PDA

Tam Versiyonu Görüntüle : Türkülerimiz & Yörelerimiz


OYılmaz
05-07-2007, 22:01
Evet Konumuz Türkülerimiz VE Yörelerimiz Konuya güzel bir Neşet Ertaş çalışmasıyla başlıyayım çok sevdiğim türküdür ....
Bütün Türkü sevenlere sevgilerle ..


NEŞET ERTAŞ_NEREDESİN SEN

p6BAeMsl_TA&mode=related&search=

Tunga
05-07-2007, 23:34
Hayırlı olsun.

Klasik müzik, Sanat Müziği derken sonunda Türkülerimizin de bir başlığı oldu.

Buraya katkı yapacak arkadaşlardan bir ricam olacak: Mümkün olduğunca Türkülerin hikayelerini de verirlerse çok güzel olur.

Kolay gelsin.

OYılmaz
06-07-2007, 20:58
kütahya'nın pınarları _ Kütahya

bundan 100-120 yıl önce kütahya'da bir ailenin genç yakışıklı, sözü dinlenir, temiz kalpli bir oğulları varmış. orta halli bir ailenin de güzel, boylu poslu uzun saçlı bir kızları varmış. kız biraz hoppa olduğu, ele, avuca sığmadığı için arkadaşları ona "deli düve" ismini vermişlerdi (düve: buzağı doğurma zamanı gelmiş yeni ineklere bazı yerlerde düve denirmiş). işte genç yakışıklı delikanlı deli düveye aşık olmuş. o zamanlar deli düve adı dillere destandır. genç, deli düveyi ailesinden ister, fakat kızı vermezler. kızla genç gizli gizli buluşurlar. bunu duyan kızın ailesi razı olur ve kızla genci evlendirirler. fakat gençlerin saadetleri uzun sürmez, bu kızın güzelliğini duyan gören zamanın delikanlıları kendilerini reddeden kızın kocasını hem kıskanır hem de ona kin bağlarlar.

aradan hayli zaman geçer bu genç ve güzel gelin bazı delikanlılar tarafından tehdit edilmeye başlanmıştır. delikanlılar "kocandan ayrılacaksın yoksa seni dağa kaldırırız, kocanın da gözlerini kör ederiz" diye kıza haber salmışlar. genç kadın önceleri aldırmaz ve kocasından saklar, onu sevdiği için bir türlü kötülük etmelerine razı olamaz ve delikanlılara şöyle haber yollar " ne olur, kocamı rahat bırakın. ona dokunmayın ne isterseniz yapayım" der. bunu haber alan gençler kadını kaçırmaya karar verirler. aracı kadına "biz istediğimizi çeşme başında söyleyeceğiz. oraya kadar gelsin" derler. bunu duyan gelin meraktan çatlayacak bir duruma geldiğinden çeşme başına gider. çeşme başına giden delikanlılar tuzak kurarak kadını kaçırırlar. kadın bu sırada çığlık atar o sırada kadının kocası olan asalıoğlu sesi duyarak koşarak gelir. kadının kocası ile diğer gençler arasında kanlı bir kavga olur ve asalıoğlu ölür. gençler kızı dağa kaldırmıştı öte yandan oğullarını kanlar içinde yattığını gören gencin ana ve babası saçlarını başını yolarlar.


FcKdDAcnj6g

Zaranın yorumlamasıyla tek kelime ile mükemmel ;)

OYılmaz
06-07-2007, 21:51
Hayırlı olsun.

Klasik müzik, Sanat Müziği derken sonunda Türkülerimizin de bir başlığı oldu.

Buraya katkı yapacak arkadaşlardan bir ricam olacak: Mümkün olduğunca Türkülerin hikayelerini de verirlerse çok güzel olur.

Kolay gelsin.


Katkılarını bekleriz
abicim ;)

Tunga
06-07-2007, 22:20
Fırsat buldukça, çok büyük zevkle :)

Tunga
06-07-2007, 22:36
Ben de bir klasikle başlayayım: Hekimoğlu - 1970'lerde bu türküyü okuduğu albümle ortalığı kavuran TRT Sanatçısı Ümit TOKCAN. Bu da o albümün kapağı.

http://img468.imageshack.us/img468/7713/00gs9.jpg

Hekimoğlu

Hekimoğlu derler benim de aslıma
Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime
Konaklar yaptırdım döşetemedim.
Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim

Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli
Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi
Hekimoğlu'nu görünce narinim budur dedin mi

Çiftlice Muhtarı p...ur p.....k
Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek
Hekimoğlu derler bir ufak uşak
Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek

Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.

İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu'da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amca oğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.

Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey,
kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.

Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.

Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama, Beyin, iki amca oğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle ölür orada.

Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında :
1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya
kadar geliyor ve burada ölüyor.

Hekimoğlu, tipik bir örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.

Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.

Kaynak:
Mehmet Bayrak
Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri,
Yorum Yayınları Ankara 1985


Bu da videosu:

C8jAEZzRj3E

antagonist
07-07-2007, 19:17
Kazancı Bedih-Yeşil Ördek Gibi

6qbedOZHugc

Maalesef türkünün hikayesini bilmiyorum ama türkücünün hikayesini iyi biliyorum...

Ben de sizlere önemli bir sanatçımızı tanıtmak istiyorum:Kazancı Bedih

Bedih Yoluk (Kazancı Bedih)

Kazancı Bedih lakabıyla tanınan Bedih Yoluk 1929 yılında Şanlıurfa’nın Siverekli Mahallesinde doğdu. Babası Dalyanlardan Culhacı (Dokumacı) Halil, annesi Şatıroğullarından Zemzem’dir. Evli olup, Halil, Mehmet, Şükran, Naci, Remziye, Nihat ve Müzeyyen isimlerinde 7 çocuk babasıdır. Asıl mesleği kazancılıktır. Bu nedenle kendisine “Kazancı Bedih” denilmektedir. Herkes kendisini bu lakapla tanır. Kazancı olarak ilk ustası Hasan Diyar'dır ve uzun zaman bu ustanın yanında çalışmıştır.

Daha sonra Aziz ve Kadir Ucar ustaların yanında kazancılık yapmıştır. 1949 yılında askere gitmiş, Bingöl’de, ve Elazığ'da Bando Bölüğünde askerliğini tamamlamıştır. Bilahare belediyeye girmiş ve 26 yıl çalıştıktan sonra 1986 yılında emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra Hacca gitmiştir. Boş gezmemek ve günlük nevalesini çıkarmak için Eski Hal pazarı civarında demlik ve cezve tamiriyle ilgili küçük bir dükkan açmış halen bu işi yapmaktadır. Ayrıca bir mevlüt grubuyla birlikte mevlütlere gidip ilahi ve gazel okumaktadır.

Şanlıurfa’nın yetiştirmiş olduğu en ünlü gazelhanlardan biridir. Fuzuli, Nabi, Nezihe, Furugi, Abdi gibi çeşitli şairlerin gazellerini Şanlıurfa makam geleneğine uygun olarak, davudi ve etkileyici sesiyle okur. Bir güfteyi farklı makamlarda icra edebilme meziyetine sahiptir. Ud, tambur ve cümbüş çalmasını fevkalade iyi bilir.

Nezih meclislerin sayılan sevilen ve takdir edilen kişilerin başında gelir. Gazelin yanında çok güzel meye, hoyrat ve türkü de okumaktadır. Çok güzel okuması nedeniyle, gazelin sevilmesinde ve gazel okuma geleneğinin yaygınlaşmasında çok büyük hizmetleri olmuştur. Eserleri kendine has bir tavırla okur. Çok bilinen bir maya kazancı Bedih’in okuyuşuyla bambaşka bir havaya dönüşür. Ses tonu gazel okumaya çok elverişlidir. Sesi çok etkileyicidir ve sesini iyi kullanır.

İbrahim Tatlıses, Selahattin Alpay gibi birçok ünlü sanatçı da dahil olmak üzere kendisinden sonra yetişen bir çok eses sanatçısı gazel okurken Kazancı Bedih’i taklit ederek onun tavrında okumaya çalışırlar.

Kazancı Bedih gazelleri çok güzel okuduğundan dolayı kendisine “Pir” denilmektedir.

1996 yılında yapımcı Mine VARGIN, yönetmen Yavuz TUĞRUL, aktör Şener ŞEN’in başrolünü oynadığı EŞKİYA filminin bir sahnesinde sıra gecesine yer verildi, Eski bir avlulu ev ve KAZANCI Bedih (Yoluk) in bir gazel okuması istenmiş. Urfanın etrafı dumanlı dağlar türküsü ve ardından da dillere düşen güzel bir gazel, Gazel Şanlıurfalı şair mirine hoca’nındır, Mahlası Lütfü’dür.
Hicaz makamında okunan gazel şöyledir.

Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım
Yanayım aşkın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü âhü fiğan etmedeyim
Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım
Kapladı bu nârı firkat cismi ğem âludemi
Korkarım heşre keder böylece suzan olayı
Sevdiğim rağmet yeter incitme artık kalbim
Gerilerdesin yusufu asa bendi zindan olayım
Lütfüyüm bülbül gibi gülşende feryat edlerim
Vusleti yâr ile ancak şâdi ğendan olayım

Şanlıurfa’ya özgü gazel okuma geleneğinin son temsilcisidir.

Son yıllarda birkaç kaseti ve CD’si çıkmıştır.

Kazancı Bedih ve eşi, 20 Ocak 2004 günü Şanlıurfa'daki evinde uyurken katalitik sobadan sızan gazdan zehirlenerek öldü.


