geronimo_61
23-12-2006, 00:53
UMURSANMAYANLAR ve ONUR ÜZERİNE
Zamanımızın en çirkef konusu; umursanmayanlar. İnsanoğlu ciddi ve sistematik bir şekilde tasniflenmekte. Modern zamanların kast sistemi ete kemiğe büründü. Ne ağlanılası bir manzara. Asıl korkuncu da insanoğlunun bunu bilmeyerek de olsa –bilerek yapanlarla beraber- hayatın vazgeçilmez kurallarından birine dönüştürmesi. Bir nevi sapık bir tarikatın tüm insanlığı sarması. Bilmeden milyonların mürit olması. Korkunç ve acınası bir dünya tasviri. Ve umursanmayanlar, başka bir tarife göre tutunamayanlar... sonsuz uçurumun başlangıç noktasına hareket. Gariptir, sınıflandırmanın temeli maddeye dayalı. Maddenin yan kolları sürekli değişmekte. Ama ana ortaklar teşhir ve aldatma hep orta yerde beklemekte… dayanılası değil bu tasvir…. Utanılası…
Fildişi kulelerin amansız yönlendirmesine muhtaç olan kendi kalamamışlar kabilesi bir nevi tüm dünya. Kendi kalamamışların hükmü geçmemekte, sadece hükümlü kalmayı yeğlemekteler çünkü. Bir yaşam dolusu bağlılık, bilmeden. Ve bu ironi içerisinde eriyen saygı mefhumu. Saygının hükmü eski zamanların antik kraliçeleri gibi, sadece kitaplarda güzel durmakta. Servetsizler umursanmamakta, çirkinler umursanmamakta, kariyersizler umursanmamakta. Yani terimlere bağlı etiketlere sahip olmamanın hüzünlü sonucu. Umursanmayanlar kabilesine aidiyet hızla. Dengeler hep bu yönde oluşmakta, dengeler hep bu yönde bozulmakta… Sahte kahramanlardan, medet umanların yanında olmanın akıbeti. Sahte mutluluklar, en fazlası. Daha fazlası etikete bağlı. Ne büyük karmaşadır bu yaşanılanlar. Karmaşa yetersiz, tam anlamıyla trajedi.
Bilinmeli aslında, hayat güzel burunluların, düzgün vücutluların, bakımlı yaşamışların hayatı değil. Olmamalı da. Hayat sevenin hayat saygı duyanın, hayat inananın olmalı. Olması içinde birileri gayret göstermeli, en azından gayret gösterilmeli. Savaşanlar elbet olacaktır zaten. Ve yürekten savaşanların kaybettiği vaki değildir. Onlar aslında kaybettikleri sanılan zamanlarda bile kazanmışlardır çünkü. İşte umursanmayanların, daha doğrusu dengelere meydan okumak gereksinimi olanların gerçek kahramanları kendi yürekleri. Paslanmadan savaş baltaları, savaşmalı. Özümüzle, yüreğimizle, beynimizle korkmadan savaşmalı.
Aslında dengecilerin ilk yok ettikleri düşmanları, insanların kendine güvenleri. Kendine güveni olmayan bir kalabalık kitlesine uydurma yaşamlar empoze etmek pek de zor olmasa gerek. Emin ol bunu onlar da düşünmekte. Uydurma yaşamları kendilerinin sananlar. Dönün etiketlerinize. Kabul etmeyenler zaten başaracaklar.
Alışkanlıkların zararlı oluşu da galiba bu yüzden. Kendilerini iyi yada kötü kabul ettiriyorlar ve hiç zorlanmadan orada öylece kalıyorlar. Uydurma yaşamı kabul etmeyen, beyninde duran bir dörtlük hatırladı o an. Üzgündü hatırlamıyordu yazarını. Özür diledi ve okkalı bir teşekkür yolladı mısraların yazarına.
“Yaşamak bir gün uyanmaktır,
Bir gün birdenbire yalnız kalmaktır.
