların bir anlamı olmalıydı. Yüreğimdeki martıların bir anlamı olmalıydı. Beynimizdeki melodilerin, aramızdaki çekimin, geçen akşam ki sohbetin bir anlamı olmalıydı. Duygularımızın bir anlamı olmalıydı. Yüreğimdeki tüm MARTILARDI uçurdun şimdi... Hangi yöne gittiler bilmiyorum, geri dönerler mi bilmiyorum. Dünya boşaldı mı ne! Neden bu kadar sessizleşti birden yaşam? neden artık parlamıyor yakamozlar? Neden artık gözlerimde rüzgar esmiyor? Her şey seninle mi kaldı yoksa... Mantığım, mantığımı bana bırak lütfen, ona ihtiyacım var. Bazı şeyleri anlamak için ona ihtiyacım var! Evet! Ben istedim ayrılığı, çıkmaz yollara yönelen bendim, kucağında bir yığın noktayla karşına çıkan bendim... Kahretsin! Bunu neden yaptığımı bilmiyorum ve senin buna nasıl göz yumduğunu... Tıpkı, balkondaki akasyaları sularken, fazla sudan dolayı sararacaklarını bilmediğim gibi... Su onun için hayat olmadı oysa... Ve... Sen de benim tutunacak dalım! Bazı şeyler vardı aramızda biliyorsun, olmaması gereken ama daima varolan. Farklı uçlardaydık seninle, farklı mevsimleri seviyorduk farklı zamanlarda... Sen büyük fırtınalara vardın, bende lodostan bile ürküyordum. Oysa başardığımız şeyler vardı her şeye rağmen, daha doğrusu öyle sanıyordum... Binlerce yıldız arasında, ayın güzelliğini gösterebilmekti tek amacım... Yıldızları söndürmekti... Sorunları yok etmekti... "BİTTİ" deyişim öylesine bir şeydi, öylesine sıradan, şakacıktan... "HAYIR" demeliydin! Hatta kıyametler koparmalıydın yüreğimde, hendekler açmalıydın yoluma gidemeyeyim diye. Sahip çıkmalıydın gözlerimdeki ay`a sevgimiz diye... Beni yolumdan alıkoymalıydın... "KAL" demeliydin... Defalarca "KAL" demeliydin... Oysa demedin... Belki de senin çiçeklerin çoktan solmuştu ve ben akasyaları kışın yaşatmaya çalışmakla hata etmişim... Belki böylesi daha iyi oldu... "KAL" deseydin kalırdım... Hem de seve seve kalırdım. Martılarla kalırdım, yakamozlarla kalırdım. Demedin oysa! Bilirmisin kaç çığlık olup yıkıldı yüreğim giderken... Bilirmisin nasıl bir cana hasretti yüreğim, yolumdan döndürecek... Bilirmisin nasıl zor oldu ardıma bakmadan çekip gitmek... "KAL" deseydin kalacaktım... DEMEDİN OYSA! Can Dündar can acıtan bir yazıdır..
__________________
Kötü pas verebilirsiniz, kötü şut atabilirsiniz, kötü bir gününüzde de olabilirsiniz ama kötü koşamazsınız. oflee61---> Mollasalihoğlu |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Kayıt Tarihi: 09-05-05
Yer: İstanbul
Mesajlar: 645
|
Aþkta Yarýn Yoktur Sevgili
Aþk bu dünyanýn ölçüleriyle açýklanamaz sevgili. O ilkel bir acýdýr, yaban bir aðrýdýr. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir þeye dokunur. Sonra bir perde açýlýr ve yolculuk baþlar. Bu yolculukta artýk para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iþ, anneler ve korkular yoktur. Aþkýn kendi gerçekliði vardýr sevgili. Ýnsan bir baþka ýþýða teslim olur...Aþkta yarýn yoktur sevgili. Zaman ileri doðru deðil, içeri, yüreklere, derinlere doðru iþlemeye baþlar, bilgeleþir. Hiç bilmediði sezgileriyle buluþur. Yükü çok aðýrdýr, kendiyle buluþmuþtur. Hem dýþýndadýr dünyanýn, hem de ortasýnda. Hindistan'da Ganj Nehri'nin kýyýsýnda yakýlan yoksul adamýn hissettikleri de onunladýr, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaþayan kadýnýn çýplak yalnýzlýðý da. Her þey onunladýr, ona emanettir sanki, ama o, çýldýrtýcý bir yalnýzlýk içindedir yine de...Aþkýn kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanýmýza karýþan ilkel acý, o yaban aðrýyla hiçbir kitabýn yazmadýðý hakikatlere daha