MÜZİK YAŞANTISI

Müzikle ilgisi küçük yaşlarda başlayan Kazancı Bedih ailenin tek çocuğu olduğundan babasının ısrarıyla 14 yaşında evlendi gençlik yıllarında babası onu beraberinde Mecbelbahır’a götürdü. Mecbilbahır Balıklıgöl'den çıkan suyun bir kanalla Hasan Paşa camiine geçtiği yerde ağaların ve yeşilliğin olduğu bir yerdi. Orayı çay bahçesi olarak çalıştıran kişi müziğe çok meraklı idi. Oraya kurduğu gramofondan müşterilerine günün en sevilen sanat müziği parçalarını, Hafız Burhan, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla gibi ünlü sanatçıları dinletirdi. Yine zaman zaman Mukim Tahir gibi o devrin ünlü sanatçıları dinlenmeye oraya gelir, zaman zamanda okurlardı. Akşam serinliğinde çaylarını ve nargilelerini içmek, müzik dinlemek için Mecbelbahır’a giderlerdi. Kazancı Bedih’te babasıyla Mecbelbahır’a gider, gramofondan ünlü sesleri ve ustalarının sohbetlerini dinlerdi.

Müziğe olan merakı bu şekilde gelişti ve cümbüş çalmaya merak sardı. Hafız Ahmet, Hafız Culha, Hafız Dellek Mahmut ve Şükrü Hafız’ı çeşitli müzik meclislerinde dinledi. Bir kısmı ile müzik meclislerine katıldı.

Şanlıurfa’da eskiden müzik gruplarına “Takım” denirdi ve bir tere çağrıldığında herkes takımı ile giderdi. Kazancı Bedih’in de Mehmet Çelik, Ali Kanun, Hasan Diyar, Necip Şıbe, Çırçır Mahe, Şıhmüslüm Görgün, Nacar Celal, Mustafa Usta takım arkadaşlarıydı. Daha sonra tenekeci Mahmut, Aziz Çekirge, Gacı İmam Kayıs, Cuan Mahe ile çeşitli müzik meclislerine katıldı. Bunların dışında Seyfettin Sucu, demir İzzet, Mahmut Coşkunses, İbrahim Tatlıses, Kadir Sema gibi birçok ses sanatçısı ile müzik meclislerinde bulunmuştur.

Hiç plak yapmadı. Kasnak teyibin Şanlıurfa’ya gelişinden sonra bant yapma meraklılarının aranan kişisi oldu ve yüzlerce mahalli banta herhangi bir ücret almadan gazel, maya ve türkü okudu.


Kazancı Bedih, müzik meclislerinde birçok şairin gazelini kendi tavrına göre çeşitli makamlarda okur. Makamları ve makamlarındaki geçkileri çok iyi bilir.

Sık sık okuduğu gazelleri şöyle sıralayabiliriz. Nezihe Hanım’dan Gümrahlarını goncayı zibaya değişmem”, “Sabret gönül eyyamı yare de kalmaz”, Kuddus’den, “Aldanma gönül devleti ikbale güvenme”, Abdi Efendi’den “Hüsnün senin ey dilber nadide kamer mi”, “Nice bir nar’ı aşkınla ciğer yansın kebap olsun. Fuzuli’den “Öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir”, Nabi’den “Sakın terk-i edepten kuy-umah-bubu hudadır bu”, Baba Kani’den “Gamı Aşkın-la ahvalim perişan oldu gettikçe” Ruhi’den “Nice bir dağdağa ile berbad olalım”, Muharrem hoca’dan "Karadan ağa dönüp dest-i dilara okuruz” ve daha bir çok şairin gazellerini okumaktadır.

Okur yazar olmadığı için önceleri gazelleri dinleme yoluyla ezberleyen ama uzun gazelleri bu şekilde öğrenmek zor olduğu için gece mektebine giden Kazancı Bedih, pek iyi olmasa da şimdi okuyabiliyor, meramını anlatabilecek kadar da yazabiliyor.

Sesi pek ve kendine has güzelliktedir, bu nedenle gazelleri ve mayaları o kadar güzel okur ki dinleyen onun sesinin tonunu ve okuma tarzını unutamaz.

Uzun havaları ve türküleri kendi tavrında okur. Bazen sanat müziğinden bir şarkısı kendi üslubunda, değişik bir yorumla uzun hava gibi okur. Buna örnek olarak “Kara gözlüm efkarlanma gül gayri” adıl rast makamındaki şarkıyı gösterebiliriz. Bu şarkıyı başka makamda uzun hava olarak bir çok meclislerde okumuş ve dinleyenlerin beğenisini kazanmıştır. Bundan başka “Yeşil kurbağalar” “Eminem”, “Atıma verdiler sarı samanı”, “Neyleyim de Karamanın elini”, “Kara göz” gibi uzun havaları kendi uslubuyla çok güzel şekilde okumaktadır.

Yüzlerce mahalli kasetin yanında İstanbul’da doldurulan kasetlerde de gazel, maya ve türkü okumuştur. Urfa gecelik isimli kasetler dizisinde okuduğu gazeller yurt çapında çok beğenilmiştir.

Kazancı Bedih, radyo ve TV programlarına da katılmıştır. İbrahim Tatlıses’in hazırladığı “İbo Show “ daki programı, Selahattin Alpay’la yaptığı program ve Ali Bozkurt’un hazırladığı “Bizim Eller” programları bunlardan birkaçıdır..

Bugün gazel okuyan bir çok kişiyi yetiştirmiştir. Birçok kişi de mahalli bantlarını dinleyerek ondan faydalanmıştır ve onun tavrında söylemeye çalışmıştır. Yetiştirdiği kişilerden biri de oğlu Naci Yoluk’tur. Oğlu da kendisi gibi ud çalıp, gazel okuyarak gazel okuma geleneğini sürdürmektedir. Sesi ve okuma tavrı babasına çok benzemektedir.

----------------------------------------------------------------------------

14 şubat 2000 gününde Hürriyet gazetesinin sevgilililer günü özel ekine torunu için mektup yazmıştır, mektup ki ne mektup! İnsan okudukça duygusallaşıyor, gözyaşlarına hakim olamıyor. Üstelik türkçe okuma yazması olmayan biriydi.

Sevgili torunum Bedih,

Aşkım ebedidir erecek sanma zevale
Dönsem eleme kahr-ı firakınla hilale
Bigane-i gamdım seni ben görmeden evvel
Ettim bugün eğlencemi feryad ile nale
Sevdimse seni sefeti vicdan ile sevdim
Bir lahza bile düşmedim ümid-i visale

Böyle demiş istanbullu Nezihe Yaşar hanım. Aşk allah'tan. Dalıp iniyorsun. Nasıl elektrik kesilir, öyle hiçbir şey görmez olur gözlerin. Gözlerim doluyor. Benim tecrübeme bakma. sen aşk üstüne derslerine iyi bak. allah aşkının, gazel aşkının, insan aşkının birbirine bağlandığını unutma. Bunların hiçbirini ihmal etme. Allah aşkı zaten unutulmaz. gazel aşkı ise beni unutturmaz. İnsan aşkına gelince, bu da seni sana unutturmaz.

Torunum bedih,

Dersine iyi çalış. işine, kárına dikkat et. benim gönlüm allah ve müzik aşkına açık oldu. Tez evlendiğim için gönül gözümü, çocuklarımın anasına açtım. Bir kuru kaya parçası gibi oldu gönlüm. Aşkları, en güzel aşkları gazel söylerken, cümbüş çalarken yaşadım. Torunum, sana tavsiye etmiyorum. Sen kır çiçekleri aç, şakşako (gelincik) gibi ol.

Sana bayram müjdesi olarak yeni albümümü hediye gönderiyorum.

Mecnun isen ey dil, sana leyla mı bulunmaz
Bir goncayı bülbüle şeyda mı bulunmaz
Sun şerbeti lal-i lebin ağyarına vefasız
Sahi mi bulunmaz bana sehba mı bulunmaz.

Bu gazel de sana ikinci nasihatim oldu. aşkı bul, o seni terkedince başka leylalar bul.

Deden senden ümitli. Okurken de aşkla oku. Diplomalı olman, usûl, eğitim alman beni gururlandırıyor. Biliyorsun ben, nota nedir bilmem. Hayatta başarılı olmanı temenni ve niyaz ederim. Gözlerinden öperim.

Deden Kazancı Bedih Yoluk

----------------------------------------------------------------------------

Pirsiz gazeller sıradan geceler

http://www.msnbc-ntv.com.tr/news/45143.jpg

Ne kadar sıradan verildi ölüm haberi, ne kadar basit!… “Urfa sıra gecelerinin ünlü ismi Kazancı Bedih lakaplı Bedih Yoluk ve karısı soba zehirlenmesinden öldü.” Ölümü mü daha trajik, ölüm haberleri mi?

Bin yılların gazellerine adanmış 75 yıllık bir ömrün, hiç şımarmamış can yakan bir cümbüşün, hiç susmamış yürek buran bir sesin, bir “Pir”in hakettiği bu muydu?

“Popstar Bayhan evinde soba zehirlenmesinden ölseydi, bugün kaç gazetede manşet olurdu?”

Doğru soru değil biliyorum…

Kıyaslamamak lazım…

“Hangi sanatçıları beğeniyorsunuz?” sorusuna keyifle gülerek “Beni kim kandırırsa onu beğenir, takdir ederim” cevabını verebilme kemaline ermiş Kazancı Bedih de bu soruyu sormaz, sorandan hoşlanmazdı, biliyorum.

Popüler kültürle, binlerce yılın yaşanmışlığından süzülüp gelmiş “damıtılmış kültürü” karşılaştırmanın bizi sığ sulara taşıyacağı açık.

