Cafedegoygoy
Toplam 11 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 11 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Trabzonspor'un Şampiyonluğunun Hikayesi

  1. #1
    verep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.05.2004
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    43
    Mesajlar
    392

    Standart Trabzonspor'un Şampiyonluğunun Hikayesi



    ILK DÖRTLERE GIRDIK


    Sakaryaspor ilk sezonunda olmasina ragmen art arda aldigi basarili sonuçlarla ve basarili yönetimiyle ilk dörde girdi. Birinci Lig'e terfi anlamini tasiyan mücadelenin kilit maçi Adapazari Atatürk Stadi'nda Sakaryaspor ile Mersin Idmanyurdu arasinda oynaniyor ve Sakaryaspor attigi gol ile maçi 1-0 önde götürüyordu. Maç bitti, bitiyor ve son dakikalarda kazanilan aut atisini savunmamiz seref tribünü yakinindan taca atiyordu. Rakip takim taci hemen kullaniyor ve bir anda mesin yuvarlak aglarimizla bulusuyor ve skor 1-1 oluyordu. Maç bu sonuçla bitiyor ve Sakaryaspor bu çok önemli firsati sadece tecrübesizliginin heyecani nedeniyle elinden kaçiriyordu...


    AYNI SANS 26 YIL SONRA
    <DIV ="thumb tright">
    <DIV style="WIDTH: 182px">
    <DIV =thumbcapti&#111;n>
    <DIV =magnify style="FLOAT: right"></DIV>1981 Yili Kadrosu</DIV></DIV></DIV>


    Sakaryaspor'un ilk 4 arasina girmesi, kaçan önemli firsata ragmen basari olarak nitelendiriliyor ve kamuoyunda büyük yanki uyandiriyordu. Daha sonraki yillarda orta siralarda mücadele veren bir takim halini almisti Sakaryaspor..


    1974-75 sezonu bir kazancin baslangici olacakti belki. Behçet Deryaoglu'nun baskanliginda, Hüseyin Beser, Mekki Basak, Nazim Bal, Vedat Beyanal gibi isimlerin önderliginde sampiyonluk için kollar çoktan sivanmisti.


    O Dönemin ünlü teknik adami Bülent Giz is basina getiriliyor ve büyük umutlarla ise baslaniyordu. Kaleci Tamer, Erdal Haluk, (Bursa) Ihsan, Yalovali Ibrahim, Ayhan Elmastasoglu (G.S.), Yasar (F.B.), Bora (Ist. Kulespor), Baykul, Fuat gibi isimlerden olusan güçlü bir kadro kuruluyor ve sehrin bizonlari yola koyuluyordu.


    Sakaryaspor ilk yariyi 5 puan önde bitiriyor ve ikinci yari için sampiyonluk çantada keklik görülmeye baslaniyordu. Rakip olarak karsimiza Sariyer çikiyor, Trabzon ise henüz sampiyonluk iddiasindan uzak görünüyordu.


    Ve Ikinci Yari basladi...
    <DIV ="thumb tright">
    <DIV style="WIDTH: 182px">
    <DIV =thumbcapti&#111;n>
    <DIV =magnify style="FLOAT: right"></DIV>1984 Yili Kadrosu</DIV></DIV></DIV>


    Umutlarin aksine, Sakaryaspor elindeki avantajlari iyi kullanamaz hale gelmisti. Trabzon'da oynanan maçi 1-0 kazanan bordo-mavililer ilk yarisini 5 puan önde bitirdigimiz ligde esmeye basliyordu. Ligin sonlarina dogru, Sakaryaspor Kocaeli deplasmaninda mücadeleye çikiyor ve 4-0 gibi inanilmaz bir farkla maçi kaybediyordu. Bu maç ayni zamanda umutlarin azalmasina neden olan bir kirilma noktasi gibiydi. Bir hafta sonra Kocaeli-Trabzon karsi karsiya geliyordu.. Kamuoyunda Kocaeli'nin maçi kazanmasi beklenirken Trabzon bu maçi kazaniyor ve Sakaryaspor'un umutlarinin tamamen tükenmesine neden oluyordu.


    Sakaryaspor'un yasadigi en büyük hayal kirikligi ise Konya'da oynanan ve Kaleci Tamer'in yaklasik 40 metreden yedigi gol ile alinan yenilgi olmustu. Tamer ve antrenör Bülent Giz, maç sonrasinda Sakarya'ya dönmeme yolunu seçiyordu. Trabzon önce farki kapadi, ligin bitimine dogru 5 puan fark yaparak sampiyon oldu. O sezon Sakaryaspor için maddi ve manevi çöküsün baslangici oluyor ve yükselen Günes, yerini hirs dolu ufak bir kivilcima birakiyordu.



  2. #2

    Standart

    eyvallah cok guzel anlattın



  3. #3
    TAMTÜRK61 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    11.12.2005
    Nereden
    Almanya
    Mesajlar
    1,038

    Standart

    Cok güzel artik nostalji okuyarak eski günleri aniyoruz.