yakýnýzdýr, inan...Kim demiþti hatýrlamýyorum, aþk varlýðýn deðil, yokluðun acýsýdýr diye. Belki de bu yüzden ilk gençliðimde, o yoðun aþýk olduðum yýllarda, gözüme uyku girmez, dudaðýmda bir ýslýkla bütün gece þehri, o karanlýk, o hüzünlü sokaklarý dolaþýr, insanlarý uykularýndan uyandýrmak isterdim. Uyanýp, içimde derin bir sýzýyla uyanan o derin sancýnýn acýsýna ortak olsunlar diye...Aþk çok eski bir þeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluðumuz geçer. Sevdiðimiz insanlarýn çocukluklarý da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasýz yatýlýlar geçer. Ve sonra aþk bütün bunlarý alýr, daha da eskilere gider, hep o ilkel acýya, o yaban aðrýya... Ýnsan bazen nedensiz yere umutsuzluða kapýlýr. Kimselere veremez sevgisini, kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanýr...Bazen denizler, kýyýlar çeker insaný. Ýnsan bu kapýlmayý anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaþanmasýndan korkulup vazgeçilmez aþklarýn sýzýsýdýr bu. Bu sýzý, bu yenilgi mevsimlerle yýllarla devredilir baþka insanlara... Bir insanýn yaptýðý bir hatanýn tüm insanlara yayýlmasý gibi...Ýþte þimdi biz de sevgili, ya olmadýk zamanlarda umutsuzluða kapýlýp, soluðu evlerde alacaðýz, ya da denizler, kýyýlar çekecek bizi. Nasýl biz baþkalarýnýn korkaklýðýný taþýyorsak, baþkalarý da bizim korkaklýðýmýzý taþýyacak, yenilgimizi, umutsuzluðumuzu...Birazdan sabah olacak...Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iþ, anneler ve korkular baþlayacak... Bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aþk yoktur ve hiç olmamýþtýr sevgili. Birbirimizi kandýrmayalým...Hadi güne hazýrlan. Yaþadýklarýmýzý unutmaya çalýþ. Aþk bize güvenip verdiði büyüsünü, sýrlarýný, cesaretini, bilgeliðini ve o ilkel, o yaban aðrýsýný geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üþüyecek, sonra geçecek... Hadi, oyalanma birazdan yarýn olacak... Aþkta yarýn yoktur sevgili... Cezmi Ersöz |
|
|
|
|
|
#29 |
|
Kayıt Tarihi: 28-11-04
Yer: 35.ZorunluHizmetKurası
Mesajlar: 7.090
|
Lavinia
sana gitme demeyeceğim. üşüyorsun ceketimi al. günün en güzel saatleri bunlar. yanımda kal. sana gitme demeyeceğim. gene de sen bilirsin. yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, incinirsin. sana gitme demeyeceğim, ama gitme, lavinia. adını gizleyecegim sen de bilme, lavinia. Özdemir Asaf
__________________
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır! - Eomer - Belki de bana benim gibi bir ahmak lazım..
|
|
|
|
|
|
#30 |
|
Kayıt Tarihi: 28-11-04
Yer: 35.ZorunluHizmetKurası
Mesajlar: 7.090
|
KİMİ SEVSEM SENSİN
kimi sevsem sensin / hayret sevgi hepsini nasıl değiştiriyor gözleri maviyken yaprak yeşili senin sesinle konuşuyor elbet yarım bakışları o kadar tehlikeli senin sigaranı senin gibi içiyor kimi sevsem sensin / hayret senden nedense vazgeçilemiyor her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet sarışın başladığım esmer bitiyor anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli dudakları keskin kırmızı jilet bir belaya çattık / nasıl bitirmeli gitar kımıldadı mı zaman deliniyor kimi sevsem sensin / hayret kapıların kapalı girilemiyor kimi sevsem sensin / senden ibaret hepsini senin adınla çağırıyorum arkamdan şımarık gülüşüyorlar getirdikleri yağmur / sende unuttuğum hani o sımsıcak iri çekirdekli senin gibi vahşi öpüşüyorlar kimi sevsem sensin / hayret in misin cin misin anlamıyorum Attila İlhan
__________________
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır! - Eomer - Belki de bana benim gibi bir ahmak lazım..