Oysa Kazancı Bedih’in gazelleri bizi hep “derin sulara” çekti;
“Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım
Yanayım ateşi aşkın ile büryan olayım”

Tevazu muydu, yoksa tamah mı etmedi bilinmez ama Gazelhanların Pir’i hiç popüler olma savaşı vermedi.

İki yıl önce “gençlerin önünü açmak lazım, kazancılığa geri dönüyorum” diyebilen bir insan, isteseydi de popüler kültürde yer kapabilir miydi, ayrı soru...

Ama o hiç istemedi...
“Korkarım hacre kadar hep böyle suzan olayım
Sevdiğim rahmet yeter, incitme artık kalbimi” demeyi tercih etti...

Sıra gecelerini bıraktığını açıklarken “yoruldum” demişti, ama popülerleşmeye de itiraz etmişti kısacık;
“Şimdiki sıra gecelerinde gitarla org çalıyorlar... Tadı kalmadı artık.”

Küsmemişti ama... Kimseyi yok saymıyor, küçümsemiyordu... Popüler televizyon dizilerinin, filmlerin yapımcılarını kırmamış gazeller okumuştu.

Eşkiya filminde “Bir sen misin alemde tabip illet-i aşka” derken, kendi gönül dünyasından ipuçları veriyordu aslında.

“İllet-i aşk”tı yetmişbeş yıllık yaşamının hülasası...

Çok söze gerek yok... Ağlayıp sızlamanın, ölüm biçimine isyan etmenin yakışığı da yok.

Ölüme isyan etmemeyi öğrenmiş bir kültürün Pir’iydi O.

Ölümü her biçimiyle kabullenebilecek kadar hayatın üstadıydı O.

Ama biz onun kadar kemale eremedik, gönlümüzde gazeller susmuyor;
“Tenha gecelerde beni eyler mi teselli,
Baykuş sesini bülbülü şeydaya değişmem...”

Özkan
07-07-2007, 23:42
ORDU KERKÜK'E!!!

Irak'ın kuzeyinde bugün bir köyde düzenlenen intihar saldırısında ölenlerin sayısı 105'e yükseldi.

Yerel yetkililer ve hastane kaynakları, bu sabah Kerkük'e 130 km uzaklıktaki Emerli köyünde patlayıcı yüklü bir kamyonla düzenlenen intihar saldırısında ölenlerin sayısının 105'i bulduğunu belirttiler.

Saldırının meydana geldiği köye komşu Türkmenlerin çoğunlukta bulunduğu Tuz Hurmatu kentinin koordinasyon merkezi komutanı Yarbay Seman Hamid, korkunç saldırıda 5 kişinin de kaybolduğunu ve kurbanların kimliklerini belirlediklerini belirterek, "250'den fazla da yaralı var" dedi.

Abdurrahman Kızılay-Kerkük'em Yaralıyam
XXb-wTdcIIA

Kerkük 82. vilâyetimiz olana dek hoyrata devâm!

OYılmaz
08-07-2007, 14:41
Üstad Neşet Ertaştan müthiş bir Türkü ;

NEŞET ERTAŞ _ ZAHİDEM _ KIRŞEHİR

Jf1hDEMOryM&mode=related&search=


Zahidem türküsü ile dilden dile dolasan Asik Mustafa ve Zahidenin aski yillar once Cicekdag ilcesine bagli olan Ahmetli koyunde baslamisti. Kucuk yasta annesini ve babasini kaybeden Asik Mustafa, Zahidenin babasi Haci Mehmet aga’ya irgat durdu ve 22 yasina kadar ona calisti. Zahidenin guzelligine kapilan Asik Mustafa onunla olmanin yollarini arar. Fakat kendisine rehberlik edecek kimsesi yoktur. Çareyi gurbete (Ýzmir)’e giderek çalismakta bulur. Kazanci ile Zahide’sine sahip olmanin hayallerini kurar. Gece gündüz yorulmadan çalisir, açliga, susuzluga dayanir. Tek ümidi Zahide’sine kavusmanin hayalidir.
Arap oglu Mustafa’nin Izmir’e gitmesinden kisa bir süre sonra Zahide’yi yukari Haci Ahmet’li Köyünden (Molla Hasan) isminde zengin biri ile evlendirirler. Oysa Zahide’de Mustafaya asiktir. Bu askini ne Arap oglu ne de çevresi bilmektedir. Zahide’nin esinden iki kiz çocugu olur.
Arapoglu Mustafa, uzun bir müddet Ýzmir’de çalisir bu arada gelip gidenlerden Zahide hakkinda haberler sorar. Zahide’nin gelin oldugunu duyar, tüm dünyasi yikilir, sinir burhanlari geçirir. Zahide’ye olan aski ile evlenmeden uzun müddet yasar. Bu arada Zahide’ye içinden içinden beyitler söyler.
Zahide ise günden güne sararip solmakta yok olup gitmektedir. Ondaki olan güzellik ümitsiz askiyla kaybolmustur. Kalan ise Arapoglu’na olan gizli askidir. Yakalandigi ince hastalik denen verem’den 1965 yilinda ölür. Bunun ölümüne dayanamayan Arapoglu’da Zahide’ye türküler söyleyerek daga tasa uçan kusa içini dökerek 1966 yilinda ölür.
Köylüler, sagliklarinda kavusamayan bu iki asigi yanyana koyarak son görevlerini yerine getirirler. Bugün bu iki asik yukari Haci Ahmet’li köyünün camisinin avlusunda yatmaktadir.

İHSAN
10-07-2007, 15:41
HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI
Söz-Notaya Alan : Nida Tüfekçi
Yöre.................: Yozgat
HİKAYESİ
Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat´a (Akdağmadeni) gelir.

Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul´da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.

Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat´a getiremez, İstanbul´da kalır.

AsWSBLCwIE4

Faik Yılmaz
10-07-2007, 15:58
Arkadaşlar Çeşmi siyahım varmı arşivinizde

OYılmaz
10-07-2007, 19:11
Arkadaşlar Çeşmi siyahım varmı arşivinizde

Evet çok sevdiğim türkülerden biri aklıma getirdiğin için saol abi :)


Türkünün Adı: İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım
Türkünün Yöresi: Kahramanmaraş (http://www.turkulerle.net/turku-sozleri.asp?y_no=56&Kahramanmaras.html)
Türkünün Kaynağı & Mahlası: Aşık Mahsuni Şerif (http://www.turkulerle.net/turku-sozleri.asp?t_no=64&Asik_Mahsuni_Serif.html)


İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Hayli dolaşayım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah İle zarda
Ötmek İstiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahzuninin berbat haline
Mervanın elinde parelense de

z5P8zC47qdw&mode=related&search=

Bu türküyü dinleyince kendimden geçiorum offf offf

Cyzio
13-07-2007, 17:17
Hayatımın en güzel demlerini, yani çocukluğumu (biraz da gençliğimi) Erzurum'da geçirdim. Türküyle arası fazla iyi olmayan biri olarak bile, bizim oaralara mahsus tatyan, her zaman dikkatimi çekti.

Aşağıdaki kısımlar bir internet sitesinden alınmadır:

Tatyan : Tatyan hakkında çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Tatyan dediğimiz türkülerin kaynak kişilerinden Raci Alkır, Tatyanın; “tatlı dil, tatlı söyleme” anlamında olduğunu söylemektedir. Yaptığım araştırma neticesinde,, bu tarifin karşılığını Kaşgarlı Mahmut’un, Divan-ı Lûgat-it Türk eserinde buldum. Lûgatta “tatgan” sözcüğü yukarıdaki tarifin karşılığı olarak yazılıdır. Demek lâzım ki, tatlı söyleme gibi anlatımın belirlediği “tatgan” sözü, değişikliğe uğrayarak “ tatyan” olmuş çıkmıştır. Ayrıca Ziya Gökalp’ın tatyan hakkındaki tarifi şöyledir : “Türklerden gayrı olanlar” yada “gayri müslimlere verilen ad.”

Konuya ilişkin olarak, Erzurum Halk Oyunları ve Türküleri Derneği Başkanı Sebahattin BULUT ise, tatyanın sonradan tasavvuf veya tekke müziğine dönüştürüldüğünü söylemektedir. Bulut, Erzurum folkloründe tatyanlar adlı araştırma yazısında: “Erzurum’da kadın oyun havası olarak bilinen “tatyan” isimli kadın oyun havasının tarihi akışı içinde kalıp değiştirdiği ve son 60 yılda bir tasavvuf veya tekke müziği biçimine döndüğü bir gerçektir. Yaşı benim gibi 70’in üzerinde olan Erzurumlular, tatyanın düğün ve şölenlerde oynanan bir oyun havası olduğunu çok iyi hatırlarlar. Oyun sözcüklerinin hâla belleklerde yaşadığına da inanıyorum. Tatyan isimli bu kadın oyun havasının sözcükleri şöyleydi :

Amman amman amman
Amman amman amman
Burç üstüne bayrakları kurdular
Ey hamamcı bu hamama güzellerden kim gelir
O zamanda ezelhanı vurdular
Ne bileyim ay efendim günde yüz bin can gelir
Hadi leyli leyli leylim gel
Hadi leyli leyli leylim gel
Bir tanem gel gel, efendim gel
Bir tanem gel gel, efendim gel

Bir devrin oyun havası olarak bilinen bu tatyan havası, tekke ve zaviyelerin güzel sesli insanları tarafından başka bir kalıba sokuldu, neticede başka başka tatyanlar karşımıza çıktı. Biz yaptığımız araştırma ve incelemede tatyan sözcüğünü evvela lügatlarda aradık. Ferit DEVELİOĞLU’nun Osmanlıca Türkçe lügatinde “tat” sözcüğünün, “Türklerden gayrı olanlar” anlamını ifade ettiğini gördük. Bir “yan” ilavesiyle tatyanın Türklerden gayrı yan olabileceğini düşündük.