  4. #4
    zafercalikoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.08.2004
    Nereden
    Afrika Diğer
    Mesajlar
    6,142

    Standart

    Alıntı Ünyeli61 Nickli Üyeden Alıntı
    Cok güzel artik nostalji okuyarak eski günleri aniyoruz.
    [img]smileys/smiley19.gif[/img][img]smileys/smiley36.gif[/img]

  5. #5
    İ.Öztel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.04.2005
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    34
    Mesajlar
    610

    Standart

    [QUOTE=Ünyeli61] Cok güzel artik nostalji okuyarak eski günleri aniyoruz.[/QUOTE] [img]smileys/smiley5.gif[/img][img]smileys/smiley19.gif[/img]

  6. #6
    Trabzonspor Kongre Üyesi
    Faik Yılmaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    01.09.2004
    Nereden
    Trabzon
    Mesajlar
    23,372

    Standart



    BIZIMKISI BIR ASK HIKAYESI.....


    SIYAH BEYAZ FILM GIBI BIRAZ....

  7. #7

    Standart

    KOCAELIDE BUNDAN ÇOK BAHSEDILIR,KOCAELININ MAÇI BIZE VERDIGI VE SAKARYAYIBIZIM IÇINYENDIGI SÖYLENIR,

  8. #8
    Barış Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.12.2005
    Nereden
    Uzak Doğu
    Mesajlar
    256