Yaşamak alışmalardan sonra,
Alıştığın her şeyle savaşmaktır.”
Büyük şehirlerin, kalabalık caddelerin, dolgulu sokakların, tamirdeki işyerlerinin, çamaşır dolu balkonların ortak noktaları; umursanmayanlarla dolu olmaları. Bakılıp, geçilecek bir durum değil. Umursanmamaya karşı direnmenin ilk anahtarı burada saklı aslında. Başlangıç noktası kendini önemsemek, alışkanlıklara tutkun kalmamak. Eleştirmenin çok kolay olduğu, çözüm üretmenin ise hep başkalarına bırakıldığı bir alışkanlık vücuda gelmiştir. Bu açıkça görülmektedir. Ve anlatmak isteyenin önünde duran da bu gerçektir. Gerçekler acı denilmişti. İşte bir can yakıcı gerçek daha. İyi yaşamanın etiketlerde olduğunu farzedenlerin densiz gururu ve yanında bunlardan nasibini alamayanların kabullenişlerle dolu etiketlilere benzeme oyunu.
Bu oyunu bozmanın sırası gelmiştir. Güç aranılacaksa, bilinmelidir çok yakında aranılan güç. Aramayı bilenler için, aranılan hiç uzak olmamıştır zaten. Özüne dönmelidir insan ve kararını vermelidir. Karşılaşılacak olan ne mitolojik bir savaş olacak ne de entel kılıklı aşk postacılarının postmodern uydurmaları.
Bir öykü anlatılacaktır belki de yüzyıllar sonra bile dillerde dolaşacak. Savaşın, gururun, direnişin hikayesi. Tabiri caizse şehvetten uzak hikayeler dinleyecektir belki de o zaman insanoğlu. tabuları yıkanların hikayesini, umursanmamaya direnenlerin ve umursayanların hikayesini. Kat kat sınıf yaratanların değil, aynı olduklarının gösterenlerin hikayesini. Umut var olacakta. Umudun olduğu her yerde ışığın az çok görülebildiği anlatılmaktadır. Anlatılanlar yalan çıkmayacaktır o zaman bu hikayenin sonunda da. Sahte kahramanların, kaslı vücutların, güzellik kraliçelerinin, büyü dolu gizemlilerin hikayesi değil. İnsanın hikayesi, en saf haliyle insanın.
Don Kişot hikayesiyle kahramanlık olgularına verip veriştiren ve bir anlamda etiketsizliğin temsilcisi Sancho Panza’yı ironilerle doldurarak insanlığa yollayan Cervantes’in ünlü romanında bir handa geçen öykü anlatılır. Hikayenin kahramanı Sancho Panza, tecavüze uğramış bir kadına yardımcı olmak ve en azından kırılmış duygularını onarmak adına tecavüzcünün para dolu kesesini zorla alır ve tecavüze uğrayan zavallı kadına verir. Bu olaydan sonra da para kesesi alınan tecavüzcünün kadını izlemesine izin verir. Kadın dışarıya çıkınca para kesesinin peşine düşen adam da kadını takip eder ve o da dışarı çıkar.Belli bir müddet sonra kadın han kapısından tekrar içeriye girer. Her halinden ciddi ve yoğun bir kavgadan çıktığı bellidir. Başı ve suratı da kan ile doludur. Elindeki para kesesini sallar ve şöyle seslenir.
- Kaptırmadım, alçak herife.
Kahramanımız Sancho Panza tam bu noktada devreye girer ve romanın belki de en ağır en karakterli sözlerini söyler.
- Eğer onurunu da bu para kesesini savunduğunun yarısı kadar güçle ve direnme arzusuyla savunsaydın, adam sana asla tecavüz edemezdi.
Umursanan şey gücün ve hırsın sembolü paraysa, çoğu zaman olduğu gibi umursanmayan onur olacaktır. Sembolist bir yaklaşımla, tecavüze uğramış ama para kesesini kaptırmamış kaç kişi tanıyorsunuz.