Bir başka yaklaşım : Erzurum yöresinin mahalli şive ve sözlükleri içerisinde bulduğumuz “tat” sözcüğü ise, çorabın boğazdan aşağı alt veya taban kısmının adı.”Çorapların tabanları yırtılmıştı, tat’larını değiştirdim” sözcüğü, kadınlar arasında çok söylenen bir terimdir. Konuya bu mahalli deyimle yaklaştığımızda, bir “yan” “ayak” anlamı karşımıza çıkıyor. Bu ifade bir oyun benzetmesinden, bir figür anımsamaktan başka ne olabilir ?”

Benim incelemelerime göre, tatyanları tekke veya tasavvuf musikîsi içerisinde değerlendirmek uygun değildir. Çünkü tatyanların sözlerine bakıldığında; çoğunlukla kadın, aşk ve sevgili gibi temaların işlendiği görülmektedir. Bu temaların tasavvuf veya tekke müziğinde kabul görmesi imkânsızdır. Bu fikrin ortaya atılma sebebine gelince: Erzurum ve çevresinde, dini günlerde, (özellikle ramazan aylarında) halkımızın, güzel sesli hafızlardan ve mahalli sanatçılardan gazel okumalarını isteme geleneği vardır. Burada kastedilen, (Seyreyle güzel kudreti Mevlâ neler eyler) tasavvuf şiirleridir ama, bazılarınca tatyan zannedilmektedir.

Gazelin bizim edebiyatımızdaki örneklerinde; dinî ahlâkî ve tasavvufî olanları vardır. Ancak bunların tümü için “tatyandır” demek doğru değildir. Bu sözcük uydurukta olsa, şöyle yada böyle, halkın belleğine yerleşmiştir. Kısacası tatyan olarak bilinen repertuarımızdaki eserler, divan şiirinden gelen ve çoğunlukla kadın, aşk, sevgili gibi temaları işleyen gazellerdir. Zaten gazellerin toplanıp yazıldığı yer, “Divan” adlı şiir kitaplarıdır. Örneklediğim tatyanlar arasında “Dün gece yâr hanesinde yastığım bir taş idi” türküsünün sözlerinde; yâr hanesinde bulunmanın mutluluğuna ve yaşanan hayata dair, güzel, ahlâkî ifadeler kullanılmıştır.

En tanınmış tatyanı, bu işin ustası Mükerrem Kemertaş'tan dinlemeye ne dersiniz?

i8zDvSUXcjg

Tunga
13-07-2007, 17:35
----------------------

Cyzio
13-07-2007, 17:44
İki farklı yorumuyla, bir tatyan daha koyuyorum:

OsAybukh_BY

67RdysbxAD8

Hikâyelerini maalesef bilmiyorum.

zafer6161
13-07-2007, 17:47
Orhan Gencebay ( Batsın Bu Dünya) SAMSUN YÖRESİ

antagonist
21-07-2007, 21:58
zOAWj5MEIg4

Mezar Arası - Hıdırlık Türküsü

Anadolu’da her yörenin türküsü olarak bilinir.(Kütahya,Konya,Amasya gibi.) Yeşillikler içindeki Hıdırlık Tepesi,türbesiyle birlikte Kütahya’nın her yerinden görünen ve yıllardır mesire yeri olarak bilinen bir mevkimizdir.Bu güzel tepe 1960’lı yıllara kadar eteklerinde bulunan Sultanbağı ve Gökçimen(Hmidiye) mahalleleri gençleri arasıda sahiplenebilmek için mahalle kavgalarına sahne olmuştur.Bahar aylarında hangi mahalle yenerse tepe onların kontrolüne geçermiş.Diğer mahalle sakinlerini Hıdırlığa sokmazlarmış.Kavgalarda kama,bıçak,değnek,sapan vb.aletler kullanırlarmış.Bundan 80 yıl kadar önce yine böyle bir kavga zamanındaGökçimen mahallesi delikanlılarından 3-5 ay önce askerden gelen Kazım;öğle yemeği için annesinden cimcik yapmasını ister.Annesi işe koyulur.Bu arada Kazım annesine yemek oluncaya kadarHıdırlık’a dolaşıp geleyim,arkadaşlar ne alemde bir bakayım der.Annesi: Oğlum cimciği ateşe koyuyorum yiyipte git derse de Kazım anne sen hazırlayıncaya kadar ben gelirim deyip evden çıkar.Hıdırlık eteklerindeki iki mezarlık arasında Sultanbağı gençlerinden sevdiği,tanıdığı Arabacı Musa ile karşılaşır. Hıdırlık yüzzünden hasım olduklarından tartışıp kavgaya tutuşurlar.Kazım’ın üzerinde hiç bir şey yoktur.Musa dövüleceğini anlayınca kamasına sarılır ve Kazım’a rasgele saplamaya başlar.Kazım aldığı bıçak darbeleri ile yığılır kalır.Musa kaçar.Bu arada bir hayli zaman geçtiği halde oğlu gelmeyen Kazım’ın annesi ”.Ccimcikte soğudu,nerde kaldı bu oğlan”diye sokağa çıkar.Bakar ki bütün insanlar “Kazım vurulmuş”çığlıklarıla koşuşturuyorlar.Duyduklarına inanamaz,onların arasına katılıp oğlum evladım çığlıklarıyla koşarak mezar arasına gelir.Bir de ne görsün yiğit delikanlı Kazım kanlar içinde yerde yatıyor.Annesi üzerine kapanıp feryat figan içinde üzüntüye garkolur,ağıtlar yakmaya başlar.Hıdırlık yüzünden bir delikanlı daha kaybedilmiştir.Musa yakalanıp hapse atılır.Bu olay üzerine yakılan ağıtlar günden güne hüzünlü bir türküye dönüşür:

Mezar arasında harman olur mu
Kama kurşun yarasına derman olur mu
Kamayı vuranda din iman olur mu

Aslanım Kazımım yerde yatıyor
Kaytan bıyıkların kana batıyor

Mezar arasında kanlı kasaplar
İnsan ahbabına kamamı saplar
Cenazem gidiyor bakın ahbablar

Aslanım Kazımım yerde yatıyor
Kaytan bıyıkların kana batıyor

Mezar arasında melekler çoktur
Gelme doktor gelme çaresi yoktur
Bir Allah'tan başka hiç kimsem yoktur

Aslanım Kazımım yerde yatıyor
Kaytan bıyıkların kana batıyor

Mezarımın daşı kıbleye karşı
Üstündeki çimenler gözümün yaşı
Bakın ey ahbablar Kazimin naşı

Aslanım Kazımım yerde yatıyor
Kaytan bıyıkların kana batıyor

Mezar arasından atlayamadım
Döküldü cephanem toplayamadım
Zalım düşmanlar haklıyamadım

Aslanım Kazımım yerde yatıyor
Kaytan bıyıkların kana batıyo

Çok etkileyici ve güzel bir parça...Dinlemenizi tavsiye ederim...

Tunga
21-07-2007, 23:24
Bu gece aslında türküden çok bir türkücüyü anmak için bir parça ekleyeceğim:

Özay Gönlüm. Bir bağlama üstadı, Ege yöresi türkülerinin uzmanı, Yaren'in mucidi:

Yaren'in hikayesi:

TGBrP6c2ll0

Ninenin Mektubu - Hop diri dattiri

gGFtocVnn8M

Nur içinde yatsın.

OYılmaz
22-07-2007, 16:08
GjFmXpFtDfA&mode=related&search=

Neden Geldim İstanbul'a _ Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu

Özellikle İstanbulda memleket hasreti çekenlere gelsin bu türkü:) Erkan Oğur ve İsmail Hakkı üstadlarının mükemmel sesiyle..

OYılmaz
23-07-2007, 17:27
Elleri ayakları öpülesi üstadlarım Erkan Oğur ve İbrahim Hakkı Demircioğlu'dan

Erkan Oğur _ İbrahim Hakkı Demircioğlu _ Bülbülüm Altın Kafeste (selanik )_Rumeli

vyWshdsi8gE

Bülbülüm Altın Kafeste



Bülbülüm Altın Kafeste
Öter Aheste Aheste
Ötme Bülbül Yarim Hasta
Ah Neyleyım Su Gönlüme
Hasret Kaldım Sevdiğime

Ben Sana Dayanamam
Yarim Ben Sana Aldanamam
Ben Sana Dayanamam
Yarim Ben Sana Katlanamam

Bülbüllerı Har Ağlatır
Asıkları Yar Ağlatır
Ben Felege Neylemişim
Benı Her Bahar Ağlatır

Ben Sana Dayanamam
Yarim Ben Sana Aldanamam
Ben Sana Dayanamam
Yarim Ben Sana Katlanamam

antagonist
26-09-2007, 23:29
Kışlalar Doldu Bugün/Okuyan:Hamza Şenses(1904-1939)

Hamza Şenses’in kardeşi İbrahim, Diyarbakır’da askerdir. Eskiden askerlik süresi şimdiki gibi olmayıp 3-4 yıl sürer, savaş dönemlerinde daha fazla sürdüğü de olurdu. İşte, Hamza, uzun zamandan beri askerliğini yapmakta olan kardeşi İbrahim’i özlemiştir. Onu görmek için Diyarbakır’a gider ve kardeşinin askerlik yaptığı tabur’un nizamiyesine varır.. Nizamiyede olan yetkililer “Kardeşiniz görevde, görüşmeye çağıramayız” derler. Uzak yoldan geldiğini, birkaç dakika bile olsa kardeşini görmek istediğini söylese de orada bulunanlar ”yasaktır” deyip kabul etmezler. Bunun üzerine tabur komutanıyla görüşmek istediğini söyler, zor bela tabur komutanıyla görüştürülür. Tabur komutanı babacan tavırlı birisidir. Onu iyi karşılar. Bunun üzerine Hamza Şenses, kendini tanıtır. Uzun yoldan geldiğini, kardeşini görmek istediğini söyler. Tabur komutanı da müziğe meraklıdır ve Hamza Şenses’in ismini önceden duymuştur. Bu nedenle kendisine çay, kahve ikram edip ağırlar. Kardeşi İbrahim’i odasına çağırtıp görüştürür.