    Standart

    <DIV id=post_message_379682>En Büyük Taraftar

    Yil 1976,


    Trabzonspor Izmir'de Göztepe'yle berabere kalirsa, sampiyonluk ilk defa Anadolu'ya gelecek. Kabarmis heyecanimiz nereye koysak durmuyor, mahallede arkadaslara, baskandan araba isteyelim, dedim. Trabzonspor &gt;baskani, un fabrikasi sahibi Samil Ekinci. Gülbahar'dan aga Mesut, Faroz'dan Üveyiz ve ben, taksiyle fabrikaya gittik, baskanin odasina girdik. Taraftarlar olarak otobüs istiyoruz, maça gidecegiz, dedik. Yumusak huylu, çok tatli bir adam, derin bir sevinçle hiç soru sormadan telefonu kaldirdi, Kanberoglu sirketini aradi. "Iki otobüs verin, çocuklar &gt;Izmir'e kadar gidecek", Istanbul'da Galatasaray'la kupa maçimiz da var, diye araya sokusturduk, telefonda:"Ordan Istanbul'a geçecekler, sonra geri gelcekler..." Iki otobüsü Gülbahar mahallesinde parkin önüne çektik, Faroz, Arafil Boyu, Gülbahar gibi büyük mahallelerden onbeser kisi, Bahçecik, Hacikasim, Yenicuma gibi diger mahallelerden beser kisilik kontenjan ayirip haber gönderdik. Yer kavgasi, dövüs, hakaret, otobüslere bindik. Otobüs Giresun siniri Aksu tesislerinde ilk molayi verdiginde, neye ugradigimizi sasirdik, hiç kimsede para yoktu. Tüm otobüs gülmekten kirildik. Mahalle dayilarindan biri (isimleri vermiyorum, bugünkü itibarlari sarsilir) ilk nutkunu &gt;verdi:".mina kodugumun usaklari paraniz yoktu, niye bindiniz!".. Arafil boyundan Aga Mustafa'yi hatirliyorum, Gama Bülent uzunboylu, babayigit bir çocuk, bir de Bokludere'den Sultan'i, ufak tefek bir oglan ama bela, kavgasiz dövüssüz günleri yok, bir de Faroz'da ünlü Arap'i. Elimizde davullar, bayraklar. Yemegi bitirdikten sonra topluca kasanin önüne geliyor, "Trabzon-Trabzon" diye bagiriyoruz. Çocuklarin yüzlerinde zaptedilmez bir sehvet, azgin bir zalimlik anadan dogma huylari. Pis disleri, siritan dudaklari, hemen herseyi sarsarak yoklamalari, saga- sola seytani tekmelerle çeki düzen vermeleri, alayli gülüsleri, küfürleri, dayanilacak gibi degil. Hayatlarinin tek bir gününü tatli bir huzurla geçirmemis zincirlerinden bosalmis tam bir serseri konvoyu. Garsonlar, ahçilar, müsteriler basimiza toplaniyor, Farozlu çocuklar "Espiye deresine tasköprü kurulacak" oyun havasina kendi uydurduklari bir tür çiftetelliyle ortada oynuyor, biz el çirpiyor, tempo tutuyoruz. Bagirmaktan sakaklarimiz zonkluyor, Üveyiz müdüre yanasip:"Senin anlayacagin dayi, bu .mina kodugumun usaklarinin hiçbirinin parasi yok!". Samsun sinirina gelmeden hiçkimsede ses kalmadi, bir de otobüs içinde sinir yipratici kavgalarla birbirimize giriyoruz, sürekli acikiyoruz, küçük bakkallar önünde durup, yüz kisi içeri daliyor, domates, sigara, hiyar, karambole getirip, tasiyoruz. Içimizde tek bir kisi bile aciksa, otobüsü durdurup tarlalara daliyoruz! Sehirden uzaklastikça ates gibi parliyor, fisek gibi patliyor, köpüre köpüre seytanlasiyoruz. Ve sonra otobüs içinde ganimetleri pay ederken yine suratlarimizi delip geçen alevli küfürlerle birbirimize saldiriyoruz. Ankara'ya kadar lokantalar hesap vermeyisimize bozulmadi, "sampiyonluk hediyesi" olarak coskumuzu alkisladilar, bu tölerans, bu gurur duygularimizi en siddetli noktalara tasidi, Trabzon-Ankara güzergahinda bir namimiz vardi. Araba, Afyon'a dogru harekete geçince baska bir ülkeye girdigimizi anladik, rüya bitmisti, bagirmalarimiz, sloganlar, davul para etmiyor, garsonlar ellerine biçak alip kapiya diziliyorlar. "Kimse para vermeden çikamaz!" Bu bizim için bogaya kirmizi göstermek, kavganin açilisi genellikle hep söyle olur, Farozlu çocuklardan biri Arap'in yanina gidip, "Arap, su garson var ya sana ana-avrat küfretti!", Arap, "hangi .mina kodugumun çocugu göster bana!", Lokantanin ortasinda garsonlar yere yatirilir, masalar dagitilir, kavgaya girmeyenler, sirf senlik olsun diye mütfaktaki tabaklari tavanda kirarak çatismaya akrobatik renk katiyorlar. Lokanta sahibi yalvar rica araya giriyor, para-mara almadan, kapiya atiyorlar bizi. Afyon'da efelenen garsonlarla gerçek bir meydan savasi verdik, çünkü öylesine yanindan geçtigimiz bir lokantanin önünde üst üste dizili yüze yakin bira kasasi görmüstük. Biz içerde kavgayi baslatacagiz, bir bölük disardan kasalari otobüse yükleyecekti. Afyonlular ellerinde sopa, on-yirmi kisi, hücuma geçtiler, bizim çocuklarin ellerinde hiçbir kesici alet yok, ancak üstün yetenekli küfürleri ve her an pislik çikartmak için gelistirdikleri keskin görüsleri var, bir de kavga aninda hipnoza girer gibi, öfkeden çilgina dönüyorlar, dövecek adam kalmadiginda bos bir masayi saatlerce tekmeleyip, yumruklarini indirip... ya da, hiç gereksiz bos bir merdiveni sökmeye basliyorlar! Yani, efelerin hiç sanslari yok. Içimizde tek magdur Kanberoglu'nun soförleri. Araya giriyor, yalvariyor, rezil