Zamanımızın en çirkef konusu; umursanmayanlar. İnsanoğlu ciddi ve sistematik bir şekilde tasniflenmekte. Modern zamanların kast sistemi ete kemiğe büründü. Ne ağlanılası bir manzara. Asıl korkuncu da insanoğlunun bunu bilmeyerek de olsa –bilerek yapanlarla beraber- hayatın vazgeçilmez kurallarından birine dönüştürmesi. Bir nevi sapık bir tarikatın tüm insanlığı sarması. Bilmeden milyonların mürit olması. Korkunç ve acınası bir dünya tasviri. Ve umursanmayanlar, başka bir tarife göre tutunamayanlar... sonsuz uçurumun başlangıç noktasına hareket. Gariptir, sınıflandırmanın temeli maddeye dayalı. Maddenin yan kolları sürekli değişmekte. Ama ana ortaklar teşhir ve aldatma hep orta yerde beklemekte… dayanılası değil bu tasvir…. Utanılası…
Fildişi kulelerin amansız yönlendirmesine muhtaç olan kendi kalamamışlar kabilesi bir nevi tüm dünya. Kendi kalamamışların hükmü geçmemekte, sadece hükümlü kalmayı yeğlemekteler çünkü. Bir yaşam dolusu bağlılık, bilmeden. Ve bu ironi içerisinde eriyen saygı mefhumu. Saygının hükmü eski zamanların antik kraliçeleri gibi, sadece kitaplarda güzel durmakta. Servetsizler umursanmamakta, çirkinler umursanmamakta, kariyersizler umursanmamakta. Yani terimlere bağlı etiketlere sahip olmamanın hüzünlü sonucu. Umursanmayanlar kabilesine aidiyet hızla. Dengeler hep bu yönde oluşmakta, dengeler hep bu yönde bozulmakta… Sahte kahramanlardan, medet umanların yanında olmanın akıbeti. Sahte mutluluklar, en fazlası. Daha fazlası etikete bağlı. Ne büyük karmaşadır bu yaşanılanlar. Karmaşa yetersiz, tam anlamıyla trajedi.
Bilinmeli aslında, hayat güzel burunluların, düzgün vücutluların, bakımlı yaşamışların hayatı değil. Olmamalı da. Hayat sevenin hayat saygı duyanın, hayat inananın olmalı. Olması içinde birileri gayret göstermeli, en azından gayret gösterilmeli. Savaşanlar elbet olacaktır zaten. Ve yürekten savaşanların kaybettiği vaki değildir. Onlar aslında kaybettikleri sanılan zamanlarda bile kazanmışlardır çünkü. İşte umursanmayanların, daha doğrusu dengelere meydan okumak gereksinimi olanların gerçek kahramanları kendi yürekleri. Paslanmadan savaş baltaları, savaşmalı. Özümüzle, yüreğimizle, beynimizle korkmadan savaşmalı.
Aslında dengecilerin ilk yok ettikleri düşmanları, insanların kendine güvenleri. Kendine güveni olmayan bir kalabalık kitlesine uydurma yaşamlar empoze etmek pek de zor olmasa gerek. Emin ol bunu onlar da düşünmekte. Uydurma yaşamları kendilerinin sananlar. Dönün etiketlerinize. Kabul etmeyenler zaten başaracaklar.
Alışkanlıkların zararlı oluşu da galiba bu yüzden. Kendilerini iyi yada kötü kabul ettiriyorlar ve hiç zorlanmadan orada öylece kalıyorlar. Uydurma yaşamı kabul etmeyen, beyninde duran bir dörtlük hatırladı o an. Üzgündü hatırlamıyordu yazarını. Özür diledi ve okkalı bir teşekkür yolladı mısraların yazarına.
“Yaşamak bir gün uyanmaktır,
Bir gün birdenbire yalnız kalmaktır.