Görüşme biterken Tabur komutanı Hamza Şenses’e, “Buraya kadar gelmişken bir gece yapalım” der. O da kabul edince, taburdakilere güzel bir gece yapılır. Hamza Şenses, kardeşi İbrahim’den ayrılmanın üzüntüsü ile o gecede;

Kışlalar doldu bugün
Doldu boşaldı bugün
Gel kardaş görüşelim
Ayrılık oldu bugün
Naçar eliden vah vah yâr yâr

Geceler yârim oldu
Ağlamak kârım oldu
Her dertten yıkılmazdım
Sebebim zalim oldu
Garib eliden vah vah yâr yâr

Bestesini yapar ve orada bulunanlara okur. Çok sevilen bu eserini daha sonra plağa okuyarak ölümsüzleştirir.

b3rDpqOjNzc

Dinleminiz tavsiye ederim,çok yanık bir ses...

Ba®ış
26-09-2007, 23:33
Sağır Oda dizisinde bayağı çalmıştı bu türkü

Gülşen
27-09-2007, 21:12
Orhan Gencebay ( Batsın Bu Dünya) SAMSUN YÖRESİ

çok yaşa emi zafer :D:D

kelkitli29
28-09-2007, 10:42
http://youtube.com/watch?v=gs3dwoqzED4

Esat kabakli dan - Gömdüm Ogul


Yalniz Enver Celik diyor, aslinda onu daha cok begeniyorumda bulamadim.
Hikayesini bilemeyecegim, kusura bakmayin.

kelkitli29
28-09-2007, 11:00
Yöresi : Gümüshane

http://youtube.com/watch?v=l5uynCNpxVo

Alli Gelin

Yillar önce ilcede iki genc evlenir. Evlendikten bir kac ay sonra delikanli gurbet yoluna düser, gurbet elinde bir iftiraya ugrar düser hapishaneye. Yillarca yattiktan sonra saci sakali agarmis olarak cikar hapishaneden tutar köyünün yolunu. Ama aklindan yavuklusu cikmaz o erin. Acep yavuklusu duruyor mu yoksa baska birisi ile mi evlendi? Köy yoluna koyulur varinca köye yavuklusunun koynunda bir delikanli yatiyor. Ne bilsin kendi oglu oldugunu. Bari der karnimi doyurayimda yine cekip gidem gurbet ellere ve bu türküyü söylemeye baslar.

Hikayenin dogru oldugunu düsünüyorum cünkü büyüklerimizden, özellikle gümüshanedeki büyüklerimizden hep duyariz bunu. Herif köye gelip karisina ogluna sarilamadan cekmis gitmis gene ve ölüsü bile gelmemis daha köye.

OYılmaz
28-09-2007, 16:14
Bülbülüm Altın Kafeste(Selanik Türküsü)
Yöre:Rumeli

Bu Türkü M.Kemal Atatürkümüzün En Sevdiği Türkülerden Biridir Bugüne kadar gelmesinde Ulu Önderin Büyük katkısı vardır Derleyen M.Kemal Atatürktür..

Bülbülüm altın kafeste
Öter aheste aheste
Ötme bülbül yarim haste
Ah neyleyim şu gönlüme
Hasret kaldım sevdiğime
Ben sana dayanamam yarim ben sana aldanamam
Ben sana dayanamam yarim ben sana katlanamam
Bülbülleri har ağlatır
Aşıkları yar ağlatır
Ben feleğe neylemişim
Beni her bahar ağlatır

Erkan Oğur üstad Ve Cihat Aşkının Kemanıyla Kendinizden Geçeceksiniz .....

IBhH6kDqruI&mode=related&search=

Erkan Oğur (sözlü)

21FHBHPQE94&mode=related&search=

POYRAZ
28-09-2007, 18:05
Ege türkülerine bayiliyorum.

Oğuuz
28-09-2007, 18:10
aşık veysel_benim sadık yarim kara topraktır

oA_jwMuA9ro

antagonist
28-09-2007, 22:20
uNk-UfHsrqI

Kerkük Kalesi-Fatih Kısaparmak

OYılmaz
29-09-2007, 14:06
Altın Hızma Mülayim
Altın hızma mülayim
Seni Hak'tan dileyim
Yaz günü temmuzda
Sen terle ben sileyim
Gün gördüm, günler gördüm
Seni gördüm şad'oldum

Altın hızma incidir
Gömleği nar incidir
Benim lal olmuş dilim
Ne dedim yar incinir
Gün gördüm, günler gördüm
Seni gördüm şad'oldum
Altın hızma tumağa
Yanaşıp al yanağa
Güzel gel görüşelim
Men gidirem ırağa
Gün gördüm, günler gördüm
Seni gördüm şad'oldum

Yöre:Kerkük

Abdurrahman Kızılay

FjDZfzaAbXo&mode=related&search=

Gülşen
02-10-2007, 23:38
Yukarıda yer alan Altın Hızma türküsü Nida Tüfekçi tarafından 1970 yılında derlenmiş ve pek çok müzisyen tarafından söylenmiştir. Kaynaklar öyle diyor.
Ruhi Su'nun "Ankara'nın Taşına Bak" adlı albümünde de yer alır. Bir çok kişi tarafından türkünün günümüze kadar en iyi yorumlanışı olarak görülür. Ben de bu fikre katılırım.

Bütün türküler güzeldir. Tabiattır, hayatın ta kendisidir. Salt müzik değildir. Ve bu ülkenin elle tutulan hazinesidir.

Aşağıdaki türkü hikayesinden anlaşıldığı kadarıyla Erzincan yöresine ait bir türkü... Türkmen Gelini diye de geçiyor türkünün adı.

Odasına vardım gayfe pişirir (Yandım Hudey)
Rivayet odur ki;

Seferberlik yıllarında askere alınanlar, ya çok uzun yılar sonra döner ya da hiç dönmezlermiş. Hele bu gidilen yer Yemen ise, geri dönme ihtimali hemen hemen hiç olmazmış. Çünkü gidenlerin çok azı sağ olarak geri dönüyormuş. Erzincan’dan bir delikanlı, uzun yıllar sevdiği kızla nihayet evlenir. Gelinle bir hafta bile birlikte kalmadan, askere alınarak Yemen'e gönderilir. Bunun üzerine hem gelin hem de kendisi çok üzülür, ama; çare yoktur, vatan hizmetine gidilecektir.

Askere giden delikanlıdan uzun bir zaman haber alınamaz. Bunun üzerine kendisinin öldüğüne kanaat getirilir. Bir süre sonra da bu delikanlının babası, oğlunun hanımını, yani gelinini kendisiyle evlenmeye ikna eder ve geliniyle evlenir.
Aradan birkaç sene geçer. Delikanlı bin bir türlü meşakkatten sonra askerliğini bitirerek Erzincan'a döner, köyüne gider. Evine varır ki, hanımı ev damında hamur yoğuruyor. Hanımı kendisini görünce şaşkınlık geçirir ve ağlamaya başlar. Delikanlı hanımına sevineceği yerde neden ağladığını sorar. Hanımı iki gözü iki çeşme, durumu olduğu gibi delikanlıya anlatır. Delikanlı bu durum karşısında, beyninden vurulmuşa döner. Delikanlının başına gelenlere köy halkı da çok üzülür. Bu acıklı durumu, delikanlının ağzından, aşağıdaki türkü ile dile getirirler.




jiDs-e6r6LM



Türkünün buraya konulma sürecinden orta halli bir mizah kitabı çıkar :)

Samet Türkmen
02-10-2007, 23:58
keklik gibi kandımı süzmedim,murad alıp doya doya gezmedim. Erzincan

F3nPHVbU5As

videonun forumda gösterilme kodları neydi ?

Ekleme: Hallettik :)

CeMtS-1967
30-10-2007, 00:04
arkadaslar bahçede yeşil çınar die bi türkü var celal güzel ses süper söylüo yıllardır arıyorum tam olarak bulamadım türküyü.dinleyin bence bulmaya çalışın süperrr...

OYılmaz
17-11-2007, 16:32
Türkünün Adı:Arda Boylarında Kırmızı Erik
Yöresi:Rumeli
Derleyen:Nihat Kaya

Türkünün Hikayesi Şöyledir ;

Tekirdağın Kayı köyünden Genç bir Kız ve bu kızın bir sevgilisi vardır fakat kızın ailesi , İstemeye geldiklerinde kızını bu gence vermezler Aynı köyden bir başka gençle Evlendirilmesine karar verirler Düğün gelip çatar kına gecesi kıza kına yakarlar gelin bu evliliğe karşı olduğu için ertesi gün sabaha karşı uyurken kendini denize atar Halk arasında, genç kızın arkasından sevgilisininde kendisini öldürdüğü Söylenmektedir...