olduk, firmamiz mahvoldu, diye bagiriyorlar, dinleyen yok. Soförler kendi aralarinda plan kurdu, hepimiz topluca yemege indigimizde dag basinda otobüsleri kaçiracak, tedbir olarak otobüsün içinde adam birakmaya basladik. Ve soförler bizi dinlememeye basladi, otobüsden biri "iseyecegim dur" diyor, soför durmuyor, çocuklar çok geçmeden otobüs koridorundaki tüm çöp kovalarini agzina kadar sidik dolduruyor, yani soförler bir nevi "rehin" kalmisti elimizde. Bir baska ülkenin topraklarindaydik, ya da herkesin beyninde bir kabuk çatlamisti, sürekli bogusan, dalasan basibozuk kalabalik girdigi dükkanlari soyup otobüse tasiyor, yine mahallenin dayisi otobüsün mikrofonunda nutkuna basliyor:".mina kodugumun hirsizlari, ............siniz ulan, Trabzon'un adini rezil ettiniz orospu çocuklari, bir daha yapan olursa otobüsten atacagim...", sonra, "getirin ulan mallari!" getiriyorlar, teker teker bölüstürülüyor. Ve son gücümüzle bagirmaya basliyoruz, ön taraf:"Bordo!", arka taraf: "Mavi!"... Bordo-mavi, bordo-mavi Izmir'e girdik. Konak Basmahane'de otobüsten indik, önce meydanda bir tur, sonra kordonu bastan sona, sonra, tek tek &gt;birahanelerin önünde, biz geldik, turu attik. Askerligini Izmir'de yapan on-onbes Trabzonlu asker de karisti araya. Faytonlara dolustuk, para vermeden sehir turu attik. Neseden bir buluta binip durmaksizin içerek, birbirimize sarilarak uçuyorduk. Rüya gibi su sahne, kalabalik slogan atarak ilerlerken, önümüzden agzina kadar çilek dolu bir el aramasi geçiyor, kalabaligin içinde bir müddet kayboluyor, arkadan araba çiktiginda, dag gibi yigilmis çileklerden birkaç çürük kaliyor tablanin ortasinda. Isportaci neye ugradigina sasiriyor. Bademciler, midyeciler, hiyar soyup satanlar, pilavcilar, hepsi nasibini aliyor. Izmir Basmahane'de yarim saat içinde tek bir isporta tezgahi kalmadi. Basmahane'de büyük ve eski bir otele yerlestik. Farozlu çocuklar, yasli otel sahibine, kendilerini "baba bak, bu Trabzonsporlu Turgay, bu Cemil, yarin maçlari var" diye takdim ediyor. Otelin içinde sabaha kadar davul çalindi, biralar içildi, yataklar yetmedi, hali, kilim, sandalye görülen her yere kahramanlara yarasir sekilde sizilip kalindi. Sabahin altisinda bir alarm verildi, sessizce herkes uyandirildi, hiç sebep yokken "bu otelci ...... Fenerliye benziyordu!" diye perdeler söküldü, çarsaflar yirtildi, topluca bes kurus verilmeden otelden kaçildi. Aksam ekibin yarisi gruptan ayrilip, kirk-elli kisi genelevine gidiyor, parasiz olduklari anlasilinca genelev sokaginda camlar çerçeveler iniyor, kadinlar topluca hücuma geçiyor, otelden Konak meydanina dogru yürürken, pantolonsuz, ayakkabisiz, Izmir sokaklarinda üsüyerek bizi arayan arkadaslari gördük! Maçtan sonra tekrar gidilip intikam alinacak, planlarini yapiyorlar. Acilen Izmir'deki Trabzonlu esnaflar bulundu. Topluca magaza önüne gidiyor, davul çalip, slogan atip, bordo-mavi bagiriyor, tozu dumana &gt;katiyoruz. Trabzonlu hemserimiz dükkan önüne çikip, horona basliyor, su yeryüzü topraklarinda ancak bu kadar mutlu bir adam, sanki gurbet ellerinde, otuz senedir, Orta Asya'dan gelecek hemserilerini bu an, bugün için beklemis. Silahi çikartip havaya sikiyor.Hayatin en büyük zaferi gibi esnaf &gt;komsulari ona sari iyor, tebrik ediyor, o herbirimize sariliyor, agliyor. Ve gerçegi söylüyoruz, "maça girecek paramiz yok!". Kendinden geçmis adam tomar tomar paralari önümüze atiyor... Bir baska hemseri dükkanini ariyoruz, bir manifaturaci, Trabzonlu, Anadolu'dan kopup gelen bu kalabaligi bir kurtarici gibi karsiliyor, iki saniyede samimi oluyor, "ula hiçbirinizi birakmam, yengeniz sizi bekliy!", "Yapma dayi ikiyüz kisiyiz, eve sigmayiz!", "Gelmeyen olursa .miniza korum sizin!, hepiniz geleceksiniz!". Adami durdurmak mümkün degil, kendinden geçip, "girin su dükkana, &gt;caniniz neyi istiyorsa alin!", dükkanini yagmalatiyor. Talan edilirken sevinçten agliyor. Dükkandan çikan herkesin ellerinde sütyenler, içdonlari, ibrisim makaralar, hemseri dayi, dükkandan çikanlarin alinlarindan öpüyor, bagiriyor sokaga:"Koduk, koduk, koduk, Istanbul'un .mina koduk, &gt;koduk usaklar, koduk usaklar, anasini .iktik Istanbul'un..." Herkes &gt;agliyor. Yaka bagir açilmis. Adam bayilmis. Kimse su vermiyor. Kimse adami &gt;ayiltmak için yanina egilmiyor. Etrafini davulla çembere aliyor, bayraklari üstüne &gt;serip, aglayarak bagiriyor herkes:"Bordo, mavi, bordo, mavi... Trabzon, Trabzon!"