|
|
|
|
|
|
#31 |
|
Kayıt Tarihi: 09-05-05
Yer: İstanbul
Mesajlar: 645
|
Yarim Haziran - Can Dündar
Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle... Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde... İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri... Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın... Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin... Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı... Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı... Tutkunum sana... sadık, itaatkar ve hayran.. ... Yarim Haziran...! *** Hasretle bekleyip iple çektim gelişlerini çoğu zaman... Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin; eteklerinde ilkyaz coşkuları ve isyanlarla... Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen ol¤dum. İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdiğin eski yaşlar... kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış... kimi çocuk, kim genç, kimi olgun... Her serin baharın ardından yaz kokulu yıldız müjdeler taşıdın bana... hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin... peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre... Gün oldu tomurcuk olup çiçek çiçek boy verdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulu¤tuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine... hazırlıksız... insafsız... Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni... Kimi gerçek, çoğu yalan... Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin...üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze... bir o kadar kusursuz... Anladım ki, Haziran'da sevmek yaman... Yarim Haziran..! *** Ocaklar kurdum sıcacık... Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız... Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana... Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık... onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi... Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları... Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında... Sorguda ele vermedin beni... Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi... Kimbilir kaç sırrı sakladın... kaçını ele verdin... o gecikmiş hesaplaşmalarda... Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını... ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinde aydım. Seni beklerken kendime vardım. Yadsıyamam: Sevildim ve sevdim çoğu.. zaman... Müsebbibi sensin... Yarim Haziran...! *** Kalbim büyüse de büyümedi içimdeki çocuk.. ... ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi... Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım... Haziran doğumlu... Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin'den artakalan: '"Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğimi uy anam anam.../Haziran'da ölmek zor\"... Lakin doğmak da zor Haziran\'da... Yaz kapıyı çalsa da; ... biliyoruz sonu hazan... Yine de seviyorum seni... Yarim Haziran..! CAN DÜNDAR En son Esra Yıldırım tarafından düzenlendi : 20-12-2006 22:13 Gerekçe: yeni yazı . |
|
|
|
|
|
#32 |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
SEVGILIME...
O kadar yakınsın ki bana, Bir o kadar da uzak, Sanki ilk defa aşık olmuş gibiyim, Uzana bilsem bir adım kadar yakın, Ama sanki ayaklarıma prangalar vurulmuş, O bir adımı atamıyorum, Sadece seyrediyorum seni, Dizlerine yatıp, elini sımsıkı tutmak istiyorum, Gökyüzüne bakar gibi, Gözlerine dalmak istiyorum, Sana bakarken prangaların ayağıma değil, Yüreğime vurulduğunu hissediyorum, İçin için yanan yüreğime, Seni sevenin ben değil, Yüreğimin olduğunu anlıyorum, Yüreğim senin dostluğunu istiyor, Yüreğim senin sıcaklığını istiyor, Kırmamı söylüyor zincirleri, Ve ilk defa kırmaya çalışıyorum, Doğru bildiğim şeyleri atıveriyorum bir tarafa, Sırf sana daha yakın olabilmek için, Zincirlerle bağlı yüreğimi bırakıveriyorum, Bir kuş gibi ormana, Yüreğim bir kuş oluyor senin yanında, Ürkek bir kuş, Soğuk bir havada titreyen üşümüş bir kuş, Çok şey değil istediği yüreğimin, Sadece dostluğunu ve sıcaklığını istiyor, Senin sıcaklığını, Sonra kanat çırpıp uçmak istiyor seninle, O güzellikleri seninle paylaşmak istiyor gökyüzünde, Dünyadan uzak ..yüreğiM seninle... |
|
|
|
#33 |
![]() Forum Yöneticisi İstanbul İl Temsilcisi Kayıt Tarihi: 30-08-06
Yer: İstanbul / TRABZON
Yaş: 31
Mesajlar: 5.495
|
Ey deniz gözlerini düşündüğüm içimdeki uzak
Gelmiyor elimden gelmiyor sana sarılmak Bir sarmaşık olmuş aşkın, sarmış beni bir can gibi Çırpınırsın yüreğimde heran heyecan gibi Sende güldüm ,sende coştum, sende aşkı buldum ben Sende neşe, sende huzur, sende mutlu oldum ben Sırma saçlım, gül kokulum, benim canım sevdiğim Ömrümce ben seni sevdim sensin boyun eğdiğim Ne olur cek beni kollarınla uzaklıkları aşta Fısılda aşkını nefes nefes kulağıma yaklaşta
__________________
Hami'leri Fatih'leri görmüş bir taraftara Umut'ları Gökhan'ları veriyorsunuz, sonra da ''arkasında durun'' diyorsunuz...Olacak iş mi bu? (Sergen Yalçın) |
|
|
|
|
|
#34 |
|
Kayıt Tarihi: 04-10-06
Yer: Trabzon
Yaş: 28
Mesajlar: 4.853
|
teşekkür ederim paylaşımlarınız için arkadaşlar şuan sakince okumaya fırsatım yok eve gidince kitlencem bu başlığa
teşekkürlerrrr..
|
|
|
|
|
|
#35 |
|
Kayıt Tarihi: 12-12-06
Mesajlar: 11
|
Sen benim...