Çok sevdiğim bu Türküyü Şükriye Tutkundan Dinliyelim ;

ZAhaCW5qpcw&feature=related

OYılmaz
30-04-2008, 14:23
Sen gelmez oldun

Yöresi:Azerbaycan
Kaynağı mahlası:Elekber Tagiyev


Zengin kültürümüzden bir türkü daha

bs2BRaojd5s&feature=related

antagonist
29-05-2008, 18:59
Dersini almış da ediyor ezber

Yozgat yöresi türküsü

7Qwa-rKU0-M

Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı. Bu ozanların çoğunluğunu Sorgun ilçesindeki ozanlarımız oluşturmaktadır.

Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ay yüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.

Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beşçamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediği, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.

Kaya
29-05-2008, 22:06
"Türkü Bar" adı altında çok tuhaf mekanların açılmasıyla türkülerden iyice soğudum. :)

Lakin; sevdiğim bir türküyü söylemeden geçmiyeyin. "Keklik Gibi Kanadımı Süzmedim"

Miraç Atalay Çiftçi
30-10-2009, 21:02
Rengahenk Türküler 3 adlı albüm, bu sıralar benim favorim. Dinlendiriyor, eğlendiriyor, seyahat ettiriyor...

CD 1


Hacel Obasi - Sevcan Orhan
Acem Kizi - Halil Yalciner
Ip Attim - Sibel Asaduryan
Erzurumda Cevirdiler Yolumu - Ilyas Ekinci
Ben Bu Yil Yarimden Ayri Duseli - Seda Bingol
Mapushane Icinde Yaniyor Gazlar - Serhad Rasa
Yigidim Aslanim - Ilkay Akkaya
Babuba - Ozgur Akdemir
Carsambayi Sel Aldi - Gulseven Medar
Kirmizi Bugday - Nihal Salda
Sivas Ellerinde Sazim Calinir - Sinem Eroglu
Su Kislanin Kapisina - Sema Erdogan & Ozgur Taylan Tutan
Fincanin Etrafi Yesil - Taylan Cansizoglu
Sitem - Nurettin Rencber


CD 2


Basindaki Yazmayi - Seda Bingol & Kerim Yagci
Dostum Dostum - Taylan Ozgur Olmez
Cokertme - Suavi
Selanik - Sibel Asaduryan
Cift Jandarma - Aytekin Kaya
Beyaz Giyme Toz Olur - Seda Bingol
Oglan - Gulseven Medar
Dere Geliyor Dere - Ozlem Demir,Tulay Coskun,Sidenur Yuce Tore
Kesani - Samet Kolemen
Sarardim - Ozgur Akdemir
Nesini Soyleyim - Serhad Rasa
Ramo - Grup Gunyuzu
Uyandim sabah ile - Neyzen Kemal Unal
Zindani Tastan Oyarlar (Siir) - Suavi

ummufarah
30-10-2009, 22:32
Türklülerden zevk almak gerçekten ayrıcalıktır.Ucube Batı müziklerine ve para kaygısıyla hazırlanmış laf kalabalığı şarkılara inat, arkasında müthiş bir kültür yatan candır türküler.Adres vermek umarım yasak değildir çünkü bu siteden herkesin faydalanmasını istiyorum.

http://www.turkulertube.com

Semih58
31-10-2009, 00:02
Sana Hasret Sana Vurgun Gönlümüz
Neredesin Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost
Bu Gemi Bu Karadeniz
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Ararım İzini Dolmabahçeden
Bir Daha Dönmezmi Bu Yola Giden
İçimde Sen ,Gözümde Sensarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Kurban Olam Yürüdüğün Yollara
Kara Peçe Yakışmıyor Kullara
Uyan Bak Bizim Hallara
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost

Bulutlar Terinden, Dağlar Kokundan
Sarhoştur Sevdiğim Mahsuni Bundan
Bir Daha Gel, Gel Samsundan
Sarı Saçlım Mavi Gözlüm
Nerde Nerde Nerdesin Dost



Not: sarı saçlım mavi gözlüm yazın, google arayıp dinleyin,büyük keyif duyacağınıza inanıyorum.

Semih58
31-10-2009, 00:24
Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. On altıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.

Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.

Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.

Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşamüstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp gözyaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.

Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için gözyaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

Türkü�nün Orijinal Sözleri:

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar,
Aşrı Aşrı Memlekete Kız Vermesinler
Annesinin Bir Tanesini Hor Görmesinler,

Uçan Da Kuşlara Malûm Olsun, Ben Annemi Özledim.
Hem Annemi Hem Babamı, Ben Köyümü Özledim.

Annemin Yelkeni Olsa Açsa Da Gelse,
Babamın Bir Atı Olsa Binse De Gelse,
Kardeşlerim Yolları Bilse De Gelse.

Uçan Da Kuşlara Malûm Olsun, Ben Annemi Özledim.
Hem Annemi Hem Babamı, Ben Köyümü Özledim.

Yöre: Edirne

Semih58
31-10-2009, 00:27
Yöre: Aydın

Genç Osman Marşını dinle..

Çok eskilerde bir kimsenin Askere alınması için bıyığında tarak durması şartmış. Bugün bile Anadolu'nun bir çok yerinde bir gencin olgun topluluğa girmesi için bıyığında tarak durması şartına uyulurmuş...

Günlerden bir gün Sultan Murat Han Bağdat'a sefer açar, Anadolu'da asker yazmaya başlanır. Gençler yiğitler, delikanlılar bir heycanla asker yazılmaya koşarlar. Bunlar arasında henüz bıyığı bitmemiş bir genç de vardır. Genç Osman..


Genç osman kayıt işlerini yapan subaya yaklaşır, içi içine sığmıyordur. Daha henüz bıyığı terlememiş bir genç olduğunu gören subay:
-Hey senin daha bıyığın bitmemiş sen daha çocuksun asker olamazsın..
Genç Osman ansızın kuşağından çıkartığı tarağı üst dudağına saplar ve subaya dönüp:
-Nasıl dudağımda tarak duruyor mu?
Bu üstün cesaret karşısında artık söz bulamayan subay onu askere yazar.

Genç Osman orduya katılır. Bağdat seferinde büyük kahramanlıklar gösterir, Kale kapısını açar,burca sancak diker, kahramanlıkları dillere destan olur. Ne yazık ki savaşın şiddetli olduğu bir kesimde şehit olur..Ordu ve Anadolu halkı yasa boğulur..Anadolu'da ve yeniçeri şairler arasında bu olay üzerine türküler yakılır, ağıtlar söylenir...

Türkünün Sözleri



Genç Osman dediğin bir küçük uşak
Beline bağlamış ibrişim kuşak
Askerin içinde birinci uşak
Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of

Bağdadın içine girilmez yastan
Her ana doğurmaz böyle bir aslan
Kelle koltuğunda geliyor Kars'tan
Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of

Bağdadın kapısın Genç Osman açtı
Düşmanın cümlesi önünden kaçtı
Kelle koltuğunda üç gün savaştı
Allah Allah deyip geçer Genç Osman of of

Askerin ucu göründü Van'dan
Kılıcın kabzası görünmez kandan
Bağdadın içinde tozdan dumandan
Toz duman içinde kaldı Genç Osman of of

Osman Şevki Uludağ - Aydın

Semih58
31-10-2009, 00:33
Acem kızı görenleri kendine hayran bırakacak güzellikte biriydi..bembeyaz bir teni , simsiyah saçları , toprak rengi gözleri vardı..her zaman o iri gözlerini çekik çekik sürmeler süslerdi..her ne kadar çok hareketli gibi görünse de bir hüzün vardı gözlerinde..gülümserken bile gitmeyen bir hüzün....


Ali hep ovaya çalışmaya gittiğinde görürdü onu.öyle güzeldi ki bakmaktan alıkoyamazdı kendini..bir yandan işini yapar bir yandan da sessizce ovanın ortasında açan çiçeği izlerdi...
Acem kızı ara sıra başını kaldırır ve Ali'nin gözlerinin içine bakardı...dudaklarında anlık bir gülümseme olur , sonra başını öne eğerdi...bu bakış bu gülümseme Ali için dünyaya bedeldi..
Geceler boyu Ali acem kızı'nı göreceği sabahları bekler ve heyecandan uyuyamazdı..
Bir gün tüm cesaretini topladı artık onunla konuşmalıydı...uygun zamanı bekledi ve onu yalnız kaldığı bir an yakaladı ve dur acem kızı korkma dedi..seni her gün izliyorum gel benim sevdiğim ol...acem kızı'nın gözlerinden bir damla yaş aktı ve koşarak uzaklaştı Ali'nin yanından...Ali anlam verememişti bu gözyaşlarına...
O günden sonra acem kızı hiç gelmedi...Ali korktu ona bir şey mi oldu diye...ama çok zaman sonra öğrendi ki sevdiği kız başka bir köye ve üstelik yaşlı bir adama başlık parası için gelin verilmişti...artık tadı yoktu yaşamanın...Ali günlerce ovada dolaştı ve bu türkü döküldü dudaklarından her soluğunda acem kızı diye haykırdı...
Acem kızı bu türküyü duydu mu ya da Ali'nin bu türküyü kendisine yazdığını biliyor mu bilinmez ama bizler yıllardır söyler ve yaşarız bu yarım kalan sevdayı.. Türkü Nedir?