... Bayilan hemserimiz esnaf, gözleri faltasi gibi açilmis, &gt;bir manda gibi güçlü, yoldan geçen arabalara saldiriyor, tutmak &gt;imkansiz, bagiriyor arabalara:"Milyonluk .......ler, milyonluk .......ler!", (bu &gt;çok revaçta bir slogandi, Istanbul takimlarindaki futbolculara &gt;söylenirdi.) Yagmanin tuhaf bir coskun tadi var, Orta Asya günlerinde, hanlar &gt;yagma sölenleri düzenlerdi. Talan kültürü hirsizlik,......luk, degil, çözemedigimiz, insan ruhunun temelinde bir tuhaf bölüsme, yani, &gt;mallarin "kendinden geçmesi", esyalarin, mülkün "kendinden geçmesi" gibi bir &gt;duygu. Insani sekle sokamadigim bir içgüdü, ama, talan ettiren insan bir an kendini evliyadan yüksek bir gurur içinde görüyor. Alsancak stadina geldigimizde bir biletle on kisi girmeye çalisti, girenler, içerde tertibat aldi. Uzun ipler sarkitildi disari, 19 Mayis bayraminda gibi omuz omuza üç-dört kisi yükseldi, kale bedenine saldirir gibi. Üst trübini polis bize verdi. Koskoca trübinde kabak gibi ortadayiz, çünkü sadece ikiyüz kisi kadariz. Trübin çiplak. Alt trübinde, besbinin üstünde ve düzenli tezahürat yapan Göztepe seyircisi. Basetmek imkansiz. Farozlu çocuklar, Trabzon tarihine geçmis, 157 metrelik serit bayragi trübine çekti. Bayragin basina nöbetçiler koyuldu. Göztepe'nin de düsmemek için bir puana ihtiyaci var, "Göz-göz Göztepe" diye &gt;basladilar, "...... Trabzon" diye bitirdiler.Bitirmeyeceklerdi. Mahalle dayilarindan biri asagi trübine bir nutuk çekti:".mina &gt;kodugumun Göztepelileri, bir puan verecegiz size, sesinizi çikartmayin, biz &gt;burdan sampiyonlugu alip, aksama dönecegiz!"... Göztepe seyircisi susmadi. &gt;Hiç kimsede ses kalmamis. Trübinin üstünden on-onbes çouk onar metre araliklarla dizildi, sonra hep birlikte pantolonlari asagi indirip, &gt;asagi trübinin üstüne isemeye basladi. Göztepe seyircisi kaçismaya baslayinca, onlarin trübin de kellesti! Trabzon denildigi gibi yapti, beraberlige yatti, bir puani birakti. Hakemin son düdügüyle fetih tamamlandi. Film koptu. Hayatimin hiçbir dönemi hiçbir filmde, hiçbir yerde görmedigimiz, duymadigimiz bir sekilde o an ikiyüz seyirci transa girdi, yüz seyirci sara nöbetine tutuldu. Delirmis, çildirmis, çapulcu sürüsü gitmis, aglayarak yerlerde yuvarlanan, kendinden geçerek eli kolu kaskati geçilerek bayilmis onlarca çocuk! Herkes bir yerde baygin sekilde titreyerek agliyor, ya da bayilanlari ayiltiyor.Heyecan dalgasi bedenleri en üst noktada kaziklastirmisti. Doktor degilim, tipçi degilim, bes-on çocuk heyecandan aci çekerek kaskati kaldilar! Çosku yerini sakinlige birakti, gurur yerini kedere birakti, herkes iç çekerek, hiçkirarak agliyor, kimse kimsenin yüzüne bakmiyor, bir kenarda çömelmis, düsmüs, kivrilmis çocuklar, isli bir lambanin alevi gibi kendi &gt;basina agliyor! Ve nasil olduysa, davulcular davula vurmaya basladi, birkaç delikanli, ünlü Espiye türküsüyle oynamaya basladi, iste orada, üstünü basini yirtanlar, herkes birbirini parçaliyor. Parçalanma hali, oyun esliginde &gt;yükseliyor, davul hizlaniyor, acaip, bas, ayak hareketleri, düsüp bayilana kadar. Hirsla giselerin demirleri kopartiliyor, kopartilan demiri kendi kafasina vuruyor. Bu dünyada ulasilacak arzularin en sonuna gelmisler gibi, &gt;yeni bir din sevinci, bir ihtilalin ilk günü gibi, çok "ünlü" bir sey oldu bu sokakta, gece karanliginda issiz daglar basinda vahsi havyanlarla danseden Afrika büyücüleri gibi hepsi. Trabzon bayraklari yirtilmaya baslandi, bayraklara dislerini geçirerek yirtiyorlar, "bitti artik, koduk Istanbul'un .mina!", Ya, kudurarak göklere uçan ........lerin ruhundan birsey, ya, yaristan yeni çikmis Ingiliz atlarina terli terli içirilen &gt;sampanyalar gibi.. Tepisme, gurur, zevk, aci, hersey önce bir felaket gibi sardi bedenleri, simdi, gayipten haber veren kahinler, falcilar, &gt;müneccimler benzeri tirnak ve el kol hareketleriyle vücudlarinda derileri pençe siyriklariyla kaziyorlar. Dibine kadar esrar içmis vahsi ........ler! &gt;Köpürmüs nese, agizlarda tutkal gibi köpürüyor.Bedenler, denizin ortasinda &gt;kasirgaya tutulmus bir kibrit çöpü gibi. Bu ani, hiçbir sekilde, hiç kimseye anlatacak kelime yok. Sopalar kirbaç olup birbirlerini dövüyor, &gt;siseler kafalarda kiriliyor. Ve, o an iste, Alsancak stadinin beton duvarina uçarak kafa atma fasli basladi. Sersemleyip yere düsüyorsun, dogrulup, &gt;tekrar geri çikip, yeniden uçarak betona kafa... Yeniden gerilip gerilip uçarak &gt;betona kafa! Bayilana kadar! Alniniz parçalanincaya, sisler boynuz gibi yumrulasincaya kadar! Zafer, çapulcularin kahramanlastigi o andir, zafer, kuvvetin tek bir bedende toplandigi o andir, zafer, tarihin aklini çelmektir, zafer, ruhumuzu bedenimizden uçurtan o andir! Zafer, damarlarini çatlatarak bu agir hayatin altinda büyüttügümüz bu bedenin duydugu en büyük &gt;sehvettir! Zafer, bütün çapulculari kahramanlastirir, o yüzden tarihin o günü, ordaydik, biz yüz taraftar! Türk medyasinin, Ertugrul Özkök'lerin, &gt;Reha Muhtar'in, Ali Kirca'larin, Tansu Çiller'lerin neden Ingiltere'ye kostugunu