Geçmişimden uzanıp da Yanındayken dokunamadığım Sevgilimsin Sen benim... Gecelerce düşündüğüm Yazdıkça çıldırdığım Yasaklı şiirlerimsin Sen benim... Sonunda hep yenilsem bile Nedensiz giriştiğim Savaşlarımsın Sen benim... Mutlu günlerimin kaynağı Dalıp dalıp giden gözlerimin Tek sebebisin Sen benim... Karanlığa gömülü umutlarımın Karanlık prensesi, Katilisin Sen benim... Dinlerken çoğu zaman ağladığım O şarkıları,inatla dinleten Unutulmazımsın Sen benim... Yapay rüyalrımın uçurumlarından Apansız aşağı çeken Kelimesiz cümlelerimsin Sen benim... Bir yudum sıcak çayla yediğim Bir lokma bayat ekmeğim, Bir tutam nefesimsin Sen benim her şeyimsin...
__________________
Geceler çekmeyin benim için hüzün, Gelin siz, ruhumu tenimden süzün; |
|
|
|
|
|
#36 | |
|
Kayıt Tarihi: 04-10-06
Yer: Trabzon
Yaş: 28
Mesajlar: 4.853
|
Alıntı:
varsa başka yazdıklarınız okumak isterim. teşekkürler arkadaşlar paylaşımlarınız için..
En son Serap tarafından düzenlendi : 21-12-2006 22:23 |
|
|
|
|
|
|
#37 |
|
Forumdan Uzaklaştırılmıştır
Kayıt Tarihi: 10-11-04
Yaş: 29
Mesajlar: 1.297
|
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden Bebekler hayta hayta yürümeden Geleceğim diyorum, geleceğim sana Ne olur kesin bir takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Beklesen de olur, beklemesen de Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde Hangi ses yürekten çağırır beni sana Geleceğim diyorum, takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi? Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden Gemileri yaksalar da geleceğim sana On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana -Ihlamur çiçek açtığı zaman. Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız Ey benim alfabemdeki kadîm Elif Ne güzellik, ne de tat var baharsız Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Ihlamurlar çiçek açtığı zaman Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan Kimseye uğramam ben sana uğramadan Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana Takvim sorup hudut çizdirme bana Ben sana çiçeklerle geleceğim -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman. Bahaeddin KARAKOÇ (Uzaklara Türkü) En son Lapina tarafından düzenlendi : 22-12-2006 06:59 |
|
|
|
|
|
#38 |
![]() Kayıt Tarihi: 13-11-05
Yer: İstanbul
Yaş: 32
Mesajlar: 2.079
|
|
|
|
|
|
|
#39 |
|
Forumdan Uzaklaştırılmıştır
Kayıt Tarihi: 10-11-04
Yaş: 29
Mesajlar: 1.297
|
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda
anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım. Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım.. Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakkedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş... CAN YUCEL |
|
|
|
|
|
#40 |
|
Kayıt Tarihi: 04-10-06
Yer: Trabzon
Yaş: 28
Mesajlar: 4.853
|
benim hala anlayamadıklarım var.... =(
harika bir yazıydı teşekkürler Can Yücel..teşekkürler Öztekin.. |
|
|
|
|
|
#41 |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
Tüm sevgilerin "RAĞMEN" olması dileğimle..
Sevgi türleri üzerine... Japon düşünür Masumi Toyotome'nin sevgi üzerine söyledikleri. "Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor Toyotome. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. Sonra anlatmaya başlıyor.. "Sevgi üç türlüdür!.." -------------------------------------------------------------------------- Birincinin adi "Eğer" türü sevgi!.. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmış yazar.. Örnekler veriyor: Eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer basarili ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer es olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur" diyor. Bir şarta bağlı sevgi.. Karşılık bekleyen sevgi.. "Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu" diyor yazar.. "Nedeni ve sekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır." Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil,hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne asık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo Üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için, çok çalışıyor. Okul dışında da takviye kurslarına gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle "Sınavı kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin" diye bağırıyor. Delikanlı; "Ama baba, vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak, delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor. "Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı" diyor yazar.. "Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı!.." İnsanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında.. "Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek, bu genç adamın yaptığı gibi, yaşamı sürdürmekle, ondan vazgeçmek arasında bir tercih yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir" diyor, Masumi Toyotome.. İlginç değil mi?.. -------------------------------------------------------------------------- İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi.. Toyotome bu tür sevgiyi söyle tarif ediyor: "Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır."Örnek mi?.. "Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin. (Yakışıklısın!)" "Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki.." "Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.." "Seni seviyorum.Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki.." Yazar, Çünkü türü sevginin, Eğer türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir. Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığı görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yasama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. "O zaman bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?" diye soruyor, Toyotome.. "Çünkü türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.. Birincisi.. "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz?" korkusu.. Tüm insanların iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği.. "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse" korkusu buradan doğar. İkincisi de.. "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir. Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış. Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı.. Ayni kentte oturan anne ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını.. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş.. Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu 'Çünkü' türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür" diyor.. Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?.." Ve iste sevgilerin en gerçeği!.. -------------------------------------------------------------------------- "Üçüncü tür sevgi benim 'Rağmen' diye adlandırdığım türdür" diyor yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için "Eğer" türü sevgiden farklı bu.. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür sevgide, insan "Bir şey olduğu için" değil, "Bir şey olmasına rağmen" sevilir. Güzelliğe bakar misiniz?..Rağmen sevgi..Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever.Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.. "Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara 'rağmen' sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile.." Burada insanin, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor.Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur" diyor. "Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basarı ya da ünden daha önemlidir." Bunun böyle olduğundan nasıl emin?.. Hakli olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor.. "Su soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez miydiniz?.. Kendi kendinize 'Yaşamamın ne yararı var' diye sormaz mıydınız?.." Devam ediyor Toyotome.. "Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün.. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi?. O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?." "Diyelim sıradan bir yaşamınız var.. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.." diye soruyor ve yanıtlıyor: "Böyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar." Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor "Rağmen" sevgiyi.. " Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome.. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var.. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.. Anlatıyor..."Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir." Peki bu dünyada sevgi ne kadar var?.. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar…Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi.. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor.Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.. Hani nerede?.. Hepsi o.. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.. "Dünyadaki en büyük kıtlık, 'rağmen' türü sevginin yeterince olmayışıdır!.." |
|
|
|
#42 |
|
Forumdan Uzaklaştırılmıştır
Kayıt Tarihi: 10-11-04
Yaş: 29
Mesajlar: 1.297
|
Seni Seviyordum
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi... Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte... Güldüğü zaman yukarıya bakardı; Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı... Ne güzeldiler sen bilmiyordun... BEN SENİ SEVİYORDUM... Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu Geri dönüyordu, çoğalarak Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun Kalp ağrısı oluyordun, Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun, Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk, Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk Cesurduk... Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller... Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun... Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları Derken bir gün uzaktan gördüm seni... Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı Kalbimi acıttı her zamanki gibi... Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi... İclal Aydın
|
|
|
|
|
|
#43 |
|
Kayıt Tarihi: 04-10-06
Yer: Trabzon
Yaş: 28
Mesajlar: 4.853
|
((( çok güzeldi ts_fan..dilerim birgün azınlıkta olandan banada pay düşerrr..."Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni 'Rağmen' türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır." benim hala umudum var... |
|
|
|
|
|
#44 |
|
Kayıt Tarihi: 23-07-06
Yer: sivas
Yaş: 26
Mesajlar: 1.127
|
Ellerim tutmuyor ama; sanmaki gecenin soğugundan.Üşümem sensizliğimden,hiçbir soğuk üşütmedi bedenimi sensizlik kadar,hiçbir ruzgar alıp goturmedi aklımı senin goturduğun kadar uzaklara hiçbir deprem sallamadı, sarsmadı senin sarstığın kadar yuregimi ve hiçbirdepremde bu kadar altçı sarsıntı olmadı.Şimdi iki goz bıraktın ardında biri Fırat biri Dicle . Fırat kadar dertli Dicle kadar asi iki göz.Kurak toprakları ıslatıyorum şimdi.Sevdaya susayan, sevdaya aç topraklara sevdanın gözyaşlarını goruruyorum şimdi.Her ağaçı sana duyduğum sevgiyle suluyorum.Senin aşkınla besliyorum.Ve her meyvaya sana olan svdamın tadını veriyorum.Tum sevdalılar içime akıtıyor sevdalarını.Bu nehir su değil gözyaşı taşıyor.Her damlasında, sensizlik her damlasında hüzün var. Her damlasında bir aşığın gozyaşı akıyor.Bu yuzden ıstırap çekiyorum. Bu yüzden milyonlarca, milyarlarca kol besleniyor sulumu.Tuzlu olduguna bakma! temizdir sularım tertemiz duygular taşırım içimde.Kirli yüreklere ulaşırım hergun tertemiz duygular akıtırım.Bel ki temizlerim, belki içini sızlatırım diye akarım her yüreğe her denize her okyanusa.Boşuna çoşmuyor denizler, boşuna taşmıyor okyanuslar.İçi sızlar onlarında.Acırlar halime.Ve Güneş! Farkettin mi? bilmiyorum ama oda bulutların ardına saklandı uzun zamandır.Gozyaşlarını saklıyor dunyadan, insanlardan.Belkide hiç çıkmayacak bulutların arkasından.Çünkü o benim sana olan duygularımı anlamanı bekliyor.Ne olur anla artık sana olan duygularımı.Neolur sev artık birazcık beni.Yoksa Guneş hep bulutların ardında kalacak.Ve dunya üşüyecek.Sıcak duygular buz tutacak.Sevemez olacak insanlar birbirini. Bulutlar hep ağlayacak.Gülmeyi unutan ben gibi olacak herşey.Ve ben sığmayacağım hiçbir toprağa.Taşacağım.Gözyaşlarım dunyayı yıkacak.Birçok insan boğulacak sularımda.Sonra sana akacağım son kez.Ve bu kez ben değil sen yok olacaksın gözyaşlarım arasında...