Türkü'nün Sözleri

Çırpınıp da Şanova'ya çıkınca
Eğlen Şanova'da kal Acem Kızı
Uğrun uğrun kaş altından bakınca
Can telef ediyor gül Acem Kızı

Seni seven oğlan neylesin canı
Yumdukça gözünden döker mercanı
Burnu fındık ağzı kahve fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı

Erdal
31-10-2009, 00:38
Yahu ne güzel başlıkmış bu nasıl kaçırdım ben...Şu anda ülke tv de meksika sınırınnda müthiş birAzeri türküsü çaldı...Kal sana gurban...Türkülerimizi her yöreden türkülerimizi dinlerken aklıma hep şu gelir; Çok çile çekmiş bu millet çok....

Erdal
31-10-2009, 00:40
Benim için türkülerin şahı "yeşil başlı gövel ördek uçar gider göle karşı" diye başlayan türküdür....Elvan elvan kokun gelir yar oturmuş yele karşı....Sanırım orta Anadolu türküsü....

Erdal
31-10-2009, 00:44
Ve elbetteki Kerkük türküsü: Altın hızma mülayim....Yahu bir gün bir araya gelip türkü faslı yapsak be:)

Mustafa Yüksek
31-10-2009, 00:47
Benim için türkülerin şahı "yeşil başlı gövel ördek uçar gider göle karşı" diye başlayan türküdür....Elvan elvan kokun gelir yar oturmuş yele karşı....Sanırım orta Anadolu türküsü....

Erdal abi hakkaten enfes türküdür...Bir çok sanatçıdan dinledim ama Yavuz Bingöl'ün söylediği şarkı listemdedir hep...

Kubilay Ş.
31-10-2009, 00:54
erkan ogur & cengiz özkan - ne feryad edersin divane bülbül

KmJ2TFrAAH8

Hasan ZAİMOĞLU
31-10-2009, 00:56
Ve elbetteki Kerkük türküsü: Altın hızma mülayim....Yahu bir gün bir araya gelip türkü faslı yapsak be:)
erdal abi süper bir türkü o ya (: süper olur bir türkü gecesi :rolleyes:

Mustafa Önder
31-10-2009, 09:53
Yalnız bir nokta var Türkü ve Ezgi'yi birbirine karıştırmamak gerek...
Bir Türküye türkü diyebilmek için
1-Anonim olması
2-Çok uzunca yılların geçmesi
3-Halka mal olması
Gerek

Kara Tren gibi popüler eserler olsun Neşet Ertaş'ın kendi ezgileri olsun henüz Türkü mahiyetinde eserler değiller.

ummufarah
31-10-2009, 11:53
http://www.turkulertube.com/video_R9A0P40W608.html

Yeşil başlı gövel ördek..

EMiRHAN61
31-10-2009, 15:51
http://www.youtube.com/watch?v=HmTTvNv7xb8

Antep Yöresi

Yaralı Ceylanım Senden Başkasına Gönül Vermem

Cafer KILIÇSOY
31-10-2009, 16:21
Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar Türküsü

Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.

Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.

Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.

Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.

Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim


Kaynak
Türk Halk Müziği ve Oyunları
Sayfa 164
Cilt1 Sayı4 Yıl1 - 1982

e8pfORc_cJ4&feature=related

Hayriye Ayan
31-10-2009, 16:34
muhteşem türküler hepsi emeğinize sağlık
e ben biraz teknoloji özürlüsü olduğum için sevdiğim türküleri koyamıyorum

EMiRHAN61
31-10-2009, 16:42
Pisi’de küçük bir evde, bir anne ve iki oğlu kendi hallerinde yaşarmış. Babalarını küçük yaşta kaybetmenin ezikliğini, annelerinin dul olmasının getirdiği sorunları, tütüncülük denilen o en meşekkatli ziraatçilik türünü, yokluğu ve çevre baskısını en derinden yaşarlarmış. Anne Hatice oğulları büyüdükçe onlara söz geçiremez olmuş, ne yapacağını şaşırmış. Ağabey Kerimoğlu Hüseyin (ölmüş babasının adı Kerim’miş) arasıra güzlü tütün alım satımı yaparmış. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde devletin dış borçları nedeniyle Avrupa devletleri tütün üretiminden elde edilecek vergi gelirlerini müsadere altına almışlar, Tütün Rejisi denilen bu sistemde Reji bir yandan ülke kaynaklarının bu şekilde gaspını sağlarken, bir yandan da tekel konumlu alıcı sıfatıyla tütün üreticisini ezermiş. Reji’den başka yere tütün satmak yasakmış. Reji istediği fiyatı verir, ödemeyi de istediği zaman yaparmış. Arkasında devletin yabancı ülkelerle akdettiği anlaşmalar olunca da, hükmü ve varlığı kanun koruması altında, kolluk kuvvetleri de emrindeymiş. Reji’ye birazcık karşı gelen, Reji aleyhinde birazcık konuşan, dayağı yer otururmuş. Ağabey Hüseyin en çok karşı gelenlerden ve en çok konuşanlardan olduğundan devamlı hapis yatar dururmuş. Böyle bir ortamda halkın tek gelir kaynağı kaçakçılıkmış. Kaçakçılık denilen de kendi tütününü kendi istediğine satmakmış.
1889’da gösterirken küçük kardeş Eyüp (Kerimoğlu)’da 17 yaşlarına gelmiş. O da delikanlılığın verdiği ateşle bu düzene ve sisteme isyan edenlerdenmiş. Ağabeyi Hüseyin hapse girdikçe Eyüp de hiddetlenir, daha da isyankar olurmuş.
Günlerden bir gün, Pisi’ye yakın bir köyde arkadaşları ile düğüne gitmişler. İlerleyen saatlerde Kerimoğlu Eyüp arkadaşları ile zeybek oyununa kalkmışlar. Bunun üzerine Muğlalı zenginlerin Pisi ovasındaki arazilerinin kahyalığını yaptığı için Pisi muhtarı olan İzzet Ağa gençlere; “Utanmadınız mı bunca büyüklerin önünde oyuna kalkmaya. Ne zaman adet oldu büyüklerden izin almadan oyuna kalkmak” demiş ve küfürle devam etmiş. Zira büyüğünden izin almadan zeybek oynamaya kalkmak hakaret sayılırmış. Muhtarın karşı hakaretleri üzerine taraflar arasında tartışma çıkmış. Kerimoğlu Eyüp tartışma esnasında belinden çıkardığı bindirme tabancası ile muhtarı öldürmek için ateş etmiş. Ancak muhtar aniden kendini yana atınca sadece kolundan yaralanmış. Düğün yerinde bulunan muhtarın adamları Eyüp’e vurmaya başlamışlar ve onu çok fena hırpalamışlar. Bir ara bir fırsat bulan Eyüp ellerinden kurtulmuş ve evine sığınmış.
Çok geçmeden kolluk kuveetleri Eyüp’ün evini kuşatmış ve Eyüp dağlara doğru kaçarken çıkan çatışmada Eyüp’ün silahından çıkan bir mermi ile bir zaptiye ölmüş. Kerimoğlu Eyüp hiç yoktan bir katil olmuş. (ALINTIDIR.) Yaşanan münakaşa sonunda ve hiç de ağır sayılmayacak gerekçelerle dağa çıkan Kerimoğlu Eyüp Efe, Muğla’nın Merkez ilçesine bağlı “Yerkesik” kasabası ile “Pisi” denilen Yeşilyurt beldesinin dağlarında devrinin en gözü pek kızanları ile gezmiştir.
Kerimoğlu, Yerkesik ve Pisi dolaylarında baskınlar yapmamıştır. Yalnız ölümüne yakın yıllarda devrin en paralı Yerkesik Tüccarı Hacı Hasan Efendi’ye haber yollayarak kendisi için bir miktar para ayırtmasını istemiş, yakında da bu parayı almaya geleçeğini belirtmiştir.
“Nabi Özsoy: (Hacı Hasan Efendi’nin oğlu) Kerimoğlu babama haber yollamış. Babam pabucu kolay verenlerden değildi. O da karşı haber yolladı. Kerimoğlu benden para değil, ancak kefenini alır diye. Gelmedi. Babam işi sıkı tuttu Sonunda galip geldi.”
Kerimoğlu bir defasında da Kocabahçe denilen yerde konaklamış fakat durmayarak Ula tarafına geçmiştir. Eyüp Efe’nin Kocabahçe konaklaması dışında Yerkesiğe gelmesi ve konaklaması olmamıştır.
Zaptiyeler uzun süre dağda Eyüp’ün izini sürmüşler ama bulamamışlar. 19 yaşındaki bu zeki ve çevik genci ele geçiremezler. Ve nihayet Milas ’ta kaçakçı yakalamakla ünlenmiş “Kör Arap” lakaplı İsmail Çavuş’a haber salarlar.
Kör Arap, daha öncae girdiği bir çatışmada gözünün birini kaybettiğinden ve çok esmer tenli olması sebebi ile bu lakap ile anılırmış. Çok acımasız ve çok keskin nişancıymış.
İşinde uzman olan Kör Arap işe istihbarat edinerek başlamış ve Kerimoğlu Eyüp’ün Çakallar denilen bir mezrada, İbişoğlu İbrahim ’in çoban kulubesinde kaldığını tesbit etmiş. (ALINTIDIR) Kerimoğlu Eyüp 1901 yılı sonlarında, Çakallık ( Menteş Mahallesi) eşrafı İbiş Dayı’nın evinde konaklayarak gece yatısına kalmıştır. Eyüp’ün takibine çıkan Arap İsmail Çavuş komutasındaki bir müfreze heyeti Yenice köyünde durumdan haberdar olur. Hemen o gece müfreze Çakallığa gelerek Kerimoğlu’nun kaldığı evi çember içine alırlar. (ALINTI:MUĞLA İL TOPLUM YAPISI ARAŞTIRMALARI (YERKESİK)-ÜNAL TÜRKEŞ)
1901′in çok güzel bir bahar günüymüş. Öğledensonra dört sularında, pırıl pırıl güneşli bir hava, çamların arasında dolaşan hafif bir meltem, Eyüp’ü tedbirsiz kılmış olacak ki, geceleri dağlarda kaçak dolaşıp, gündüz olunca vardığı İbişoğlu’nun kulübesinde çok derin bir uykuya yatmış. Pencere ve kapının açıldığını farketmemiş. Uyuyan insanı yılan sokmazmış ama yılanın yapmadığını Kör Arap yapmış o sokmuş. Mışıl, mışıl uyuyan Eyüp’e hiç acımadan ve uyandırmadan, canına kıyıvermiş.(ALINTIDIR) Kerimoğlu bu çemberden kurtulamanıştır. Ocak başında açılan ateş sonucu vurularak öldürülmüştür. Mezarı da vurulduğu yer olan Menteş Mahallesinde bulunmaktadır.
Eyüp’ün ölümünden sonra annesi Hatice kahrına fazla dayanamamış, o da çok geçmeden ölmüş. Ağabey Hüseyin önce Yerkesik’e yerleşmiş, çok geçmeden orayı da terk etmiş, nereye gittiğini hiç bilen olmamış.
Ama gün gelecek “Reji” de tarihe karışacaktı. Daha da önemlisi, Eyüp, yöre insanları için kaderine razı olmamanın, her ne olursa olsun direnmenin sembolü oldu. Pisi’nin ve Yerkesik’in de bir kahramanı vardı artık: 19 yaşında, mükafat için kalleşçe vurulan “Kerimoğlu Eyüp”. Halk, kendi kahramanı için, Reji’nin ayakçısı Kör Arap’ı inceden tiye alan türküsünü yakmıştı bile. Bu ağıtlar günümüzde de folklorümüzün zengin örneklerinden olan Kerimoğlu Zeybeğinin oluşmasını sağlamıştır.
KERİMOĞLU ZEYBEĞİ
“Haydülen de haydü len,
Karadağların sandalı da, sandalı.
Al ganlara boyanmış,
Kerimoğlunun her yanı da her yanı.Öf aman da aman da
Şu dağlarda keklik kalmadı.
Oyna len de kör Arabım sen oyna,
Senden başka yiğit (!) kalmadı.Öf ülen de aman da
Yerkesikle şu pisinin arası
Nerelerde bozulmuş
Kerimoğluylan körarabın arası”