anliyorum, çapulcular, kahramanlik yagmalanirken, orda olmak zorunda! Tasaklarini karistirarak yesil yesil kusan bir delikanli, kustugu yerden bagirdi:".mina kodugumun usaklari, toplanin, kupayi almaya &gt;Istanbul'a gidiyoruz." (Tuhafiniza gitmesin, kimse, arkadaslar, çocuklar diye hitap etmez, bir nutuk sekli, hitabettendir, .mina kodugumun usaklari &gt;cümlesi, burda küfür yoktur, sevecenlik, dostluk bildirir. Trabzonlu eski bir yöneticiyle lüks bir lokantadayiz, garson, "buyrun, ne emredersin" &gt;dedi, bizimki:".mina kodugumun usagi bana birbuçuk kiymali getir", dedi, ürktüm, abi, buralarda söyleme böyle, rezil etme bizi, der gibi, oldum. Garson, bu dili iyi anliyor, gülerek, sakalasarak servisi tamamladi.) Otobüsler Çanakkale bogazina Ecaabat'a vardiginda, hayattan artik hiçbir sey beklemeyen kahramanlar yorgunluktan uyumustu. Ancak, öc almk isteyen maceracilar bos durmamis, Ecaabat'ta araba vapurunun hemen orda, sagda, turistik esyalar satan bir dükkana girip, dükkan sahibini konusmaya tutup, arkadan kasalarla, koli koli anahtarlik, oyuncak ayilar, bebekler, agizliklar, yüzlerce tesbih çalip otobüse bosalttilar. Mahallenin dayisi yine nutkuna basladi:".mina kodugumun usaklari, Trabzon'un sanina leke sürüyorsunuz, sampiyonlugumuza leke sürmeyelim usaklar, getirin &gt;bakayim kolileri!" Koliler geliyor herkese pay ediyor. Benim kucagima da dört-bes maymun, üç-bes tesbih, maskot atiliyor. Arabanin önünde oturanlar, Tekirdag'dan geçilirken, Mürefte yakinlarina sizip bir sarap fabrikasi soyulmasi planlari yapiyor. Soför, anayoldan çikmam diye diretiyor. &gt;Bir bakkaldan on-onbes sise sarap çalinip, is tatliya baglaniyor. Istanbul göründükçe, uykulu gözler açildi, otobüsün tüm koltuklarini dehset &gt;dolu bir pervasizlik sarmaya basladi. Cepte bes kurus olmadigi için, ilk durak, Kapaliçarsi. Yan tarafta Misir Çarsisi'nda Trabzonlu esnaf &gt;bulunuyor. Sokakta iki saat süren bir tezahürat, paralar toplaniyor. Hiç gerek yokken, döner tezgahindan döner çikartilip grubun ortasina getiriliyor, disleyenler, kopartanlar, sopalar, döner kiliçlariyla çarsi birbirine giriyor. Aklimizda iki acil program var, bayraklar ve fisekler.Kutu &gt;kutu fisekleri aliyoruz. Büyük bayraklar yeniden özenle büyük sopalara çekiliyor! Galatasaray maçinda trübünün önüne bes-alti büyük bayrak çikartiyoruz, o günün fotograflarina bakin, Ali Sami Yen bu büyüklükte bayraklari o gün görüyordu. Polis saldiriya geçti tribüne. Bizden bir kisi alip, sekiz-on polis ayaklar altinda dövüyor, sonra çeke çeke disari çikartiyor. Biz polise saldiriya geçiyoruz, içimizde agzi burnu parçalanmayan kalmadi. polis demirkapilarin arkasina saklaniyor, bir pundunu kollayip tekrar saldiriyor. Ve taktik olarak, tribünün arkasindan yine tek bir kisi aliyor, yine tekmeler altinda sürükleyerek disari çikartiyor. Polisle iki saat süren bir çatisma. Tribünde bayraklari havalandiran çocuklar disinda hiç birimiz bir saniye olsun maça bakamiyoruz.Kupayi Galatasaray aliyor, disari çiktigimizda toplanip, polis arabalarina saldiri, sonra Galatasarayli dövmek için sokak aralarina dagiliyoruz, yüzlerce mont, esofman, sari-kirmizili bayrak &gt;topluyoruz. Taksim meydaninda taktik gelistirip, sari-kirmizili bayraklarla bagiriyoruz, bayragi gören cimbomlular keklik gibi düsüyor, tam zamani deyip çocuklari paramparça ediyoruz. Tekrar gelen yok, tekrar sari-kirmizili bayraklari salliyoruz, staddan yeni gelmekte olan cimbomlulari tekrar tuzaga düsürüp... Iyi cins, kalite üç-bes mesin mont yüzünden kafile içinde sert tartismalar Trabzon'a kadar sürdü! Viyana kapilarindan dönen Osmanli ordulari gibi, Istanbul'dan, "Cumhurbaskanligi kupasinda *****zi .ikecegiz" deyip geri döndük. &gt;Kafile ani bir kararla, Beyoglu'nun tüm arka sokaklarinda o zamanlar zibil kadar çok, otel adi adinda çalisan genelevlerine tasindi. Giren çikmiyor otellere. Otobüsü kaldiramiyoruz. Gecenin iki-üçüne kadar pavyonlardan gelecek çocuklari bekliyoruz. Toplamak için çocuklarin peslerinden gidiyorum, otel odalarinda gördügüm sahneler, aile var, anlatamam. Çocuklar karilarla sabahlamis ve para vermiyorlar, tüm otellerin pezevenkleri sokaga dolusmus, otelden disari çikamiyor bizimkiler, çocuklar pezevenklere saldirirken, "kari satilir mi ulan, kavatlar, orospu parasiyla ekmek yenir mi ?" diye saldiriya geçiyor, ayakkabilari, gömlekleri otelde kalmis. Ankara'da otobüs mola veriyor, tuvaletten döndügümüzde otobüs kaçmis. Parasiz Ankara'nin göbeginde kaliyoruz. Nerden para bulacagiz diye turlarken, eski terminalden Tandogan'a, ordan Besevler'e kadar yürümüsüz, tam önüme beyaz bir güvercin düstü. Elime alip sevmeye basladim. &gt;Kahveden bir adam yanima kostu, "Arkadasim seksen lira veririm bana ver!", Otobüs parasi otuz