Yaşamak alışmalardan sonra,
Alıştığın her şeyle savaşmaktır.”
Büyük şehirlerin, kalabalık caddelerin, dolgulu sokakların, tamirdeki işyerlerinin, çamaşır dolu balkonların ortak noktaları; umursanmayanlarla dolu olmaları. Bakılıp, geçilecek bir durum değil. Umursanmamaya karşı direnmenin ilk anahtarı burada saklı aslında. Başlangıç noktası kendini önemsemek, alışkanlıklara tutkun kalmamak. Eleştirmenin çok kolay olduğu, çözüm üretmenin ise hep başkalarına bırakıldığı bir alışkanlık vücuda gelmiştir. Bu açıkça görülmektedir. Ve anlatmak isteyenin önünde duran da bu gerçektir. Gerçekler acı denilmişti. İşte bir can yakıcı gerçek daha. İyi yaşamanın etiketlerde olduğunu farzedenlerin densiz gururu ve yanında bunlardan nasibini alamayanların kabullenişlerle dolu etiketlilere benzeme oyunu.
Bu oyunu bozmanın sırası gelmiştir. Güç aranılacaksa, bilinmelidir çok yakında aranılan güç. Aramayı bilenler için, aranılan hiç uzak olmamıştır zaten. Özüne dönmelidir insan ve kararını vermelidir. Karşılaşılacak olan ne mitolojik bir savaş olacak ne de entel kılıklı aşk postacılarının postmodern uydurmaları.
Bir öykü anlatılacaktır belki de yüzyıllar sonra bile dillerde dolaşacak. Savaşın, gururun, direnişin hikayesi. Tabiri caizse şehvetten uzak hikayeler dinleyecektir belki de o zaman insanoğlu. tabuları yıkanların hikayesini, umursanmamaya direnenlerin ve umursayanların hikayesini. Kat kat sınıf yaratanların değil, aynı olduklarının gösterenlerin hikayesini. Umut var olacakta. Umudun olduğu her yerde ışığın az çok görülebildiği anlatılmaktadır. Anlatılanlar yalan çıkmayacaktır o zaman bu hikayenin sonunda da. Sahte kahramanların, kaslı vücutların, güzellik kraliçelerinin, büyü dolu gizemlilerin hikayesi değil. İnsanın hikayesi, en saf haliyle insanın.
Don Kişot hikayesiyle kahramanlık olgularına verip veriştiren ve bir anlamda etiketsizliğin temsilcisi Sancho Panza’yı ironilerle doldurarak insanlığa yollayan Cervantes’in ünlü romanında bir handa geçen öykü anlatılır. Hikayenin kahramanı Sancho Panza, tecavüze uğramış bir kadına yardımcı olmak ve en azından kırılmış duygularını onarmak adına tecavüzcünün para dolu kesesini zorla alır ve tecavüze uğrayan zavallı kadına verir. Bu olaydan sonra da para kesesi alınan tecavüzcünün kadını izlemesine izin verir. Kadın dışarıya çıkınca para kesesinin peşine düşen adam da kadını takip eder ve o da dışarı çıkar.Belli bir müddet sonra kadın han kapısından tekrar içeriye girer. Her halinden ciddi ve yoğun bir kavgadan çıktığı bellidir. Başı ve suratı da kan ile doludur. Elindeki para kesesini sallar ve şöyle seslenir.
- Kaptırmadım, alçak herife.
Kahramanımız Sancho Panza tam bu noktada devreye girer ve romanın belki de en ağır en karakterli sözlerini söyler.
- Eğer onurunu da bu para kesesini savunduğunun yarısı kadar güçle ve direnme arzusuyla savunsaydın, adam sana asla tecavüz edemezdi.
Umursanan şey gücün ve hırsın sembolü paraysa, çoğu zaman olduğu gibi umursanmayan onur olacaktır. Sembolist bir yaklaşımla, tecavüze uğramış ama para kesesini kaptırmamış kaç kişi tanıyorsunuz.