Turgay Basyayla-Kerimoğlu Zeybeği

http://www.youtube.com/watch?v=JtOZ3uaNS9U

EMiRHAN61
31-10-2009, 16:46
Burdur’dan Antalya’ya doğru giderken yaklaşık 38 km. Uzaklıkta bulunan Arvallı, yeni adı ile Bağsaray köyünde geçer hikaye. Hikayeye göre Hatçe isminde bir güzel kadın köyün meydanındaki duvarında çift oluklu pınar bulunan bir evde oturur. Türküde sözü geçen pınar bu pınardır. Hatçe güzel ve alımlı bir köy güzelidir. Köyün çobanı Hatça’ya gönlünü kaptırır. O da çobanı sever. Ne var ki Hatçe evlidir. . Kader onları bir türlü bir araya getirmemiştir. Her ne kadar olumsuzluklar çok olsa da aşklarına engel olamazlar ve bir zaman sonra birlikte kaçmaya karar verirler. Çobanla birlikte kaçarak Antalya’ya yerleşirler. Yaklaşık 5 ay sonra yakın bir köyde (Kayış) de buna benzer bir olay gerçekleşir ve İbrahim CAN isimli mahalli sanatçı bu türküyü yakar. Türkü’nün Orjinal Sözleri: Evlerinin önünde pınarlar harlar Hatçam çıkmış pencereye ay gibi parlar Ben Hatça’yı yitirdim de dumanalı dağlar Gözlerimin pınarları durmadan çağlar Ovalara duman çökmüş göremedin mi A kız kendi saçını öremedin mi Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz Gel sarılalım gaçalım ince belli kız Denizin dibinde Hatçam demirden evler Ak gerdanın altında da çiftedir benler O kınalı parmaklar da o beyaz eller Yolcuyu yolundan eyleyen dilber Dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor Hatçayı görenler sevdalanıyor Üçünü de beşini de Hatçam onuna Ben de yandım Hatça’mın basma donuna Yüce dağ başına Hatçam ekin ekilmez Yağmur yağmayınca Hatçam kökü sökülmez Ellerin köyünde Hatçam kahır çekilmez Doldur ağıları içelim Hatçam Varman kızlar varman kirli çobana Çoban evde durmaz gider yabana Ovalara duman çökmüş göremedin mi Akız kendi saçını öremedin mi Arvallı dedikleri bir büyük şehir Şehir oldu bana her zaman zehir Çok dediler arkadaşlar yar senin değil Doldur ağıları içelim Hatçam Yüce dağ başında Hatçam harmanın mı var Harmanı kaldırmaya dermanın mı var Hatçam beni öldürmeye fermanın mı var Doldur ağıları içelim Hatçam Yöre: Burdur Derleyen: Mehmet ERENLER


http://www.youtube.com/watch?v=P485CsDLNMA

EMiRHAN61
31-10-2009, 16:49
Hikayesini bilmiyorum bilen arkadaşlar varsa paylaşabilirler. En sevdiğim türkülerden biri olan , "El vurup yaremi incitme tabib." Mustafa Yıldızdoğan Mektup adlı albümünde çok güzel seslendirmişti bu türküyü.

http://www.youtube.com/watch?v=ekfbW_6a4QM

Emirhan Makul
31-10-2009, 17:14
Hikayesinden en çok etkilendiğim Türkü Dersini Almışda ediyor ezber şarkısıdır.

EMiRHAN61
01-11-2009, 00:36
Dünya dolsa şarkıyılan
Türküz türkü çağırırız
Yol gidilmez korkuyulan
Türküz türkü çağırırız

Türküz Türkler yoldaşımız
Hesaba gelmez yaşımız
Nerde olsa savaşırız
Türküz türkü çağırırız

Türklerdir bizim atamız
Halis Türküz kanı temiz
Şarkı gazeldir hatamız
Türküz türkü çağırırız

Bayramlarda düğünlerde
Toplantıda yığınlarda
Sıkılınca dar günlerde
Türküz türkü çağırırız

Yaylalarda yataklarda
Odalarda otaklarda
Koyun gibi koytaklarda
Türküz türkü çağırırız

Su başında sulaklarda
Türkün sesi kulaklarda
Beşiklerde beleklerde
Türküz türkü çağırırız

Hep beraber gelin kızlar
Bile coşar o yıldızlar
Koşulunca çifte sazlar
Türküz türkü çağırırız

İnler Veysel arı gibi
Bülbüllerin zarı gibi
Turnalar katarı gibi
Türküz türkü çağırırız

AŞIK VEYSEL (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=25)







Güney Azerbaycan Türkü Araz Elses yorumuyla bu güzel türkü ;

http://www.youtube.com/watch?v=2vJtgbdghtY

Bilâl ÇOBAN
04-11-2009, 00:22
Kars'lı Halk Ozanı Ozan Nejdat'ten Günümüz Olaylarına Son Derece Uyan Deyişi


Bugünlerde memleketin gidişi,
İçime dert oldu, gel de söyleme,
Yapanlar hesaplı yapıyor işi,
Konuşmak şart oldu, gel de söyleme...

Bir Köroğlu yok ki boş kaldı meydan,
Fırsatı kalleşe verdi bu zaman,
Akrepler şahmaran, maymunlar aslan,
Tilkiler Kurt oldu, gel de söyleme...

Nejdat'ım dertliyem, değilem rahat,
Anladım ki ön planda menfaat,
Bir yanda Karabağ, bir yanda Bağdat,
Kimlere yurt oldu, gel de söyleme...

...

EMiRHAN61
04-11-2009, 00:44
GehYoOJUJ_I

Dilaver Cebeci üstadı rahmetle anıyorum. Bu muhteşem eseri TRT korosu gibi muhteşem bir korodan dinlemek de apayrı bi güzellik.

EMiRHAN61
06-11-2009, 22:39
ihXw_FZqREk


Türkülerimizden güzel bir tanesi daha

EMiRHAN61
07-11-2009, 00:45
Ev4n3-UNESE

fatsakopat52
07-11-2009, 02:41
Turkunun Adı: Ordunun Işıkları
Yöre: Ordu
Derleyen/Kaynak Kişi: Muhsin TERCAN

Akşam oldu yanıyor da
Vona'nın ışıkları
Hiç aklımdan çıkmıyor da
Yarin konuşukları

Oy kemençe kemençe de
Nerde idin dün gece
Atar kırarım seni de
Eğlencesin eğlence

Vona'dan görünüyor da
Ordu'nun ışıkları
Adamı öldürüyor da
Yarin Konuşukları


Ben kemence calamamda
Dayım darılır bana
bir horon havası vurda
kurban olayım sana

Funduk Toplayan Kızlarda
Funduk dalda kalmasın
Gelseni bir öpeyimde
Aklın bende kalmasın

Oy kemencem kemencem de
Zerdali dalı mısın
Yanık yanık çalarsın da
Benden sevdalı mısın

Nur içinde yatsın Kazım Koyuncunu konserlerinde söylediği şeklini koyuyorum foruma beğenirsiniz inşallah.Hem bu vesileyle birkez daha Kazımı anmıs oluruz...

http://www.youtube.com/watch?v=ATtFfmLHLCI