lira, seksen, çok para. Kus parayla satilir mi, pirelendim, bunda bir is var. bir daha geldi, "Arkadasim kandiriyor seni, bu kus en az 150 lira eder!".. Cebeci istasyonunun yaninda 130 liraya beyaz güvercini sattik, terminale kosup, Trabzon'a döndük. Birkaç yil sonra çoktan Ankara'ya yerlesmistim, bir gece evde yoktum, sabah eve geldigimde, evin önünde iki otobüs. Ankaragücü maçina gelmisler, kapiyi kirip içeri girmisler, hali, kilim, bulduklari her yere uzanip yatmislar, yetmemis, kilimleri apartmanin merdivenlerine çikartip, on-onbes kisi de orada uyuyakalmis. Tam bir felaket! "Aaaa gara Nihat gelmis" diye ayaklandilar, sarilacagim, sarilamiyorum, hosgeldiniz diyecegim, diyemiyorum, bu belayi basimdan nasil atayim, hepsi arkadasim. Birkaç yilda, kitapligimda üçyüz-dörtyüz kitap tasimistim, degisen sadece buydu hayatimda. &gt;Içlerinden biri "ne yaziyor Gara bu kitaplarda" dedi, "bilmem" dedim, "hepsini okudun mu?" "Eh iste".. Topluca maça gittik. Maratonun yarisini polis bize verdi. Ne olduysa bizimkiler yan trübüne saldiriya geçti. Tribün &gt;bosaldi.Polis çember kurarak bizim tribüne saldiriya geçti, dairenin içine &gt;sikistirdi, joplarla maçin henüz basinda bizimkileri stad disina çikartti. &gt;Koskoca tribün bosaldi, nasilsa polis bana dokunmamisti, ben de eskisi gibi taraftarin ortasinda basrollerde degildim, artik. O bosalmis tribünün tam ortasina gidip, tek basima oturdum. Ankaragüçlüler tek kisiye dahi tahammül edemedi, saldiriya geçti, kimildamadan, yerdimde oturdum. Iki sifir yenildik, zaten Ankaragücü'ne sansimiz tutmuyordu.Ayni mahalleden birlikte top oynadigimiz arkadaslar, ilerleyen yillarda sampiyon Trabzon kadrosunda efsanelesti, hikayelerini gazetelerden okudum. Milliyet Gazetesi spor servisinde her pazar aksami, yildiz degerlendirmeleri geliyordu, gizlice, Trabzonspor'a, Akçabaat Sebatspor'un tüm futbolcularina üçer yildiz koyuyordum. Bir de Milliyet Gazetesi yilin sporcçusu anketi düzenledi, Milliyet'in onbinlerce iadesi depoda duruyordu, tek tek kuponlari doldurup, Senol Günes adina kutuya attim, o yil Senol Günes yilin sporcusu oldu.Holiganlik bir gençlik hastaligidir onu kimse tutamaz. Bu hastaligi birçok kirli politikaci, kirli isadami kullanip, kahramanliktan pay ister, zaferin gölgesinde kirli hayatlarini, kirli paralarini temize çekerler, bu yüzden Trabzsonspor'dan sogudum. Hiç kuskunuz olmasin, Osmanli ordularindaki genç levendler de ayni azgin alevli heyecanlari duyuyordu. Bu gençlerin atesi dindirmek için Anadolu'da binlerce dergah açildi, yüzlerce tarikat kuruldu, bu atesi dindirmek, ehlilestirmek için. O gün, padisahlar kullaniyordu bu genç alevi... Bugün futbol heyecaniyla gençlerin delirmis alevini büyük isadamlari kullaniyor. Trabzonspor böyle oldu, tüm futbol tarihi böyle oldu. Bizler gençtik, kudurmus delilerdik, gerçekten, Tanri'nin yarattigi ......lar gibi sahici vahsilerdik, birileri bu "vahsiligi" kullanip, köse oldu, bakan oldu, olmaya devam edecek. Kitaplarimdan bunu ögrendim, bu yüzden, Trabzonspor'uma ragmen, yazarlik hayatimda tek bir futbol yazisi yazmadim. Ben 13-14 yasindayken kalearkasinda top topluyordum, antremanlarda, maçlarda ikibuçukluk yapiyordum, Senol Günes'in nasil iyi kaleci oldugunu bilirim, bazen topu tutamiyor, kalearkasindan ben uçuyordum. Seyirci kahkahalarla beni alkisliyordu bir müddet. Çok seviyordum bu alkislari ve bu uçuslari. Bazen içimden, söyle bir ses geçiyordu:"Senol tutamazsin topu, ben uçayim!". Bunca sevmeme ragmen Senol'u, neden böyle düsünüyordum.Çünkü ben de insanim, ben de alkis istiyorum, bu zafer onlarin zaferi, bunu çok düsündüm, topu, Türk Edebiyatinin orta sahasina dogru sürmeye basladim. Birgün anasini .ikecegim diyorum, Istanbul'daki edebiyatçi milyonluk .......lerin, bakalim... Asla baskalarinin kahramanligini yagmalamayacagim. Ama tarihinin en kötü futboluna ragmen gözüm daliyor bazan maça, ".mina kodugumun usaklari" diye gizli, pervasiz, Allahsiz bir sevinç hüzünle dolduruyor içimi. Aynaya baktigimda suratimda o günlerden kalma, ........ kiçindaki yarik gibi itligi hala orada görüyorum. Ve simdi çok daha iyi anliyorum, hepimizin gerçek takimi Fener'dir. Ibne, ........, birbirinin kuyusunu kazan orada, arkasindan konusan orada, ruhsuzlar orada... Hepimiz Fenerliyiz, ruhumuza en uygun Fenerbahçe, birgün Pendik'e yenilir ertesi gün Manchester'i yener. Eger bir takim tutacaksaniz, Galatasaray'in o klas, centilmen, çok bilmis, agirbasli havalarina kanmayin, yarin açikta kalirsiniz, biz, birbirimizle dalasacagimiz, küfürlesecegimiz insanlar olmadan yasayamayiz...</DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV></DIV>
    <DIV> .................................................. .......... .............NIHAT GENÇ</DIV>