__________________
yok bir sitemim hayatta hersey kısmet...
|
|
|
|
|
|
#45 |
|
Kayıt Tarihi: 23-07-06
Yer: sivas
Yaş: 26
Mesajlar: 1.127
|
.............
__________________
yok bir sitemim hayatta hersey kısmet...
|
|
|
|
|
|
#46 |
|
Kayıt Tarihi: 21-01-06
Yer: İstanbul -> Sivas
Yaş: 24
Mesajlar: 61
|
SANA BAKMAK
her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla uçak örneğin uçurtma mesela altına konulabilir bir ayağı ötekinden kısa olduğu için sallanan bir masanın veya şiir yazılabilir süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine. bir beyaz kağıda her şey yazılabilir senin dışında güzelliğine benzetme bulmak zor sen iyisi mi sana benzemeye çalışan her şeyden bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor belki tabiattadır çaresi senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim anlarım bitkiden filan ama anlatamam toprağın güneşle konuşmasını sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla sen bana ışık ver yeter bende filiz çok köklerim içimde gizlidir gelen giden açan soran bere budak yok bir şiir istersin �içinde benzetmeler olan� kusura bakma sevgilim heybemde sana benzeyecek kadar güzel bir şey yok uzun bir yoldan gelen tedariksiz katıksız bir yolcuyum yaralı yarasız sevdalardan geçtim koynumda bir beyaz kağıt boşluğu her şeyi anlattım olan olmayan acıtan sancıtan bilsem ki sana varmak içindi bütün mola sancıları bütün stabilize arkadaşlıklar daha hızlı koşardım severadım gelirdim gözlerinin mercan maviliğine sana bakmak suya bakmaktır sana bakmak bir mucizeyi anlamaktır sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır aşk sorgusunda şahanem yalnız kelepçeler sanıktır ne yazsam olmuyor çünkü bilenler hatırlar hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar bahçıvanlar değil tüccarlardır sen öyle göz sen öyle toprak ve güneş ortaklığı sen teninde cennet kayganlığı iken sana şiir yazmak ahmaklıktır bir tek söz kalır dişlerimin arasından ben sana gülüm derim gülün ömrü uzamaya başlar verdiğim bütün sözler sende kalsın isterim ben sana gülüm derim gül sana benzediği için ölümsüz yazdığım bütün şiirler sana başlayan bir kitap için önsöz sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır her şey olmaya hazır sana bakmak suya bakmaktır gördüğün suretten utanmak sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır sana bakmak allah�a inanmaktır YILMAZ ERDOĞAN |
|
|
|
|
|
#47 |
|
Kayıt Tarihi: 21-01-06
Yer: İstanbul -> Sivas
Yaş: 24
Mesajlar: 61
|
BEKLEYEN
Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda, Ben, peşine düşmüş bir canavarım! İstersen dünyayı çağır imdada; Sen varsın dünyada, bir de ben varım! Seni korkutacak geçtiğin yollar, Arkandan gelecek hep ayak sesim. Sarıp vücudunu belirsiz kollar, Enseni yakacak ateş nefesim. Kimsesiz odanda kış geceleri, İçin ürperdiği demler beni an! De ki: Odur sarsan pencereleri, De ki: Rüzgâr değil, odur haykıran! Göğsümden havaya kattığım zehir, Solduracak bir gül gibi ömrünü, Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir, Bana kalacaksın yine son günü. Ölürsün... Kapanır yollar geriye; Ben mezarla sırdaş olur, beklerim. Varılmaz hayale işaret diye, Toprağında bir taş olur, beklerim... NECİP FAZIL KISAKÜREK |
|
|
|
|
|
#48 |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU!
Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40'a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir. Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz. |
|
|
|
#49 |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
Bir zamanlar büyük ve güçlü bir sultan varmış, muktedir sultanın dört eşi varmış.
Sultan en çok dördüncü eşini sever, ona özen gösterir, bir dediğini iki etmezmiş.Bu en çok sevdiği eşi günün her saatinde yanında, gözünün önündeymiş, sultan ondan ayrılmayı aklının ucundan geçirmezmiş. Yüreği ve merhameti geniş olan sultan, üçüncü eşini de severmiş. Ancak nedense bu eşinin günün birinde kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş. Öyle de olsa, ona sahip olduğu için gurur duyar, başkalarına tanıtmaktan özel bir zevk alırmış. Her sözü ferman olan sultanın ikinci eşine olan sevgisi ve ilgisi de az değilmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, ne zaman bir derdi olsa daima yanında olur, ona destek verirmiş. Birinci ve ikinci eşinin kendilerine özgü özellikleri var; ama sultan en çok kendini üçüncü eşinin yanında huzurlu ve güvende hissedermiş. Sarayın kraliçesi, hanım sultan olan kudretli hükümdarın birinci eşiymiş. Onu en çok seven, karşılık beklemeden sadakat gösteren, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen sultan, birinci eşiyle pek ilgilenmezmiş. Farkında olup olmadığı bile kuşkuluymuş. Oysa o da hep yanında dolaşır, gölgesi gibi bir an olsun sultanı yalnız bırakmazmış. Her ölümlü (fani) gibi sultanın da bir gün vadesi dolmuş, artık dünyada yiyeceği lokma, alıp vereceği nefes kalmamış. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Kesin olarak öleceğini anlamış. Öldükten sonra yapayalnız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş. En çok sevdiği dördüncü eşine, ölüm yolculuğunda kendine eşlik edip etmeyeceğini sormuş. Aldığı cevap kalbine bıçak gibi saplanmış. Herkesten çok sevdiği, üzerinde titrediği eşi kısa ve net olarak, "Hükümdarım, mümkün değil." diye cevap vermiş. Üzülmüş, sarsılmış ama yine de ümidini yitirmeden üçüncü eşine sormuş: "Hayatım boyunca seni sevdim, sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin?" Üçüncü eşi de, hiç tereddüt etmeden, "Hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim." diye cevaplamış. Sultan adeta yıkılmış, ölüm acısı gibi bir acının ta kalbine saplandığını hissetmiş. Çarnaçar ikinci eşine dönmüş ve, "Her zaman yanımda oldun, beni hiç yalnız bırakmadın, ne zaman yardım istesem elini uzattın, kendimi senin yanında hep güvende hissettim, ölüyorum. Tek başıma bu yolculuğa çıkmak istemiyorum, bana eşlik eder misin?" İkinci eşinden de şu cevabı almış: "İsterdim; ama bu konuda sana yardımcı olamam. Senin için yapabileceğim tek şey, sana mezara kadar eşlik etmektir. Senin için yas tutacağımdan da emin olabilirsin; ama elimden başka şey gelmez!" İlk üç eşine karşı hayatı boyunca cömert davranan, sevgisini, ilgisini hiç eksik etmeyen sultanın durumunu, uğradığı derin hayal kırıklığını tahmin edebiliriz. Aklına birinci eşi gelmiş; ama ona sormamış. Hem üç eşinden aldığı olumsuz cevaplardan hem de zaten ömrü boyunca ona gerektiği, hak ettiği ilgiyi göstermediğinden ona sormaya cesaret edememiş. Ama birinci eşi her şeyin farkında, ilk üç eşten aldığı cevapları duymuş. Yatağının ucuna ilişmiş, büyük bir sevgi ve metanetle, "Sultanım, ben yanındayım, nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim." demiş. Sultan, çok şaşırmış, üzülmüş, içini derin bir pişmanlık duygusu kaplamış. Yakınarak ve utanarak: "Keşke bir şansım daha olsaydı, sana hakkını verirdim." demiş. Gerçek hayatta hepimiz dört eşi olan bir sultanız: Dördüncü eşimiz bedenimizdir; güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir. Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür. Ölür ölmez başkalarının eline geçer. İkinci eş ailemiz ve dostlarımızdır. Tüm sorunlarımızı onlarla paylaşırız, ölünce bizim için gözyaşı dökerler; ama bizimle ahirete gelmezler. Birinci eşimiz ise ruhumuzdur. Kıssadaki sultan gibi gafillerden isek onu ömrümüz boyunca ihmal ederiz. |
|
|
|
#50 |
|
Kayıt Tarihi: 04-10-06
Yer: Trabzon
Yaş: 28
Mesajlar: 4.853
|
alıntıdır..
Kıbrıs'ta Mimarlık okuyan Banu adında bir kız vardı. Avukat olan erkek arkadaşı Atilla ayrı kalmalarına dayanamamış Kıbrıs'a yerleşmiş ve beraber yaşamaya başlamışlar. Aileler okul bitmeden evlenmelerine karşı çıkmış. Sonra çocuk bir gün istanbul'da bir duruşmaya gitmek için evden çıkmış ve İstanbul'da trafik kazası geçirip vefat etmiş. Kızı naaşın kaldırıldığı hastaneye götürmüşler. Erkek arkadaşının kolunun, bacağının vücudundan ayrılmış, paramparça cesedini gören kız o günden sonra kendine gelememiş. Sürekli intihar girişimlerinde bulunmuş. En son girişiminde de amacına ulaşmış... Banu'yla seneler öncesinde bir chat odasında tanışmıştım. Yaşadıkları, anlattıkları beni çok etkilemişti. Bir web sitesi hazırlamış, burada sevgilisine mektup mahiyetinde birşeyler yazmıştı. Yazıyı arşivimde saklıyordum. Geçenlerde arşivimi incelerken gözüme çarptı. Ben çok etkilenmiştim, sizlerle de paylaşmak istedim. O Çok Özel İnsana Sadece Çok Özledim... Kış günlerinde mısır patlatıp sadece birbirimize sarılıp oturmak için seyrettiğimiz abuk Amerikan filmlerini, Bana prensesim deyip burnumu sıkmanı, Geceleri beni uyutmak için anlattığın küçük masalları, Geç saatte eve geldiğimde kokusu sokaklara dağılan üşenmeden yemek tarifleri kitaplarından bakarak pişirdiğin leziz yemekleri, Tasarımlarıma çay dökmeni, Son sigaranı benimle paylaşırken homurdanmanı, Balkonda içtiğimiz sabah çaylarını, Seninle yalnız kalmak istediğimde "dış kapının anahtarını yine kaybetmişim, tüh içeride kilitli kaldık" numaralarımı ve senin ardından o ilginç mimiklerinle söylediğin "şımarık şey" lafını, Kalabalık arkadaş topluluklarımızda odanın en uzak köşelerindeyken ellerinle kalbinin ne kadar hızlı attığını anlatmaya çalıştığın anları, Evimize yaklaşırken geriye doğru saymanı, kendini güç bela koltuğa attığında koltuğun ayağını kırmanı, ''Çok çok prensesim, hem de çoook çok" demeni, Pijamalarını kaldırdığın yeri sürekli unutmanı, Her makyaj yaptığımda illa bir kusur bulmanı, Çoraplarımdan kukla yapmanı, Bana hissettirmeden fotoğraflarımı çekmeni ve onları tab ettirdikten sonra yastıgımın altına bırakmanı>>> > "Biz" kavramını bana açıklamanı, Birlikte badana yapıp evimizi temizlemeyi, Odamızdaki dolaplara, çekmecelere, kıyafetlerimin arasına sakladığın sevgi sözcükleriyle dolu küçük not kağıtlarını, Üzüldüğüm, mutsuz olduğum anlarda dizlerine yatıp ağlamayı, beni neşelendirmek için türlü şaklabanlıklar yapmanı ve her zaman beni mutlu etmeyi başarabilmeni, Saçlarımı taramanı, Traş köpüğünü saç şekillendirici köpükle karıştırmanı, Saçlarını tararken kendine övgüler yağdırmanı, Kravatını bağlarken bana sımsıkı sarılıp defalarca burnumu öpmeni, Küçük tartışmalarımızda yatağa oturup o masum tavrınla ayıcığımızı kucağına alarak beni şikayet etmeni, İnsanlara duyduğun saygıyı, Çay fincanıma sigaranın külünü silkelemeni, Tavlada hep bana yenilmeni, Kulağıma fısıldadığın sözleri, Her sabah giyeceğin kıyafetleri hazırlamayı, Kazandığın her davandan sonra "Banuşum aklımda olmasa kazanamazdım" demeni, Annemle saatlerce süren telefon konuşmalarımızı kıskanmanı, Odamızı beyaz güllerle donatmanı, Derslerimi anlayabilmek için sorduğun komik soruları, Saçlarını yıkamayı, Sınav öncelerinde arkadaşlarımla ders çalışırken bize çay servisi yapmanı, Resimlerimi çizmeni, Yastığa dökülen saç tellerimi bir zarfta saklayarak yanında taşımanı, Babama karşı abartılı hoş sözler söylemeni, Sadece gözlerimizle konuştuğumuz zamanları, Beni, benden çok düşünmeni, Elektronik aletleri tamir ederken sigortaları attırdığın zamanlarda yarı şaşkın yarı suçlu bir ifadeyle "aaa elektrikler kesilmiş" demeni, Fincanlarımızın üzerine ismimizi yazmanı, Kıyafetlerimizin arasına lavantalar koymanı, temizliğe düşkünlüğünü, Hastalandığım zamanlarda etrafımda pervane olmanı, "Minik bebeğime uff olmuş" demeni, Paylaşmaya ihtiyaç duyduğum mutlu, mutsuz her anımda seni yanı başımda bulabilmeyi, Elini tutarak uyumayı, Pırıltısının yüzüne yansıdığı kalbini, Pembe dizileri seyrederken televizyonun sesini kapatıp dublaj yapmanı, Ellerime çiçekler çizmeni, Seni seyretmeyi, Evimizden son kez çıkarken "Bir hafta çok zor geçecek ama geçecek prensesim" dediğin anı... Herşeyinle seni, Herşeyimizle bizi, Çok Özledim Birtanem... Gökyüzü Güneş Olsa Sensiz Karanlıktayım... |
|
|
|
![]() |
| Bu Konuyu 1 Aktif Üye Görüntülüyor 1 (0 Üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Biçimleri Göster | |
|
|