  9. #9
    halil ibo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    14.08.2004
    Nereden
    İstanbul
    Yaş
    49
    Mesajlar
    6,094

    Standart

    Kocaeli birinci ligdeyken,oradaki bir maçtan Istanbul'a dönerken otobüs soförü bu kadar yüklenmeyin Kocaelispor'a çorbanizda bizimde tuzumuz var demisti,demek bu yüzdenmis.Ama o soförün ve onun gibilerin bilmedigi birsey var ki damarlarindaki kanin asilligi sayesinde lider olmaya,sampiyon olmaya müsait Trabzonspor o sene olmasada bir sonraki yada daha sonraki sene 1.lige çikarak bir saltanati sona erdirecek,Istanbul'un surlarini dalga dalga eritecek güce her zaman sahiptir.

  10. #10
    arakli1967 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.05.2008
    Nereden
    Trabzon
    Yaş
    35
    Mesajlar
    859

    Standart

    Trabzon sakaryayla şampiyonluk mucadelesine katılmadı hiç..

    Kardeş Adanaspor olmasın o? 1981 de sakarya yoktu liğde. ve o sene Adana 2. olarak bitirdi..

  11. #11
    arakli1967 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.05.2008
    Nereden
    Trabzon
    Yaş
    35
    Mesajlar
    859

    Standart

    Sezon: 1980-81
    Sıra Takım O G B M A Y Puan AV
    1 Trabzonspor 30 16 7 7 41 21 39 20
    2 Adana 30 13 8 9 36 28 34 8
    3 Galatasaray 30 13 8 9 28 25 34 3
    4 Gaziantep 30 12 9 9 23 22 33 1
    5 Beşiktaş 30 12 7 11 27 23 31 4
    6 Eskişehir 30 10 11 9 19 19 31 0
    7 Zonguldak 30 12 6 12 36 33 30 3
    8 Kocaeli 30 11 8 11 34 32 30 2
    9 Bursa 30 12 6 12 30 30 30 0
    10 Fenerbahçe 30 9 11 10 31 27 29 4
    11 Altay 30 8 13 9 29 30 29 -1
    12 Adana D.S. 30 11 7 12 25 26 29 -1
    13 Bolu 30 9 11 10 32 36 29 -4
    14 Rize 30 11 7 12 35 42 29 -7
    15 Mersin İ.Y. 30 8 7 15 21 34 23 -13
    16 Ordu 30 8 4 18 19 38 20 -19


    ayrıca Fb ile Rizenin puanlarına bakın.. Fb averajını paraylamı yükseltmiş

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •